Olgacığım, yavrum, ne olur beni anla – Anne, Oya’nın yanına diz çökerek oturdu – burada bir süre yaşamamız gerekiyor, çok değil, yakında her şey düzelecek ve yeniden şehre döneceğiz Oya annesine sessizce baktı. – Oya, beni duyuyor musun? Anlıyor musun? – Anne Oya’yı sarstı. – Duyuyorum anne… – Peki neden susuyorsun? – Annesi endişelendi, Oya bunun farkındaydı. – Susmadım anne, sadece düşündüm. – Düşünüyormuş… Bak bir, burada ne çok kitap var Oya… Ah, çocukken okumayı ne çok severdim… – Anneciğim… burada uzun süre mi kalacağız? – Bilmiyorum güzelim, şimdilik burada olmalıyız. Oya, ailesine ne olduğunu, başlarına gelenleri artık anlıyordu. Annesi onu küçük sanıyor, hiçbir şey anlamıyor diye düşünüp yanılıyordu. – Oya, bundan sonra Teyzen Kadriye sana göz kulak olacak, ben de sabahları işe gidip akşam döneceğim. Hafta sonları birlikte nehir kenarına gider yüzeriz, olur mu… Annesi yüzünü elleriyle kapattı. – Affet beni, affet yavrum… – Anne, lütfen ağlama, gerek yok. Babamın bizi bıraktığını, senin ise hayatımızı devam ettirmek için en iyi çareyi bulduğunu biliyorum. Bu nedenle babaannemin evine taşındık, dairemizi başkalarına kiraladın. – Her şeyi biliyorum anne… Söz veriyorum sana uslu olacağım, seni bekleyeceğim, kitap okuyacağım, hem Teyze Kadriye de bana göz kulak olacak. – Başaracağız anne… Sonbaharda okula başlayacağım. Anne, burada okul var mı? – Yok yavrum, eskiden vardı ama şimdi kapandı. Ama sonbaharda, söz veriyorum, tekrar kendi evimize döneceğiz. Bu geçici, ben iyi bir iş bulunca… Daireyi Ağustos’a kadar kiraya verdim, tam zamanında, sonra onarırız, sonra rahat yaşarız. Her şey güzel olacak yavrum… – Biliyorum anne… O akşam, anneyle Oya uzun süre küçük evin önündeki verandada oturdular. Anne, kendi çocukluğunu, sevdiği babaannesini anlattı. – Anne, senin de annen var mıydı? – Vardı – derin iç çekti annesi – hâlâ var, ama… bana ihtiyacı yok. – Nasıl yani? Nasıl istemez ki? – İşte böyle yavrum. Ben küçükken dünyaya geldim, babamla hiç anlaşamadılar, başka bir şehre gidip yeni bir aile kurdu. Annem biraz bizimle kaldı, sonra beni Babaannem Saniye’ye bıraktı, o da şehre, mutluluğunu aramaya gitti… – Mutluluğu buldu mu peki? – Buldu kızım, ama beni tamamen unuttu. Evlenip iki çocuk yaptı… Benimle sadece doğum günümde, bayramlarda konuştu. – Şimdi hatırladım, ara sıra uğrardı, çocuklarından biri hasta olunca temiz havada iyileşsin diye getirirdi. Onlara benden hiç bahsetmezdi, öz kardeş olduklarını bile bilmiyorlardı… – Babaannem onu mezuniyetimin yaklaştığını, bana elbise alması gerektiğini söylemişti… O ise babaanneme kızdı, ‘Çocuğu hasta, sen elbiseyi dert ediyorsun’ diye bağırdı. – Zeynep – babaannem öfkesini gizleyemedi – Saniye de senin evladın, nasıl böyle konuşursun? – Sağlam kız işte – annem dişlerinin arasından söyledi – Bırak kendi elbisesini kendi alsın. Babaannem o zaman annemi kovdu… – Anne, senin hiç ona anne demediğini fark ettim – hep adıyla konuşuyorsun. – Evet, özür dilerim kızım… Ona anne diyemiyorum, bana gerçek bir anne olan babaannem Saniye’ydi. – Senin adın da ondan geldi değil mi anne? Saniye… – Galiba öyle… Onun anısına… – Onu sevdin mi anne? – Çok, çok, çok sevdim! O öldüğünde sanki dünyam karardı. Zeynep’i de seviyordum… gelmesini hep beklerdim. Doğum günü, özel günler, hatta hastalandığımda, ilk okula başladığımda, babaannem öldüğünde… onu beklerdim. – Annesi, kocasının annesinin doğum günüymüş, o yüzden gelememiş… Sonra geldi, ağladı ve ben reşit olmadığım için evi toparlamamı istedi. – Annem beni yanına alacak sandım ama yurdu ayarlayıp beni orada bıraktı. – İlk defa yeni yılımı babaannemsiz geçirdim. Sanıyordum ki annem beni eve alacak… O da; ‘Kusura bakma Saniye, evde akraba dolu, nereye sığdıralım seni’ derdi. – O zaman karar verdim, ben eve döneceğim diye. Çünkü bir evim vardı. – Bana babaannemin evinin anahtarlarını ver, dedim. – Niye ki? – Gözleri kaçtı. – Orası benim evim. Eğer sen mirasımı kendine ait sanıyorsan, yanılıyorsun. – Orası benim de evim – dedi annem – yeni yıl için oraya gidip kutlama yapacağız. – Söz veriyorum, gelmeye kalkarsan, size günü zehir ederim. Anahtarları ver. – Anahtarları vermedi, ama gerek kalmadı. Geldim, bahçeden atladım, çilingirle yeni kilit taktım. Komşumuz Saffet Amca eski kilidi çıkarıp yenileri taktı. – Zeynep’in eve göz diktiğini duyan komşular, babaannemin hatırına bana sahip çıkarız dediler. – O yeni yılı yalnız geçirecektim, ama arkadaşlarım geldi, birlikte güzel zaman geçirdik… – Sonra da on sekizime bastım. – Şimdi