Kimseye Vermem. Hikâye.
Üvey babası onlara kötü davranmazdı. En azından ekmek parçası yüzünden suçlamaz, okul yüzünden azarlamazdı. Sadece Elif eve geç kaldığında bağırabiliyordu.
Annenize söz verdim, sana göz kulak olacağım! diye haykırırdı Elifin Ama ben artık reşitim! diye çekingen itirazlarına karşı. Ne yapıp ne yapamayacağını en iyi ben bilirim! Baksana, reşit olduğunu söylüyor! Sanki mezun oldun diye her şey serbest! Hadi bakalım, önce düzgün bir işe gir, ondan sonra büyük biri gibi konuş!
Sonra, biraz sakinleşince daha yumuşak bir sesle devam ederdi.
O çocuk seni bırakacak, Elif. Neymiş o seni getirip götüren delikanlı? Arabası pahalı, yüzü güzel, ona göre sen sıradan bir kızsın. Sonra gözyaşları dökersin, unutma benim söylediklerimi.
Elif üvey babasına kulak asmazdı. Evet, Oğuz yakışıklıydı, üniversitenin üçüncü sınıfında okuyordu ama özeldeydi, Elif de istese özelde okurdu. Sınavlarda kazanamamıştı, üniversiteye giremeyince bir müddet broşür dağıttı, gazete sattı, esasen gelecek yılki sınavlara hazırlanıyordu. O gün Oğuzla böyle tanışmıştı broşür verirken, Oğuz bütün broşürleri alıp:
Hanımefendi, madem öyle, tüm broşürleri alıyorum ama siz de bizimle kafeye geliyorsunuz, dedi.
Ne olduysa Elif o an birden kabul etti. Tecrübeli olduğundan broşürleri o mahallede atmaktansa sırt çantasına tıkıştırıp, dönüşte çöp kutusuna atmıştı, kafeden çıkınca.
Kafede Oğuz Elifi arkadaşlarıyla tanıştırdı, pizza ve dondurma ısmarladı. Elif ile kız kardeşi Aleyna böyle yiyecekleri ancak doğum günlerinde tadarlardı paraları yoktu, üvey baba, annesinden kalan maaşı kara gün için dursun, bana bir şey olursa lazım olur, diyerek harcatmazdı.
Aslında maaşı iyi sayılırdı ama yarısını sürekli arıza çıkaran arabasına harcar, kalanını ise oyunlarda kaybederdi. Elif şikâyet etmezdi neyse ki onları sokaktan kovmamıştı; ev kendisinin olduğu, annesinin evini satmak zorunda kalmışlardı hastalığı sırasında. Elif, abur cubur, çikolata, pizza, gazoz istese de varsa hep Aleynaya verirdi. Oğuza da kafede Kardeşime bir parça pizza alabilir miyim? diye sormuştu. Oğuz önce şaşırmış, sonra ona bir tam pizza ve fındıklı büyük bir çikolata satın almıştı.
Üvey babası Oğuzun ona kötülük yapacağını zannetse de Oğuz nazik biriydi. Elif, yanında yetersiz hissediyor, daha sıkı çalışıyor, sınavlara daha çok hazırlanıyor, markette kasiyerlik bulmuştu. O işte iyi para vardı; kendine ve Aleynaya yeni kot pantolon, kuaförde doğru düzgün saç yaptıracak kadar kazanmış, Oğuzun da kendisiyle gururlanmasını istemişti.
Oğuz bir hafta sonu onu yazlığa çağırınca Elif ne olacağını biliyordu ama korkmadı çocuk falan değil sonuçta. Hem ikisi de birbirini seviyordu. Yalnız başlarda, üvey babası izin vermez mi korkusu taşıyordu, sonra o da eve geç gelmeye, bazen hiç gelmemeye başladı. Elif, tıp merkezinin hemşiresi Funda Ablada kaldığını biliyordu. Üvey baba ona uzun zamandır gülümsüyordu; Funda abla önce iki kızlı bir adama yanaşmazdı ama zamanla pes etmişti.
Bu durumda Elifin işine yaradı. Aleyna üzülüp ağlamıştı, tek başına kalacağını öğrenince. Elif ona çikolata, cips, gazoz aldı; Aleyna da durumuna razı oldu.
Hamile olduğunu ise Elif geç fark etti. Zaten genelde düzensizdi, pek dikkat etmezdi, kimse ona öğretmedi. İkinci kasiyer, Verda Hanım bir şaka yapmıştı bir gün:
Ne parlıyorsun, ne kadar toparlandın, yoksa çocuk mu geliyor?
Gülüştüler, ama o akşam Elif test aldı. İki çizgi görünce inanamadı, Yok artık, böyle şey olmaz! dedi kendi kendine.
Oğuz sevinmedi. Tam zamanı değil, diyip doktora gitmesi için para verdi. Elif bütün gece ağladı, sonra gitti ama çok geçti on altı hafta olmuştu. Yazlıkta olan o gecede hamile kalmış; ilk seferde hamile olunmaz sanıyordu.
