Anahtar kilitte dönerken, kalbi neredeyse göğsünden fırlayacak gibiydi, ruhu ise ona koşuyordu…
– Yeter artık, ne kadar hata yapılır! Bak yine saçma sapan hatalar yapmışsın! Bu da ne?! Asuman Hanım, uzun, bakımlı tırnaklarıyla aylık raporu öyle bir işaret etti ki, neredeyse takma tırnağını kırıyordu.
– Git, baştan yap! Zaten başaramıyorsan, istifanı ver! Müdüre hanım bakımlı ve hoş bir kadındı ama öfkelendi mi adeta bir canavara dönüşüyordu.
Elif sessizce odadan çıktı. Mesainin bitmesine bir saatten az kalmıştı, raporu yetiştirmesi gerekiyordu. Üstelik, primini de çoktan kesmişlerdi.
Sanki peş peşe kara günler yaşıyordu. Geçen hafta annesini aramıştı. Yine her zamanki haliyle, asabi bir ruh haliyle telefona çıkmıştı, bir anda kavga çıkarmış, Elifi her şeyin suçlusu ilan etmişti. Sonra sinirle telefonu kapamıştı. Elif bir türlü alışamıyordu buna. Çok üzülüyordu. Artık annesini aramaya bile korkar olmuştu.
İki gün önce banka kartını kaybetmiş, kartı iptal ettirip yenisini istemek zorunda kalmıştı.
Dün ise, hayattaki tek dostu olan Pamuk, bir yaşındaki üç renkli dişi kedisi, balkona çıkıp bir kuşun peşine düşmüş ve üçüncü kattan aşağı düşmüştü. Elif, kedisinin hemen toparlanıp çiçekliğin içinden sıyrılıp uzaklaştığını görmüştü ama bahçeye inip aramasına rağmen Pamuku bir türlü bulamamıştı. Saatler geçmiş, Pamuk ortalarda yoktu.
Zor da olsa raporu tamamlayıp teslim etti ve eve dönerken, markete uğramaya bile enerjisi kalmamıştı.
Evde kendini koltuğa bırakıp saatlerce ağladı. Gözyaşları bir süre sonra dursa da, içi hiç rahatlamamıştı. Kötü ve umutsuz düşünceler zihinini sardı. Kimin için yaşıyorum ki? Anneme lazım değilim, ailem yok, kedim de kayboldu Hatta bir anlığına “Kimse anlamazsa, herkes sonra pişman olur” diye düşünerek kendiyle dertlendi.
En azından yarın işe gitmem gerekmeyecekti. Annemi arayıp özür dilemek, suçu olmayan şeyler için hesap vermek istemiyordu. Böyle düşünceler bir anda vardı ve sonra bir nevi ferahlık getirmişti.
Ve artık son bir adım kalmışken, telefon çaldı. Ekranda tanımadığı bir numara vardı. Açamasa mı diye düşündü bir an, ya bu hayattaki son insan sesi buysa?
– Alo Karşıdan cevap gelmiyordu. Neden aradınız, konuşmuyor musunuz? Elif iyice sinirlenmişti.
– Merhaba Düşük tonlu bir erkek sesi duyuldu. Lütfen, kapatmayın telefonu.
– Kimsiniz? Ne istiyorsunuz? Elif acele ediyordu, onun için önemli bir iş vardı.
– Sadece konuşmak istedim. Bir haftadır kimseyle sohbet etmedim. Kimse açmasa artık pes edecektim Adam derin bir nefes aldı.
– Neden? Hiç çıkamıyor musunuz? Parka inip gezmek çok kolay aslında! Elif iki dizini toplayıp geniş pencere kenarına oturdu.
– Çıkamam. Beşinci katta oturuyorum. Bir hafta önce eşim beni terk etti… Sesi iyice solgundu.
– Ben de terk ederdim, adamın haline bak! Elif onun derdini anlamıyordu.
– Ben tekerlekli sandalyedeyim. Bir seneye yakın oldu. Beş katı inip çıkamam. Binada asansör de yok. Sesi bu kez daha netti.
– Yürüyecek halin yok mu yani? Elif istemeden kaba bir soru sorup hemen pişman oldu ama iş işten geçmişti.