onunla görüşmüyor musun? – Hayır… Gerek yok. Artık konuşacak bir şeyimiz yok. – Anne… Sen de… Benimle…– – Aynı şeyi mi yaparım diyorsun? Asla! Asla olamaz… …Oya artık büyümüştü, hiçbir şeyden korkmuyordu. Annesi işe gidince ona iki kez Teyze Kadriye geldi. Oya yemeğini yedi, masasını topladı, tabağını yıkadı, bebeği Gül’e yemek verdi ve kitap okumaya oturdu. Oya yeni okumayı öğrenmişti, çok severdi. Bebeği Gül ve ayıcık Miki’ye okurdu. Günleri hep aynı geçiyordu. Önce ağlardı, kendi isteğiyle değil, gözlerinden yaş akardı… Kendi kendine; “Bunlar değersiz gözyaşları,” derdi. Sonra annesi gelirdi, her şey düzelirdi. Ama bir gün, annesi gelmedi. Ne gelen vardı ne giden… Hava kararmıştı, Oya ışıkları yaktı, perdeleri kapadı. – Korkmayın Gül, Miki, Zeynep, Nermin ve palyaço Cem… korkmayın – Oya oyuncaklarını teselli etti. Acaba istasyona gitsem mi, annemi karşılasam mı diye düşündü. Ama yolu karıştırabilirdi, annesini kaçırabilirdi. Oya kötü düşüncelerini kovuyordu; hayır annesi onu bırakmazdı, hayır hayır hayır… Zaten Oya’nın bir babaannesi de yoktu, kime sığınsın? Oya, annesinin başka biriyle evlenip yeni çocuklar yaptığı, kendisini tamamen unuttuğu bir hayat resmi gördü gözlerinin önünde. Oya yalnız kalıyordu bu evde… Kendine acıyıp ağlamaya başladı. Boğazı tıkandı, gözleri yandı, sandalyesinde oturup hıçkıra hıçkıra ağlarken uyuyakaldı. Bir ses duyar gibi oldu aniden… Acaba fareler mi, yoksa Oya’nın hiç tanımadığı, annesinin annesi, Zeynep mi geldi evi almak için? Oya’yı dışarı atacak mıydı? Oya korkudan inledi. Birden kapı açıldı, ışık yandı. – Anne! – Oya sandalyeden fırladı, sandalyeyi devirdi – Anne, anneciğim! – Yavrum, Oya’m, güzel kızım… Affet beni… Son treni kaçırdım, yakındaki durağa kadar gidip oradan yürüdüm. – Anne, korktun mu? – Çok korktum Oya, ama en çok senden endişe ettim! Ağladım, haykırdım, kurt gibi uludum… – hem ağladı, hem güldü annesi. – Senin beni bıraktığını düşüneceğinden korktum… Ve işte… Oya ilk defa annesine yalan söyledi. – Anne, ben asla öyle düşünmedim, seni asla bırakmayacağını biliyorum. Oysa öyle düşünmüştü, annesini üzmek istemediği için yalan söylemişti. Oya ve annesi evde Ağustos sonuna kadar kaldılar, sonra Oya okula başladı, annesi iyi bir iş buldu. Babası ise Oya’yı hafta sonları almak için annesiyle mahkemelik oldu. Annesi ise; “Ben hiç engel olmadım ki, kendi istemedi” diyordu. Artık Oya, babasını yalnızca hafta sonları görüyordu. Önce sevinerek gitse de… – Anne, bence babam senin annen gibi, bana aslında hiç ihtiyaç duymuyor, görüşmesi gerektiği için buluşuyor gibi. Beni AVM’ye götürüp, çocuk oyun alanına bırakıyor, kendi telefonla konuşuyor, kavga ediyor. – Ben ise bankta oturup küçüklere bakıyorum anne… Artık babamla gitmek istemiyorum. Ona söyleyelim. Babası kızdı, eski eşine kızını ona karşı dolduruyor diye suçladı. – Ben babayım! – dedi babası, – ama sen izin vermiyorsun! – Baba… Ben artık küçük değilim, neden beni saçma oyun salonuna götürüyorsun? Cips de sevmiyorum… Ben büyüdüm. – Sen bize veda edip giderken, ben bütün gün evde tek başıma kalırken… Annem trenini kaçırdığında ve komşu istasyondan koşarak gelirken… Ormanda kurtlar vardı, ben evde tek başımaydım… Ve Oya, ikinci kez babasına yalan söyledi. “Kurtlar” hakkında… Babası dinledi ve gitti. Bir ay sonra geri dönüp özür diledi ve Oya’yla sinemaya gittiler… Şimdi Oya, babasıyla görüşmeye mutlulukla gidiyordu… – Saniye… O gece gerçekten kurtlardan mı kaçmıştın? – diye annesine sordu babası. – Evet… – dedi annesi, gözünü kırpmadan. Sonra annesiyle babası konuşurken… babasının treni kaçtı. Annesi öyle dedi: “Senin trenin gitti.” – Anne… Babamın treni gittiyse, şimdi nasıl evine dönecek? Burada kalsın mı? Babası annesine baktı. Ama annesi kararlıydı. – Yürüyerek gider… burada kurt yok çünkü – dedi annesi ve babasını uğurladı. – Anne… O geri dönmek istedi, değil mi? – dedi Oya gece annesiyle yatakta. – Evet… – Onu affetmeyecek misin? Annesi sustu. – Anne, o senin kararın, ama… ikinizi de çok seviyorum. – Biliyorum Oya, kızım. – Ama seni daha çok… Çünkü sen benim en cesur annemsin. Beni almak için hiç korkmadan kurtlardan bile kaçtın… …Yıllar geçti. Oya artık evleniyor. – Anneciğim… Sana bir şey itiraf etmeliyim. – Dinliyorum canım. – Anne… O gün, senin beni terk edeceğini düşünmüştüm, Zeynep gibi… – Canım kızım… Hiç yapar mıyım? – O zaman bilmiyordum anne… Affet beni. – Bunu sen değil, ben affetmeliyim… Sana bunları yaşattığım için… Onlar, anne ve kız, sarıldılar… Daima birlikteydiler. Anne hep yanında…