Üvey babadan bir süre gizleyebildi, ancak karnı hızlıca büyüyordu. Sonunda söylemek zorunda kaldı.
Öyle bir bağırdı ki…
Nerede o delikanlı? Seninle evlenecek mi?
Elif başını eğdi. Oğuz bir aydır ortada yoktu; çocuğun kalacağını öğrenince kaybolmuştu.
Anladım, dedi üvey baba. Seni uyarmıştım Elif…
Hemen karar vermedi, muhtemelen Funda ablaya danıştı.
Olduysa oldu, doğur. Ama hastanede bırakacaksın. Fazladan bir ağız besleyemem. Şey Evleniyorum artık Elif. Funda abla da hamile. İkiz geliyor. Anlarsın, aynı evde üç bebek çok fazla.
O burada mı yaşayacak? şaşırdı Elif.
E tabii. Artık karım o. Nerede yaşayacak başka?
Bunu sadece şaka sanıyordu. Ama üvey babası ciddi ciddi her gün söylüyor, hatta kızları evden kovmakla tehdit ediyordu yeni bebek ile gelirlerse. Elif biliyordu, bunlar üvey babasının değil, Fundanın ona telkin ettiği sözlerdi. Ama işin gerçeği değişmiyordu çocuğunu bırakamazdı.
Merak etme, dedi Funda abla. Böyle bebekler hemen evlatlık alınır, yeni ailesi onu kendi çocukları gibi sever.
Elif ağladı, Oğuzu aradı, Aleyna ve bebekle nerede yaşayacaklarını düşündü, ama bir çare bulamadı. Tam o günlerde Verda Hanım bir müşterilere bakıp dedi ki:
Şu çifte bak, hâlâ siyah giyiniyorlar bunca yıl sonra. İnsan acısına bu kadar bağlanır mı, anlamıyorum Bir çocukları daha olurdu ya da evlatlık alırlardı.
Elif o çifti sıklıkla görürdü bazen ikisi bir arada, bazen ayrı. İkisi de kibar, hoş yüzlü ama üzgün bakışlıydılar, ne yaşadıklarını Elif bilmiyordu.
Kızları bir trafik kazasında ölmüştü, hatırladın mı? Gezide, başka bir şehirde, şoför uyuyakalmıştı. Kendisi öldü, bir de o kız, çok üzülmüştük. Adam doktor, hanımı İngilizce öğretmeni. Eskiden onların yanında otururdum. O zaman herkes ona melek heykeli götürmüştü. Kızı, gezide bir melek biblosu almış, elinde tutuyormuş, zor bulmuşlar. Kim akıl ettiyse ona heykel getirmeye başladılar. Başı daha da kötü olacak diye korkmuştum, ama sanki iyi gelmişti.
Elif sinemada görmüştü bir kere, genç bir annenin kendi bebeğini çocuğu olmayan bir aileye verdiği sahneyi. Elbette, bu çiftin çocuk isteyip istemediğini bilmiyordu; nedense hep onları düşünüyordu. Sekiz aylık hamileydi, hâlâ çalışıyor, çünkü işini kaybetmek istemiyordu. O gün çift kasasına geldi.
Adam sordu:
Güzel kızım, senin doğum iznin başlamadı mı? Burada kasada doğuracaksın neredeyse!
Elif şikâyet etmezdi ama zorlanıyordu bel ağrısı, mide yanması, akşam olunca ayakları şişiyordu. Kimse hâlini sormazdı, bir tek mahalle sağlık çalışanı kızardı. Adamın ilgisi Elifin gözlerini nemlendirdi son zamanlarda hep böyle olurdu.
İki gün sonra, Elif mesai sonrası eve giderken, adam hızlanıp poşetlerini taşımak istedi. Elif utanıp reddetmek istedi, ama aynı zamanda hoşuna gitti. Ne iyi bir insan, diye düşündü.
Bir vitrinde yaz indiriminde melek biblosunu gördü. Hemen aldı, Verda Hanımdan çiftin adresini öğrenip ziyarete gitti.
Kapı zilini çalınca, Ya bu bir saçmalık olur, kimse artık heykel getirmez, diye korktu.
Kapıyı kadın açtı, onu hemen tanıdı sanki; kaşları şaşkın kalktı. Elif ürkekçe heykeli uzattı, başını omzuna gömdü kadının kapıyı yüzüne kapatmasından veya bağırmasından korktu.
Ancak hiçbiri olmadı. Kadın heykeli aldı, gülümsedi:
Gel içeri. Çay ister misin?
Çay içerken, hikâyelerini anlattı; Elif bunu önceden Verda Hanımdan duymuştu ama kadının ağzından işitince hepsi daha acı bir hâl aldı.
Niye başka çocuk yapmadınız? diye fısıldadı Elif.
Doğum zor geçti, rahim aldılar. Bir daha çocuk sahibi olamadım.
Biraz utandı, Evlatlık düşündünüz mü? diye sormak istedi, dili tutuldu.
