Zeynep otobüsten indiğinde, ellerindeki ağır poşetlerle çocukluğunu geçirdiği evine doğru yürümeye başladı. Ben geldim! diye seslendi, kapıyı açarken. Zeynep, kızım! diye herkes ona doğru koştu. İçimize doğmuştu, bugün geleceksin! Akşam, aile büyük sofrada toplandığında birisi kapıya vurdu. Komşular uğramıştır, tebrik etmek için, dedi annem omuz silkip kapıya doğru yürürken. Fakat annem yalnız değildi, yanında misafirlerle içeri girdi. Zeynep, odaya girenlere şaşkınlıkla bakıyor, inanamıyordu.
Zeynep, otobüsün camından sessizce ve biraz da hüzünle dışarı bakıyordu. Dizlerinin üstünde büyük, kare desenli bir çanta vardı, onu sımsıkı tutuyordu. Yanına sadece en gerekli şeyleri almıştı; ama çanta yine de doluydu. Bir de büyükannesi üstüne, daha yeni çıkmış, sıcacık poğaçalar dolu bir torba koymuştu. Bütün otobüse yayılan mis gibi hamur işi kokusu insanın iştahını kabartıyordu.
Zeynep dayanamadı, çantasının fermuarını şak diye açtı ve iki tane nar gibi kızarmış poğaça çıkardı.
İster misin?diye sordu yanına oturmuş genç adama. O, muhtemelen bir önceki ilçeden otobüse binmişti ve Zeynepe cam kenarını vermişti; bu hareketiyle Zeynepin bir anda sempatisini kazanmıştı.
Olur!dedi gülerek, boğazındaki yutkunmayı gizlemeye çalışarak.
Benim adım Zeynep!dedi genç kız.
Ben de Emre. Üniversiteye başvurmaya mı gidiyorsun?
Evet, bizim buralarda ne teknik okul, ne üniversite var. Sadece traktör kullanmayı öğretiyorlar, benden traktörcü mü olur!
Ben de başvuracağımdedi iç çekerek EmreYine de, köy hayatını seviyorum aslında!
Şehre gitmeleri dört saat sürdü. Bu süre boyunca iki genç birbirini tanıdı, iyi arkadaş oldular. Otobüsten inerken numaralarını değiştiler, geldikleri şehirde ise herkes kendi adresine gitti.
***
Üniversiteye giriş heyecanıyla günler su gibi aktı geçti. Hem Zeynep hem Emre istedikleri bölüme girmeyi başardı, çok mutluydular. Geride sadece gerilim, sınav stresi kaldı; önlerinde ise umut dolu bir gelecek vardı.
Zeynep, selam! dedi bir gün Emre telefonda. Hadi, başarımızı bir yerde kutlayalım mı, bir kafede?
Zeynep çok sevindi. Emreyi zaten çok seviyordu, yanında huzur buluyordu. Bir de onda tanıdık bir sıcaklık vardı; özünde samimi ve içten bir çocuktu, öyle gösterişe hiç gelmezdi.
Şehir merkezindeki, Nilüfer adındaki kafede buluştular. Cam kenarında oturup, dışarıdan geçen vapurları, tur rehberlerinin megafondan anlattıklarını dinlerken ikisi de neşeliydi.
Senin dondurmacının niye adı Nilüfer acaba? diye birden sordu Zeynep.
Emre güldü: Belki de buraya gelenler, tatlılardan şişip nilüfere dönüşüyor!
Galiba doğru! dedi Zeynep, çikolatalı pastayı keyifle yerken.
Bundan sonra sık sık Nilüferde buluşurlar oldu, randevulaşmak için kendi yerimiz demeye başladılar.
O akşam, ilk kez dudakları birleşti. Zeynep, o öpücüğü ömrü boyunca unutmadı; bir yandan narin, bir yandan tutkulu.
Zaman ilerledikçe, ikisi sıkça görüşmeye başladılar. Zeynepe göre dünyada Emreden daha yakın kimse yoktu; annesi-babası hariç tabii, o bambaşka!
Bak, Zeynep, sen bana taşın, yazın da evlenelim! dedi bir gün Emre, üçüncü sınıftayken.
Yani bana teklif mi ediyorsun, Emre!
Öyle sayılır!
O zaman kuralına göre bir şey sormalıyım, hani şu filmdeki gibi; Hiç sıkıntı etmiyor musun, sürekli senin gözünün önünde olacağım? diye… dedi Zeynep gülerek.
Ol, Zeynep ne kadar istersen!dedi Emre ve onu sokağın ortasında döndürdü.
Zeynep, iki kız arkadaşıyla paylaştığı kiralık eve döndüğünde çok mutluydu.
Ne oldu sana, bugün daha bir başka gibisin! Mutluluk saçıyorsun adeta. Anlat bakalım! dedi arkadaşı, Şule.
Ah kızlar! dedi odada dönerek Zeynep. Sanırım yakında sizden ayrılıp Emreye taşınacağım! diye sevincini paylaştı.
Bizi düğüne çağıracaksın diye umuyorum? dedi diğer arkadaşı, Melis.
Yok, düğünü yazın yapacağız! Şimdilik sadece birlikte yaşayacağız.
Zeynep, yapma! Yaza kadar daha çok zaman var! Her şey olabilir, şimdi kötü mü? dedi Şule.
Zeynep sadece gülerek cevap verdi: Şule, sende tam bizim mahalle teyzesi halleri var! Herkes birlikte yaşıyor artık!
Mahalle teyzesi değilim! Benim annem hukukçu! Nasıl sonuçlanacağını iyi bilirim… dedi Şule, hafif kırgın.