Elif, yavrum, bak gözünü seveyim, dedi annem diz çöküp yanıma oturarak, burada biraz kalmamız gerekecek, fazla sürmeyecek, her şey yoluna girince yine şehre döneriz.

Ben sessizce ona bakıyordum.

Elif, beni duyuyor musun? Anlıyor musun? sarsarak sordu annem.

Duyuyorum anne

Niye susuyorsun peki? Annem sabırsızdı, bunu yüzünden anlıyordum.

Susmuyorum anne, sadece düşünüyordum

Düşünüyormuş. Bak bak, ne kadar kitap var burada Elif Ben çocukken böyle kitap okumaya bayılırdım

Anneciğim Burada uzun mu kalacağız?

Bilmiyorum, canım, biraz burada idare etmemiz lazım.

Her şeyi anlamıştım aslında, ailemizde olanları Annem boşuna benim küçük ve masum olduğumu sanıyordu.

Elif, halan Fadime sana göz kulak olur, ben bütün gün çalışacağım. Sabah erken çıkacağım, akşam gelirim. Haftasonları ise birlikte nehir kenarına gider, yüzeriz

Annem elleriyle yüzünü kapattı.

Affet beni, affet kızım

Ağlama anne, lütfen Biliyorum babam bizi terk etti, biliyorum birlikte ayakta kalmamız gerektiğini ve buraya, babaannemin köy evine taşınmamızın en iyi seçenek olduğunu. Evi de kiraya verdin yabancılara.

