Gereklilikler Olmadan
Mert kapıyı açıyor, mutfak masasında üç tabakta kurumuş makarnalar, devrilmiş bir yoğurt kabı ve kareli bir defter görüyor. Baranın sırt çantası koridorun ortasında yatarken, Zeynep kanepede elinde telefonla oturuyor.
Mert çantasını yere bırakıp ayakkabılarını çıkarıyor. Tabaklar hakkında bir şeyler demek istiyor ama boğazı bir anda yorgunluktan düğümleniyor, sadece masaya gidip bir tabağı alarak lavaboya götürüyor.
Baba, şimdi ben yıkarım, diyor Zeynep, gözlerini kaldırmadan.
Tamam.
Suyu açıyor, tabağı suyun altına tutuyor. Makarnalar yumuşayıp süzgece doğru yüzüyor. Suyu kapatıp ıslak tabağa bakakalıyor.
Zeynep, Baran nerede?
Odasında. Matematik çalışıyor.
Peki sen?
Ben ödevlerimi bitirdim bile.
Ellerini havluyla silip Baranın odasına geçiyor. Oğlu halının üstünde yatıyor, kafasını yumruğuna dayamış, defterde bir buçuk çarpım örneği var.
Selam, diyor Mert.
Selam.
Nasılsın?
İyiyim.
Dersler?
Yapıyorum.
Mert yatağın ucuna oturuyor. Baran ona yan gözle bakıp tekrar defterine dalıyor.
Baba, neden geldin?
Bilmiyorum, diyor Mert. Galiba yorgunum sadece.
Gerçekten bilmiyor. Sabah annesi aramış, mutlaka gel dolabı birlikte boşaltalım diye tutturmuş, sonra işte toplantı akşama kalmış, metroda kapıya yapışık kalmış. Şimdi ise Baranın odasında oturup tabaklardan, derslerden, düzen meselesinden konuşmak istemediğini anlıyor. Eve gelince çalışan, susan biri olmak istemiyor artık.
Hadi mutfağa gidelim, diyor. Birlikte.
Neden?
Sohbet etmek için.
Baran yüzünü ekşitiyor.
Yine Türkçeden aldığım düşük not mu konuşulacak?
Hayır, sadece konuşacağız.
Baba, ödevimi bitirmedim.
Sonra bitirirsin. Beş dakika.
Kalkıp çıkıyor, Zeynepi çağırıyor. Kız gözlerini kaldırıp huzursuzca iç çekiyor.
Ciddi misin?
Ciddiyim.
Telefonunu kanepenin üstüne atıp peşinden geliyor. Baran odasından usulca çıkıyor, mutfağın kapısında bir süre tereddütle bekliyor.
Mert masaya oturuyor, defteri kenara çekiyor. Zeynep karşısına, Baran da sandalyesinin ucuna ilişiyor.
Ne oldu ki? diye soruyor Zeynep.
Hiçbir şey olmadı.
O zaman niye toplandık?
Mert önce ona, sonra Barana bakıyor. Baranın gözleri endişeli, başına kötü bir şey geleceğini bekliyor sanki.
Sadece konuşmak istiyorum, diyor Mert. Gerçekten. Yani ödevini yapmalısın, bulaşığı yıkamalısın demeden.
Yani bulaşık yıkanmayacak mı? diye temkinli soruyor Baran.
Sonra yıkarız. Ben başka şeyden söz ediyorum.
Zeynep kollarını göğsünde kavuşturuyor.
Bugün tuhafsın.
Tuhafım, diyor Mert, başını sallayarak. Herhalde her şey yolundaymış gibi davranmaktan yoruldum.
Sessizlik oluyor. Doğru kelimeleri bulamayınca kafası tamamen boşalıyor.
Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum, diye başlıyor. Ama sanki hepimiz rol yapıyoruz. Ben eve geliyorum, siz her şey normalmiş gibi davranıyorsunuz, ben de inanmış gibi. Sadece okuldan, yemekten bahsediyoruz, ama aslında konuşmuyoruz bile.
Baba, bizi üzüyorsun, diyor Zeynep alçak sesle. Niye?
Bilmiyorum. Belki ben de baş edemediğim için, sizin de baş edemiyor olmanızdan korkuyorum. Ama ne olduğunu bile bilmiyorum.
Baran kaşlarını çatıyor.
Ben baş ediyorum.
Gerçekten mi? diye soruyor Mert. Son iki haftadır neden gece yarısından sonra uyuyorsun o zaman?
Baran sessizleşiyor, masaya bakıyor.
Döndüğünü duyuyorum, diyor Mert. Sabah kalkarken uykusuz gibi oluyorsun.
Sadece uykum yok.
Baran.
Ne var Baran?
Gerçeği söyle bana.
Baran omzunu silkip bakışlarını kaçırıyor.
Okulda her şey normal. Derslerimi yapıyorum. Başka?
Ben dersleri sormuyorum.
Zeynep araya giriyor:
Baba, niye onu sorguluyorsun?
Sorgulamıyorum. Sadece anlamak istiyorum.
Ama o konuşmak istemiyor. Onun hakkı.
Mert Zeynepe bakıyor.
Peki. O zaman sen anlat, nasılsın?
Kız hafifçe gülümsüyor.
Ben mi? Çok iyiyim. Okul, arkadaşlar, her şey yolunda.
Zeynep.
Kız susuyor, gözlerini kaçırıyor.
Ne?
Son bir aydır neredeyse hiç dışarı çıkmıyorsun. Arkadaşların iki defa çağırdı, gitmedin.
Eee? Canım istemedi.
Neden?
Dudaklarını sıkıyor.
Çünkü sıkıldım onlardan, muhabbetlerinden, erkek konuşmalarından. Hepsi gereksiz geliyor. Tamam mı?
Tamam, diyor Mert. Ama üzgün gibisin sanki.
Kafasını sallayıp geriyor:
Üzgün değilim.
Peki.
Sessizleşiyorlar. Yalnızca arka planda buzdolabı uğulduyor.
Bakın, diyor Mert yavaşça, şu an sizi eğitmek istemiyorum. Ya da benimle konuşmayın diye teselli istemiyorum. Olduğu gibi söyleyeyim: Korkuyorum. Her gün. Paranın yetmeyeceğinden korkuyorum, anneannenizin hastalanıp bize haber vermemesinden, iş yerinde işten atılmaktan. Sizin bir şeyler yaşadığınızdan ama benim fark edemeyeceğimden korkuyorum. Artık her şey kontrolümdeymiş gibi davranmaktan yoruldum.
Zeynep gözlerini kırpıyor, dikkatlice babasına bakıyor.
Ama sen büyüksün, diyor yavaşça. Baş etmen gerek.
Biliyorum. Ama her zaman baş edemiyorum.
Baran başını kaldırıyor.
Ya baş edemezsen ne olacak?
Bilmiyorum, diyor Mert dürüstçe. Belki de yardım istemem gerekecek.
Kimden?
Mesela sizden.
Baran kaşlarını çatıyor.
Ama biz çocuğuz.
Çocuk olduğunuzu biliyorum, evet. Ama siz de bu ailenin parçasısınız. Bazen sizden sadece bana gerçekleri söylemenizi istiyorum. Her şey iyi değil, gerçekten nasıl hissediyorsanız onu.
Zeynep masada görünmez kırıntıları elleriyle topluyor.
Bunu bilmen neden önemli?
Yalnız olmamak için.
Kız ona bakıyor ve gözlerinde Mert, sanki bir anlayış parıltısı görüyor.
Okula gitmekten korkuyorum, diyor Baran birden. Bir çocuk var, bana her gün aptal diyor. Herkes de gülüyor.