Tamam Şule, alınma! Şaka yaptım, diye gönlünü aldı Zeynep.
***
Zeynep, evlilik öncesi birlikte yaşamaya dair tüm itirazları boş laf sayıyordu; nüfus cüzdanındaki mühür en önemlisi değil, diye düşünüyordu. Emreyle aşkımız milyon kişide bir olur! diye kendini temin etse de, kızlarla konuşmasından sonra kafasında şüpheler büyüdü, taşınmayı hep erteledi.
Bir süre sonra zaten Emre de o kadar baskı yapmaz oldu.
Bir Aralık günü, kızlar şehirde yürüyordu. Her taraf bembeyaz kardı, ışıklar ve yeni yıl süsleri şehirde bir başka parlıyordu. Hava çok soğuktu, iyice üşüdüler. Tam Nilüfer kafesinin önünden geçerken:
Buraya girelim mi? Biz Emreyle çok severiz burayı! dedi Zeynep.
Bak, o değil mi oradaki? dedi Melis, pencereyi işaret ederek.
Zeynep kafasını çevirdi: Tam kendi köşe masalarında Emre oturuyor ve karşısındaki, Zeynepten üç-dört yaş küçük genç bir kız. İkisi gülümseyerek sohbet ediyordu, Emre espriler yapıyor, kız kahkahalar atıyordu.
Zeynep sessizce başını öte çevirdi.
Ben en iyisi eve gideyim… dedi, sesi titrek.
Olmaz, sen nereye biz oraya! dediler Şule ve Melis hep birlikte.
Eve geldiklerinde kızlar, Zeynepin gereksiz yere kıskandığını, kafede gördüğü sahnenin bir anlamı olmadığını anlattılar. Ama Zeynep, Emrenin kıza yumuşacık baktığını, kendi masalarında olduklarını hiç unutamıyordu
İhanet gibi bir şey bu! diye düşündü.
Artık Emrenin aramalarına cevap vermiyordu. Eve geldiğinde de Şule ve Melisten Zeynep yok demelerini istiyordu.
Bir gün okulda Emre onu yakaladı, elinden tuttu: Zeynep, ne oldu, biri mi var hayatında?
Zeynep, öyle bir sinirlendi ki gözleri yuvarlandı; sonra sertçe konuştu:
Sen nasıl sorarsın bunu? Biri mi var?! Harika, şimdi suçlu ben oldum! Bırak kolumu, sınavım var.
Elini hızla çekip okulun içine girdi. Emre ne olduğunu hiç anlamadan evin yolunu tuttu.
***
Zeynep ise, erken teslim ettiği sınav sonrası yılbaşı tatilinde memleketine döndü. Anne-baba evinde, kalp kırıklığını ve hayal kırıklığını daha kolay atlatabileceğini düşündü.
Gerçekten de, köydeki otobüs durağında indiğinde biraz olsun neşelendi.
Hafif soğuk yanaklarını al al yapıyordu, karlar altında ağaçlar ve çalılar güneşin altında adeta elmas gibi parlıyordu, gökyüzü her zamankinden mavi idi.
Küçük evlerin bacalarından tombul dumanlar düzgünce büklüm büklüm yükseliyordu.
Zeynep gülümsedi, yanında günlerdir annesine, babasına, büyükannesine hediye diye aldığı paketlerle kapıya yürüdü. Bahçedeki doğduğundan beri büyüyen çam ağacının iyice serpilip süslendiğini gördü. Hem de tıpkı küçükken olduğu gibi renkli toplarla ve fenerlerle.
Yeni yılınız kutlu olsun! dedi içeri girdiğinde.
Zeynep, kızım! diye herkes üstüne atladı. Hissetmiştik geleceğini!
O gün buluşmanın sevinciyle doldu. Keşke kış günleri kısa olmasaydı, daha beşte karanlık oluyordu.
Ama olsun! Çam ağacının ışıklarını yakarız, dedi babam neşeyle.
Akşam, büyük sofrada otururken, kapı çalındı.
Annem omuz silkerek, Komşudur kesin, tebrik etmeye geldi, diye kapıya gitti.
Bir döndü ki yanında yalnız değildiadeta yılbaşı misafiriyle geldi.
Emre? diye şaşkınlıkla bakakaldı Zeynep, yanında genç bir kız vardı; tam o gün kafede gördüğü kız.
Nasıl buldun beni? Ne oluyor burada? dedi Zeynep.
Emre, her zamanki gür kahkahasıyla güldü, kız da ona eşlik etti.
Senin arkadaşlar söyledi nerede olduğunu. Tanıştıralım; bu, benim kız kardeşim Elif!
Kardeşin mi? dedi Zeynep.
Evet ya!dedi Elif. İyi bakınca benziyoruz bile!
Zeynepin yüreğindeki taş adeta eridi. Keşke baştan sorsaydım, niye bu kadar kuruntulandım! diyerek kendine kızdı.
Emre devam etti: Buradaki herkesin önünde, ailemden biri de buradayken, sana resmen soruyorum: Benim eşim olur musun? dedi, bir kutudan yüzük çıkarıp uzattı.
Elbette! Tabii ki kabul ediyorum! diye koştu ve Emreye sarıldı Zeynep. Hayatımın en güzel yılbaşı gecesi bu! dedi.
Daha çok güzel yılbaşlarımız olacak, ama bundan sonra ne olursa olsun, aramızda konuşup halledelim dedi Emre.
Tamam! diye içtenlikle cevapladı Zeynep.