Her şeyi biliyorum anne Söz veriyorum, söz dinleyeceğim. Seni bekleyeceğim, kitap okuyacağım, zaten hala Fadime de yanımda olur.

Her şeyi atlatacağız anne Sonbaharda okula gideceğim. Anne burda okul var mı?

Yok kuzum, vardı ama çok önce kapanmış. Ama sonbaharda, söz veriyorum, evimize döneceğiz. Şimdi iyi bir iş arıyorum zaten.

Evi ağustosa kadar kiraya verdim, zamanımız var, sonrasında tadilat yaparız, sonra her şey yoluna girer güzel kızım

Biliyorum anne

O akşam, annemle ahşap küçük evimizin önünde uzun uzadıya oturduk. Annem bana kendi çocukluğunu, babaannesi Saniyeyi nasıl sevdiğini anlattı.

Anne, senin annen yok muydu?

Vardı, derin bir iç çekti annem, hâlâ yaşıyor, ama bana ihtiyacı yok sanırım.

Nasıl yani anne? Kendi evladına nasıl ihtiyacı olmaz insanın?

Ee işte, hayat böyle Elifciğim. Ben çok gençken olmuşum, babamla geçinememişler, o başka şehre gitmiş, yeni ailesi olmuş. Annem bir süre benimle kalsa da sonra beni büyükanne Saniyeye bırakıp İstanbula gitti. Şansını orda aramaya

Peki mutlu oldu mu?

O mutluluğunu buldu, ama beni tamamen unuttu Evlendi, iki çocuğu daha oldu. Benim ise ancak doğum günümde, belki bayramdan bayrama hal hatır sorduğu oldu.

Bir defa çocuklarından biri hasta olunca köye getirmişti, temiz hava diye Ama onlara benden hiç bahsetmedi. Kardeşlerim olduğunu sonradan babaanne söylemişti bana.

Babaanne, bana mezuniyet günü için elbise alsın diye anneme rica etmişti. O da babaanneme bağırmıştı: Anneciğim, çocuğum hasta, sen elbise diyorsun.

Saniye de kızarak annemi kovmuştu.

Hiç anne demiyorsun, anne sadece ismini söylüyorsun.

Evet, diyemiyorum yavrum Benim annem Saniye babaannemdi zaten.

Onun adıyla mı sana Saniye adını koymuşlar anne?

Evet, ondan koymuşlar

Çok mu seviyordun anneanneni?

Hem de çok Onu kaybedince dünyam karardı sanki. Zeynep yani annem ona da içten içe sevgi duyuyordum aslında ve hep gelmesini beklerdim. Her doğum gününde, her bayramda, ben onu beklerdim.

Hastalandığımda, okula başladığımda, büyükanne gidince yine onu bekledim.

Bir defasında eşi tarafından bir düğüne gitmişti Sonra geldi, ağladı biraz Ama sonra beni yurtta kalmaya gönderdi, liseye gitmem için. Ben ilk yeni yılımı yuvada geçirdim, büyükanneyle değil.

Aptalca, madem yurtta kaldım, sandım ki gelip beni yanına alacak. Kusura bakma Saniye, ev kalabalık, akraba gelir, seni nereye sığdırayım? dedi.

Sonra eve, babaannemin evine gitmek istedim. Anahtarımı istedim.

Niye dedi, gözleri yer arıyordu.

Benim evim orası, mirasıma karışamazsın dedim.

O da benim de evim deyince, yeni yıla orada gideceklerini söyledi. Bak, gelirseniz rahatınız olmaz, anahtarı ver dedim. Vermedi.

Sonra şehre dönüp, iki yeni kilit alıp geldim, duvardan atlayıp yeni kilitleri taktım. Komşu Mehmet Amca yardım etti.

Komşular da destek oldu, kimse zarar veremez, babaannen hatırası kalacak dediler.

O yeni yılı yalnız geçireceğim sandım ama arkadaşlarım geldi, çok güzel vakit geçirdik

Sonra on sekizime bastım.

Hiç görüşmüyor musun annenle?

Hayır Artık bir sebebi yok. Ne onun bana diyecek sözü var, ne de benim ona.

Anne sen de mi Yani beni bırakmazsın di mi?

Hiçbir zaman, Elifciğim Bak, bunu asla yapmam, unutma.

Elif, olduğundan çok daha olgundu ve hiçbir şeyden korkmazdı artık. Annem işe gittiğinde, halam Fadime iki defa uğradı.