Düşündük. Hatta evlat edinme kursuna da gittik. Son anda vazgeçtim. Kızımdan işaret bekledim, ama hiçbir şey olmadı.
O anda salonda bir şey düştü, çınladı sanki bardak kırıldı. Kadın irkildi, Elif şaşkınca baktı, evde başkası yok sanıyordu.
İkisi de salona gitti. Elif mumlar, fotoğraflar, karanlık bir oda göreceğini düşünmüştü. Ama bir fotoğraf, ışıklı oda, sadece melek heykelcikleri vardı. Bir tanesi yerde kırılmış. Kadın parçaları aldı, uzun baktı, sonra garip sesle dedi ki:
O işte. Kızımın aldığı heykelcik.
Elifin yanakları yandı. Bu bir işaret değilse neydi?
Kızı tam zamanında doğurdu. O zamana kadar Funda abla evdeydi, ikizleri erken doğmuştu. Bebekler hastanede yatıyor, birazdan eve döneceklerdi. İki yeni, beyaz beşikler bile alınmıştı, içinde hindistan cevizi yatağı. Elifin bebeği için ise hiçbir hazırlık yoktu, hastanede bırakacaktı. Aleyna her akşam kısık sesle sorardı:
Onu gizleyemez miyiz? Hani kimse onun burada olduğunu anlamaz. Ben de sana yardım ederim.
Elif, bu sözlerde gözyaşlarını zorlukla tutardı.
Notun içeriğini önceden düşünmüştü. Çocuğumu bırakmak zorundayım, sağlıklı. Merak etmesinler. Ayrıca heykelcik işaretinin hikâyesini hatırlatıyor. diye yazdı. Zarfın içine birikmiş maluliyet parasını koydu; yeterdi, çünkü iyi insanlardı.
Hastaneden sabah çıkacaktı, ama gündüz çocuk bırakmak tehlikeliydi. Tüm günü AVMde geçirdi, oturmak zordu, başı dönüyordu. Ama biricik kızı için karar vermeliydi.
AVM kapandıktan sonra, sıcak havada bir saat bankta oturdu. Şehir karanlığa bürününce apartmana girdi, bir adam ve köpeği çıkarken aradan kaydı.
Kızını kol çantasında taşıyordu, onun için almış, Verda Hanım doğum günü getirmişti. Hiç soru sormamıştı. Şimdi, taşıma çantasını kapının kenarına bıraktı, zarfı battaniyenin altına soktu, kapıyı çalıp hemen kaçacakken birden kapı açıldı; karşısında kızını kaybeden adam.
Ne yapıyorsun sen burada?
Elif ürktü, sıçradı.
Adam çantayı fark etti.
Bu ne?
Gözyaşları istemsizce aktı. Elif her şeyi anlattı Oğuzun onu terketmesi, üvey babanın yedi yıl boyunca onları idare edip şimdi yeni evliliğiyle ikiz bebeklerle evi doldurması, Funda ablanın Bebekten vazgeç! baskısı…
Adam onu dikkatle dinledi, sonra şöyle dedi:
Galiya uyuyor, rahatsız etmek istemem. Sabah konuşuruz. Gel, sana salonda yer hazırlayayım.
Onlarca melek heykelciğinin arasında uyumak tuhaftı. Ama Elif hemen daldı, kızını göğsüne sıkıca bastırmıştı.
Sabah, bir boşluk hissiyle uyandı. Kız yoktu. O an anladı; onsuz yapamazdı, asla veremezdi. Koşup bulmak, onu kurtarmak istedi
Fırladı, daha adım atmadan Galiya içeri girdi, kucağında Elifin kızı vardı.
Al bakalım, gülümsedi. Beslemelisin, biraz uyutmak istedim ama fazla dayanmaz.
Elif kızını beslerken gözünü Galiyadan kaçırıyordu. Adam ne anlattı? Kızı evlatlık almaya karar verdiler mi? Elif nasıl söyleyecek, vazgeçtiğini?
Kardeşin kaç yaşında? diye sordu Galiya.
On iki, dedi Elif şaşkınca.
Sence buraya gelmeye razı olur mu?
Bu soru o kadar garipti ki Elif Galiyaya baktı.
Ne? dedi, anlamadı.
Eşim her şeyi anlattı. Evde kalırsan, üvey baban ve Funda abla onu hizmetçi yaparlar. Burada yaşasın, bize gelsin dedim.
Ne demek “burada”? kekelemeyle sordu Elif.
Galiya, fotoğrafın yanında onarılmış heykelciğe bakıp:
Bu bir işaretti. Sana yardım etmemiz gerekir, dedi. Evde yer çok, gelin beraber yaşayın. Sana kızında yardımcı olurum. Ama saçmalama, anneyle çocuk ayrı düşmez.
Elif bir yandan sevinip, bir yandan utandı, yanakları yine kızardı.
Ne diyorsun, kabul ediyor musun?
Elif kızının battaniyesine yüzünü gömerek başını salladı, Galiya ağladığını görmesin diye…