– Hayır, omurilikten sakatlandım. Yürüyemiyorum. Bir an gülümsediğini düşündü.
Sonra yarım saat konuştular. Elif onun adresini not aldı ve bir saat içinde kapısında, iki dolu poşetle belirdi.
Kapıyı genç, yakışıklı bir adam açtı, tekerlekli sandalyedeydi.
– Ben Elif! O an, adamın adını bile bilmediğini fark etti.
– Arda! Ardanın yüzü öyle gülümsüyordu ki, sanki Elifi yıllardır bekliyordu.
Meğersem oturdukları mahalleler de yakınmış. Elif her gün Ardaya uğramaya başladı. Kendisinin yaşadığı dertler, Ardanın yaşadıkları karşısında pamuk gibi hafif kalıyordu. Hayata bakışı zaman içinde değişti. Ardaya yardım ettikçe, güçlendi, kararlı ve mücadeleci biri oldu.
O arada Pamuk da, sihirli bir dokunuş gibi, bir sabah kapının önünde, paspasın üstünde Elifi bekler halde bulundu.
Her zamanki gibi sabah patronu Elife bağırmaya başladı. Elif bu sefer dinlemedi bile. Otoritesinden hiç taviz vermeyen Asuman Hanıma dimdik karşı çıktı:
– Asuman Hanım, bana bağırma hakkınız yok! Ben bu gergin ortamda çalışamam. Başım fena halde ağrıyor, rapor alıp eve gideceğim. Bana yerine kim bulacaksınız? Diğer kızlar gülmeye başladı. Asuman Hanım sessizce arkasını döndü ve çıktı.
O gün annesi uzun süren sessizliğe dayanamadı, Elifi aradı:
– Elif, neden aramıyorsun? Hiç merak etmiyor musun anneni? Çok vefasızsın! Benimle konuşuyor musun? Kızgınlıktan bağırmaya başladı.
– Merhaba anne. Bu şekilde konuşmak istemiyorum. Elifinki sakin ve kararlı bir sesti.
– Nasıl cüret edersin? Kapatıyorum telefonu! Annesi iyice öfkelendi.
– Kapatabilirsin Elif umursamazca cevapladı.
İki gün sonra annesi tekrar aradı. Özür dilemedi ama daha sakin, seviyeli konuştu.
Bir ay sonra Elif, Ardanın evine taşındı. Kendi evini kiraya verdi.
Dostlukları, daha güçlü bir şeye dönüştü: sevgi, güven ve minnet Belki de aşk böyle başlıyordu.
Elif, evinden gelen kira parasıyla Ardaya masör tuttu, hafta sonları yüzme havuzuna yazdırdı.
Ve ne sevinç ki, Ardanın ayaklarında yavaş yavaş his geri gelmeye başladı. Parmaklarını oynatabiliyordu!
Bir gün Elifin annesi hastalandı. Elif iki gün izin alıp, annesinin yanına gitti.
Arda deli gibi bekledi. Sadık bir köpek gibi, günlerce pencere başında Elifin yolunu gözledi.
Şubat ayıydı. O gün fırtına çıkarıp kar her yeri kaplamıştı. Otobüsün geliş süresini, eve varmasını, her şeyi hesapladı. Ama saatler geçiyor, Elif yoktu. Arda pencere kenarındaki koltuğuna geçti.
Ama dışarıda kar tipi vardı, hiçbir şey görülmüyordu. Elifin telefonu ise başından beri kapalıydı. Bir, iki, üç saat geçti
Sonunda anahtar kilide dönerken, Ardanın kalbi sanki yerinden fırlayacaktı, ruhu Elife kavuşmak istercesine
– Arda, otobüs yolda kara saplandı. Karayollarını bekledik. Telefonumun şarjı da bitti… diyordu Elif içeriye koşarak. Arda! Oturma odasına girdi, bir an durdu.
Arda, tekerlekli sandalyeden kalkmış, iki adım atmıştı ve gülümsüyordu.
Hayat bazen üst üste acı verse de, insan elini uzattığında yeniden bir umut yeşerir. Bazen sadece bir dost eli, hayatı baştan yazmaya yeter. Çünkü umudu kaybetmemek, birbirimize destek olmak her zaman iyileştirir ve güçlendirir.