Yemeğini yedi, masasını topladı, tabağını yıkadı, bebeği Güle yedirdi, kitap okumaya koyuldu.

Elif yeni okumayı öğrenmişti ve özellikle Gül bebeğe ve Ayı Boboya kitap okumak çok hoşuna gidiyordu.

Günler birbirinin aynı geçiyordu. Başlarda çok ağladı Yani, gözyaşları kendiliğinden akıyordu, Elif onları geri tutuyordu ama yine de geliyordu Yalnızlıktan değildi, sanki gözyaşları layıksızca akıyor, ama anne gelince her şey geçiyordu.

Ama bir akşam, annem gelmedi. Bekledi, bekledi, hava karardı, tüm ışıkları açıp perdeleri çekti.

Korkmayın Gül, Bobo, Meryem, Fatoş ve palyaço Cem, korkmayın, diyordu oyuncaklarına.

Acaba istasyona mı gitsem, annemi karşılasam mı? diye düşündü. Ama yolu tam hatırlamıyordu, annesiyle karşılaşamayabilirdi.

Kötü düşünceleri uzaklaştırdı. Yo, annem beni asla bırakmaz Çünkü babaannem Saniye de yok, kime gidecek ki?

Sonra annesinin yeniden evlenip başkasından çocukları olduğu, Elifi de unuttuğu bir hayatı gözünde canlandı. Kendi başına bu küçük evde kaldığını düşündü

Kendine acımaktan gözyaşlarına boğuldu. Ağlamaktan boğulacak gibiydi, gözleri acıdı, boğazı düğümlendi, pencere kenarında sandalye üstünde ağlarken uyuyakaldı.

Birden dışarıdan sesler geldi, ürktü Ya farelerse, ya hiç görmediği anneannesi Zeynep geldiyse Evlerinden onları kovmaya gelmişse? Elif sessizce sızlandı.

Birden kapı açıldı, ışıklar yandı.

Anne! diye sıçradı Elif, sandalye devrildi, anneciğim!

Canım kızım, Elifim affet beni son treni kaçırdım, komşu istasyona kadar gidip oradan yürüdüm.

Anne, korktun mu peki?

Çok korktum Elif, en çok da seni düşündüm! Ağladım, dua ettim, dertlendim Bütün kurtları korkuttum herhalde, hem gülüyor hem ağlıyordu annem.

Ben de korktun sanırım beni bıraktığını düşündüm

O anda ilk kez anneme yalan söyledim, hayır, hiç öyle düşünmedim, sen beni asla bırakmazsın dedim

Evet, yalan söyledim, çünkü belki öyle düşünmüştüm ama annemi daha fazla üzmek istemedim.

Sonra biz evde ağustos sonuna kadar kaldık, ben okula başladım, annem güzel bir iş buldu.

Babam annemi mahkemeye verdi, Elifi hafta sonları bana bırakacaksın diye. Annem de güldü Hiç ilgilendi mi ki şimdi istiyor? dedi.

Hiçbir zaman yasaklamadım, kendi istememişti zaten, dedi annem.

Şimdi Elif hafta sonları babasıyla görüşüyordu. Önceleri babasına gitmek için heyecanlanmıştı, sonra

Anne, galiba benim babam da senin annen gibi Hiç ilgilenmiyor. Sadece görüşmek zorunda olduğu için görüşüyoruz. Alıyor, AVMdeki oyun odasına bırakıyor, kendisi hep telefonla konuşuyor, sinirleniyor.

Ben de bankta oturup küçük çocuklara bakıyorum anne Artık baba ile görüşmek istemiyorum, bunu ona söyleyelim mi?

Babası bu kez kavga çıkarttı, annesini suçladı, bana karşı dolduruyorsun diye.

Ben babayım, diye bağırdı babası, sen engel oluyorsun.

Baba artık çocuk değilim, neden hâlâ oyun odasına götürüyorsun? Cips de sevmiyorum Büyüdüm.

Sen bizi bırakıp gittin Anne eve geç kaldığında, annem kurtlardan kaçarken ben evde yalnızdım

Elif ikinci yalanını da babasına söyledi. Kurtlar hakkında. Babası dinledi ve sessizce ayrıldı.

Ama bir ay sonra tekrar geldi Özür diledi, anladığını söyledi ve birlikte sinemaya gittiler Gerçekten birlikte

O günden sonra Elif babasını görmeye hevesle gitti…

Saniye gerçekten kurtlardan kaçtın mı o gece? diye sordu babası anneme.

Evet dedi annem gözünü kırpmadan.