Mertin göğsünde bir şey düğümleniyor.
Kim o çocuk?
Söylemeyeceğim. Gidip konuşacaksın, daha kötü olacak.
Söz, konuşmayacağım.
Baran ona şüpheyle bakıyor.
Sahi mi?
Gerçekten. Ama yalnız olmadığını bilmem lazım.
Baran başını sarkıtıyor.
Yalnız değilim. Orada Emir var, bizimle oturuyor. O iyi biri.
Tamam.
Zeynep iç çekiyor.
Üniversiteye gitmek istemiyorum, diyor kısık sesle. Herkes nereye gideceğimi soruyor, bilmiyorum. Hiçbir yere gitmeyecekmişim gibi geliyor, çünkü hiçbir şeyden anlamıyorum.
Zeynep, sen daha on dört yaşındasın.
Ama herkes bir şekilde seçmiş. Ben hala bilmiyorum.
Herkes değil.
Benim bildiğim herkes.
Bir süre susuyor Mert.
Ben de senin yaşındayken jeolog olmak istiyordum. Sonra caydım. Sonra yine fikir değiştirdim. Şimdi beklemediğim bir alanda çalışıyorum.
Peki memnun musun?
Kimi zaman evet, kimi zaman değil. Ama hayat böyle; önceden planlanmıyor.
Zeynep başını sallıyor, ama çekingen bir şekilde.
Çünkü herkes artık karar vereceksin diyor.
Diyorlar, diyor Mert. Ama o sözler onların, senin değil.
Kız ona bakıyor, hafifçe gülümseyip:
Bugün farklısın baba.
Doğru olmaktan yoruldum.
Baran kıkırdıyor.
Sana bir şey sorabilir miyim?
Tabii ki.
Gerçekten korkuyor musun?
Evet.
Korktuğunda ne yapıyorsun?
Mert düşünüyor.
Sabah kalkıp bir şeyler yapıyorum. Doğru mu, yanlış mı bilmeden. Yine de yapıyorum.
Baran başını sallıyor.
Anladım.
Sessizce oturuyorlar. Mert onlara bakıyor ve soruları cevaplamadığını, kaygılarını azaltmadığını hissediyor. Ama bir şey değişmiş: Onlara sadece işlev değil, insan olabileceğini gösterdi, karşılıklarını buldu.
Peki, diyerek kalkıyor Zeynep. Gidip bulaşıkları yıkayalım.
Ben yardım ederim, diyor Baran.
Ben de, diyor Mert.
Hepsi kalkıyor, Zeynep musluğu açıyor, Baran süngeri getiriyor. Mert havluyu alıp kurulamaya başlıyor. Sessizce çalışıyorlar, ama bu başka bir sessizlik: Eskisi gibi boş değil, dolu bir sessizlik.
Son tabak rafa konulunca Zeynep ellerini silip babasına bakıyor.
Baba, yine böyle konuşabilir miyiz? Bir ara.
Tabii, diyor Mert. Ne zaman istersen.
Kız başını sallayıp odasına gidiyor. Baran biraz bekliyor, sonra:
O çocukla uğraşmayacağına söz verdiğin için teşekkür ederim, diyor.
Ama işler çok kötü olursa söylersin değil mi?
Söylerim.
Hadi şimdi matematiğini bitirelim.
Birlikte Baranın odasına gidiyorlar, halının üstüne yan yana oturuyorlar. Mert deftere bakıyor, örnekleri inceliyor. Baran yaklaşıyor, birlikte çözmeye başlıyorlar, ağır ağır ama alışkın bir şekilde. Fakat Mert artık biliyor: O örneklerin ardında korkan bir çocuk var ve kendisi, Mert, sadece kontrol eden değil, korkularına rağmen her sabah ayağa kalkabilen biri olarak yanında durabiliyor.
Belki çok az şey değişti, ama bu bir başlangıç.