Sonra annemle babam kendi aralarında bir şeyler konuşurken babamın treni kaçtı. Annem öyle dedi.

Anne Babamın treni gittiyse evine nasıl dönecek? Bizde kalsın, dedim.

Babam anneme baktı. Ama annem kararlıydı.

Yürüyerek gider Burada kurt yok, dedi annem ve babamı uğurladı.

Anne Dönmek mi istiyordu babam? diye sordum gece annemin yanında yatarken.

Evet, kızım.

Affetmeyecek misin onu anne?

Annem sustu.

Anne, bu senin kararın Ama ben ikinizi de seviyorum.

Biliyorum Elifim.

Ama seni daha çok Çünkü sen beni hiç bırakmadın, kurtlardan bile korkmadan bana koştun.

Yıllar geçti. Elif artık evleniyordu.

Anneciğim, sana bir şey itiraf etmem lazım.

Evet, dinliyorum yavrum.

O zamanlar senin beni bırakıp gittiğini sandım Zeynep gibi.

Canım kızım Ben öyle bir şey yapar mıyım?

O zamanlar bilmiyordum anne Beni affet.

Sen de beni affet, bunları yaşatmak zorunda kaldım.

Anne ve kız, sarılmış halde duruyordu Hep birlikte ve yan yanalar Anne daima Elifin yanında.

Rate article
Lifequest
Olgacığım, yavrum, ne olur beni anla – Anne, Oya’nın yanına diz çökerek oturdu – burada bir süre yaşamamız gerekiyor, çok değil, yakında her şey düzelecek ve yeniden şehre döneceğiz Oya annesine sessizce baktı. – Oya, beni duyuyor musun? Anlıyor musun? – Anne Oya’yı sarstı. – Duyuyorum anne… – Peki neden susuyorsun? – Annesi endişelendi, Oya bunun farkındaydı. – Susmadım anne, sadece düşündüm. – Düşünüyormuş… Bak bir, burada ne çok kitap var Oya… Ah, çocukken okumayı ne çok severdim… – Anneciğim… burada uzun süre mi kalacağız? – Bilmiyorum güzelim, şimdilik burada olmalıyız. Oya, ailesine ne olduğunu, başlarına gelenleri artık anlıyordu. Annesi onu küçük sanıyor, hiçbir şey anlamıyor diye düşünüp yanılıyordu. – Oya, bundan sonra Teyzen Kadriye sana göz kulak olacak, ben de sabahları işe gidip akşam döneceğim. Hafta sonları birlikte nehir kenarına gider yüzeriz, olur mu… Annesi yüzünü elleriyle kapattı. – Affet beni, affet yavrum… – Anne, lütfen ağlama, gerek yok. Babamın bizi bıraktığını, senin ise hayatımızı devam ettirmek için en iyi çareyi bulduğunu biliyorum. Bu nedenle babaannemin evine taşındık, dairemizi başkalarına kiraladın. – Her şeyi biliyorum anne… Söz veriyorum sana uslu olacağım, seni bekleyeceğim, kitap okuyacağım, hem Teyze Kadriye de bana göz kulak olacak. – Başaracağız anne… Sonbaharda okula başlayacağım. Anne, burada okul var mı? – Yok yavrum, eskiden vardı ama şimdi kapandı. Ama sonbaharda, söz veriyorum, tekrar kendi evimize döneceğiz. Bu geçici, ben iyi bir iş bulunca… Daireyi Ağustos’a kadar kiraya verdim, tam zamanında, sonra onarırız, sonra rahat yaşarız. Her şey güzel olacak yavrum… – Biliyorum anne… O akşam, anneyle Oya uzun süre küçük evin önündeki verandada oturdular. Anne, kendi çocukluğunu, sevdiği babaannesini anlattı. – Anne, senin de annen var mıydı? – Vardı – derin iç çekti annesi – hâlâ var, ama… bana ihtiyacı yok. – Nasıl yani? Nasıl istemez ki? – İşte böyle yavrum. Ben küçükken dünyaya geldim, babamla hiç anlaşamadılar, başka bir şehre gidip yeni bir aile kurdu. Annem biraz bizimle kaldı, sonra beni Babaannem Saniye’ye bıraktı, o da şehre, mutluluğunu aramaya gitti… – Mutluluğu buldu mu peki? – Buldu kızım, ama beni tamamen unuttu. Evlenip iki çocuk yaptı… Benimle sadece doğum günümde, bayramlarda konuştu. – Şimdi hatırladım, ara sıra uğrardı, çocuklarından biri hasta olunca temiz havada iyileşsin diye getirirdi. Onlara benden hiç bahsetmezdi, öz kardeş olduklarını bile bilmiyorlardı… – Babaannem onu mezuniyetimin yaklaştığını, bana elbise alması gerektiğini söylemişti… O ise babaanneme kızdı, ‘Çocuğu hasta, sen elbiseyi dert ediyorsun’ diye bağırdı. – Zeynep – babaannem öfkesini gizleyemedi – Saniye de senin evladın, nasıl böyle konuşursun? – Sağlam kız işte – annem dişlerinin arasından söyledi – Bırak kendi elbisesini kendi alsın. Babaannem o zaman annemi kovdu… – Anne, senin hiç ona anne demediğini fark ettim – hep adıyla konuşuyorsun. – Evet, özür dilerim kızım… Ona anne diyemiyorum, bana gerçek bir anne olan babaannem Saniye’ydi. – Senin adın da ondan geldi değil mi anne? Saniye… – Galiba öyle… Onun anısına… – Onu sevdin mi anne? – Çok, çok, çok sevdim! O öldüğünde sanki dünyam karardı. Zeynep’i de seviyordum… gelmesini hep beklerdim. Doğum günü, özel günler, hatta hastalandığımda, ilk okula başladığımda, babaannem öldüğünde… onu beklerdim. – Annesi, kocasının annesinin doğum günüymüş, o yüzden gelememiş… Sonra geldi, ağladı ve ben reşit olmadığım için evi toparlamamı istedi. – Annem beni yanına alacak sandım ama yurdu ayarlayıp beni orada bıraktı. – İlk defa yeni yılımı babaannemsiz geçirdim. Sanıyordum ki annem beni eve alacak… O da; ‘Kusura bakma Saniye, evde akraba dolu, nereye sığdıralım seni’ derdi. – O zaman karar verdim, ben eve döneceğim diye. Çünkü bir evim vardı. – Bana babaannemin evinin anahtarlarını ver, dedim. – Niye ki? – Gözleri kaçtı. – Orası benim evim. Eğer sen mirasımı kendine ait sanıyorsan, yanılıyorsun. – Orası benim de evim – dedi annem – yeni yıl için oraya gidip kutlama yapacağız. – Söz veriyorum, gelmeye kalkarsan, size günü zehir ederim. Anahtarları ver. – Anahtarları vermedi, ama gerek kalmadı. Geldim, bahçeden atladım, çilingirle yeni kilit taktım. Komşumuz Saffet Amca eski kilidi çıkarıp yenileri taktı. – Zeynep’in eve göz diktiğini duyan komşular, babaannemin hatırına bana sahip çıkarız dediler. – O yeni yılı yalnız geçirecektim, ama arkadaşlarım geldi, birlikte güzel zaman geçirdik… – Sonra da on sekizime bastım. – Şimdi onunla görüşmüyor musun? – Hayır… Gerek yok. Artık konuşacak bir şeyimiz yok. – Anne… Sen de… Benimle…– – Aynı şeyi mi yaparım diyorsun? Asla! Asla olamaz… …Oya artık büyümüştü, hiçbir şeyden korkmuyordu. Annesi işe gidince ona iki kez Teyze Kadriye geldi. Oya yemeğini yedi, masasını topladı, tabağını yıkadı, bebeği Gül’e yemek verdi ve kitap okumaya oturdu. Oya yeni okumayı öğrenmişti, çok severdi. Bebeği Gül ve ayıcık Miki’ye okurdu. Günleri hep aynı geçiyordu. Önce ağlardı, kendi isteğiyle değil, gözlerinden yaş akardı… Kendi kendine; “Bunlar değersiz gözyaşları,” derdi. Sonra annesi gelirdi, her şey düzelirdi. Ama bir gün, annesi gelmedi. Ne gelen vardı ne giden… Hava kararmıştı, Oya ışıkları yaktı, perdeleri kapadı. – Korkmayın Gül, Miki, Zeynep, Nermin ve palyaço Cem… korkmayın – Oya oyuncaklarını teselli etti. Acaba istasyona gitsem mi, annemi karşılasam mı diye düşündü. Ama yolu karıştırabilirdi, annesini kaçırabilirdi. Oya kötü düşüncelerini kovuyordu; hayır annesi onu bırakmazdı, hayır hayır hayır… Zaten Oya’nın bir babaannesi de yoktu, kime sığınsın? Oya, annesinin başka biriyle evlenip yeni çocuklar yaptığı, kendisini tamamen unuttuğu bir hayat resmi gördü gözlerinin önünde. Oya yalnız kalıyordu bu evde… Kendine acıyıp ağlamaya başladı. Boğazı tıkandı, gözleri yandı, sandalyesinde oturup hıçkıra hıçkıra ağlarken uyuyakaldı. Bir ses duyar gibi oldu aniden… Acaba fareler mi, yoksa Oya’nın hiç tanımadığı, annesinin annesi, Zeynep mi geldi evi almak için? Oya’yı dışarı atacak mıydı? Oya korkudan inledi. Birden kapı açıldı, ışık yandı. – Anne! – Oya sandalyeden fırladı, sandalyeyi devirdi – Anne, anneciğim! – Yavrum, Oya’m, güzel kızım… Affet beni… Son treni kaçırdım, yakındaki durağa kadar gidip oradan yürüdüm. – Anne, korktun mu? – Çok korktum Oya, ama en çok senden endişe ettim! Ağladım, haykırdım, kurt gibi uludum… – hem ağladı, hem güldü annesi. – Senin beni bıraktığını düşüneceğinden korktum… Ve işte… Oya ilk defa annesine yalan söyledi. – Anne, ben asla öyle düşünmedim, seni asla bırakmayacağını biliyorum. Oysa öyle düşünmüştü, annesini üzmek istemediği için yalan söylemişti. Oya ve annesi evde Ağustos sonuna kadar kaldılar, sonra Oya okula başladı, annesi iyi bir iş buldu. Babası ise Oya’yı hafta sonları almak için annesiyle mahkemelik oldu. Annesi ise; “Ben hiç engel olmadım ki, kendi istemedi” diyordu. Artık Oya, babasını yalnızca hafta sonları görüyordu. Önce sevinerek gitse de… – Anne, bence babam senin annen gibi, bana aslında hiç ihtiyaç duymuyor, görüşmesi gerektiği için buluşuyor gibi. Beni AVM’ye götürüp, çocuk oyun alanına bırakıyor, kendi telefonla konuşuyor, kavga ediyor. – Ben ise bankta oturup küçüklere bakıyorum anne… Artık babamla gitmek istemiyorum. Ona söyleyelim. Babası kızdı, eski eşine kızını ona karşı dolduruyor diye suçladı. – Ben babayım! – dedi babası, – ama sen izin vermiyorsun! – Baba… Ben artık küçük değilim, neden beni saçma oyun salonuna götürüyorsun? Cips de sevmiyorum… Ben büyüdüm. – Sen bize veda edip giderken, ben bütün gün evde tek başıma kalırken… Annem trenini kaçırdığında ve komşu istasyondan koşarak gelirken… Ormanda kurtlar vardı, ben evde tek başımaydım… Ve Oya, ikinci kez babasına yalan söyledi. “Kurtlar” hakkında… Babası dinledi ve gitti. Bir ay sonra geri dönüp özür diledi ve Oya’yla sinemaya gittiler… Şimdi Oya, babasıyla görüşmeye mutlulukla gidiyordu… – Saniye… O gece gerçekten kurtlardan mı kaçmıştın? – diye annesine sordu babası. – Evet… – dedi annesi, gözünü kırpmadan. Sonra annesiyle babası konuşurken… babasının treni kaçtı. Annesi öyle dedi: “Senin trenin gitti.” – Anne… Babamın treni gittiyse, şimdi nasıl evine dönecek? Burada kalsın mı? Babası annesine baktı. Ama annesi kararlıydı. – Yürüyerek gider… burada kurt yok çünkü – dedi annesi ve babasını uğurladı. – Anne… O geri dönmek istedi, değil mi? – dedi Oya gece annesiyle yatakta. – Evet… – Onu affetmeyecek misin? Annesi sustu. – Anne, o senin kararın, ama… ikinizi de çok seviyorum. – Biliyorum Oya, kızım. – Ama seni daha çok… Çünkü sen benim en cesur annemsin. Beni almak için hiç korkmadan kurtlardan bile kaçtın… …Yıllar geçti. Oya artık evleniyor. – Anneciğim… Sana bir şey itiraf etmeliyim. – Dinliyorum canım. – Anne… O gün, senin beni terk edeceğini düşünmüştüm, Zeynep gibi… – Canım kızım… Hiç yapar mıyım? – O zaman bilmiyordum anne… Affet beni. – Bunu sen değil, ben affetmeliyim… Sana bunları yaşattığım için… Onlar, anne ve kız, sarıldılar… Daima birlikteydiler. Anne hep yanında…