Teyze Figen, bana matematikte yardım eder misin? dedi Mert kısık bir sesle, umut dolu gözlerle babasının nişanlısına baktı. Yarın sınavım var, babam da akşama kadar işte olacak.
Canım, hiç vaktim yok, dedi Figen bilgisayardan başını bile kaldırmadan. Düğünümüz iki hafta sonra, daha birçok işim var. Bizim güzel bir düğünümüz olmasını istemez misin?
Tabii ki, diye mırıldandı çocuk iç burukluğuyla ve üzgün bir halde odasına yöneldi. Figeni hiç sevmiyordu ama babası mutluydu. Onun için katlanmalıydı.
Mertin annesi ağır bir hastalığın pençesindeydi, oğlunun yanında olamıyordu.
Sekiz yaşında bir çocuğun, annesinin çektiği acıları seyretmesi haksızlıktı!
Bu düşüncelerle Alper, yani Mertin babası, oğlunu yanına aldı. Figen bu durumdan hiç hoşnut değildi, fakat yaklaşan düğün öncesi tartışmaya girmemeyi tercih etti.
Alper evdeyken Figen, Merte şefkatli bir üvey anne imajı çizmeye çalışıyordu. Ancak Alper işe gider gitmez, Mert Figen için adeta görünmez oluyordu. Yabancı bir çocuğa ihtiyaç duymuyordu.
Düğünden birkaç gün önce, Alperin bilgisayarı bozuldu. O da Figenin dizüstünü kullanmak zorunda kaldı. Sadece bir e-posta gönderecek, o kadar. Ama şeytan dürttü, geçmişe göz attı.
Yüzü anbean karardı. Bilgisayarın kapağını sinirle indirdikten sonra salona, televizyon karşısında oturan nişanlısına gitti.
Oğlumu yurda vermekten falan mı bahsediyorsun sen? dedi Alper, öfkesini zapt etmeye çalışarak.
Ne diyorsun sen? Figen kaşlarını çattı. Sadece mail gönderecektin, anlaşılan bilgisayarda kurcalamadığın yer bırakmamışsın. Hiç mi utanman yok?
Soru sordum, cevap bekliyorum. Alper, suçlamaları önemsemedi bile. Kimden aldın bu yetkiyi, başkasının çocuğu hakkında karar vermeye?
Aynen, başkasının! Figen kumandayı fırlattı. Bizim de kendi çocuklarımız olacak, ortak çocuklarımız. Mert arada kalacak, faydadan çok zararı olacak. Zaten dersleri de kötü: üçten ikiye zar zor geçiyor. Hangi çocuk örnek oluyor?
Çocuk daha yeni annesinin acısını yaşıyor! Ortamı değişti, düzeni bozuldu! Çok zor onun için. Sen ise ona yardım etmek yerine kurtulmanın yollarını düşünüyorsun, Alper bağırıyordu, duygularını saklayamadı. Neyse ki Mert okuldaydı.
Bana bağırma! diye çıkıştı Figen. Ben senin çocuğunu büyütmek zorunda değilim. Büyükannesi var, isterse alsın, ben senin bulduğun gibi olmam.
Bu dahiyane planını ne zaman açıklayacaktın, ha? Alper bir an bile durulmadı. Düğünden bir hafta sonra mı, bir ay sonra mı?
Birkaç gün içinde, dedi Figen pişkince. Uzatmaya gerek yok. Ayrıca, her şeyi öğrendim. Sosyal hizmetlerde çalışan bir tanıdığım var, işlemler hemen olur. O çocuk orada daha mutlu olur.
İyice aklına koy, Alper birdenbire sakinleşti, asla oğlumu bırakmam. Onu çok seviyorum. Mertim dünyadaki her şeyden değerli.
Peki ya ben? Figen ayağa fırladı. Ben hiç mi değerli değilim? Beni hiç mi sevmiyorsun? O zaman söyleyeyim: Ben senin oğlunla aynı evde yaşamak istemiyorum. Seçimini yap. Ya o ya ben!
O, Alperin sesinde tereddüt yoktu. Kadın bulmak mesele değil, ama oğlum bir tane!
Kadın mı? Kim bakar sana benden başka? Figen derin nefesler alarak sarsılıyordu. Hele başka biri senin oğlunu sevecek Kendini kandırma! Kimse istemez başkasının çocuğunu!
Bir saat içinde bütün eşyalarını toplayıp bu evi terk ediyorsun. Hediyeleri de alabilirsin, umurumda değil. Alper ceketini aldı, kapıya yöneldikten sonra kısık bir sesle ekledi: Seni bir daha görmek istemiyorum. Eğer bana deli gibi aşık olduğunu sandıysan, yanılmışsın. Ben sadece Merte yeni bir anne bulmak istemiştim, hepsi bu.
Dur, Alper! Peki ya düğün? Figen şaşkına döndü. Katı bir cevap beklememişti. Alperin özür dileyeceğine emindi, teslim olacağına da Şimdi ise kovuluyordu!
Hâlâ anlamadın mı? Alper hayretle baktı. Hiçbir düğün olmayacak. Kararımı verdim, senin lehine değil. Eşyalarını topla. Döndüğümde hâlâ buradaysan, hoş olmayan şeyler olur.
Kapı arkasında Figen tek başına kalakaldı. Sadece çöktü koltuğa, ne yapacağını bilmez bir halde. Artık kendine ait saydığı bu evden ayrılmak istemiyordu.
Kapı zili çaldı. Sevinç dolu bir gülümsemeyle kapıyı açmaya gitti. Alper biraz abarttı, beni asla terk etmez, diye düşündü.
Kargonuz var, dedi genç kuryeci. Buraya imzanızı atabilir misiniz?
Figen öfkesinden neredeyse kalemi parçaladı. Kurye ona tuhaf bir bakış atıp hızla uzaklaştı.
Koca kutunun içinde, göz kamaştıran bir şekilde, o çok pahalı gelinlik yatıyordu. Figen çıldırmış gibi gelinliği yere fırlattı, üstünde tepine tepine bembeyaz şaheseri bir paçavraya dönüştürdü.
Sinirli bir şekilde telefonu kaptı, yakın arkadaşının numarasını tuşladı.
Ne oldu? karşıdan uykulu ve memnuniyetsiz bir ses geldi. Ne sen rahat veriyorsun ne başkasına Düğün stresi mi sardı? ince bir alayla bitirdi cümlesini.
Hiçbir düğün olmayacak! Figen tıslayarak hoparlörü açtı. Eşyalarımı topluyorum. Gelip alır mısın beni?
Ne dedi adam? Karşıdaki kız aniden ciddileşti. Sana kötü davrandı mı?
Hem de nasıl! dedi Figen ve son tartışmayı ardı ardına anlattı. Lineın öteki ucunda uzun bir sessizlik oldu. Uyudun mu sen?
Sahi, o çocuğu gerçekten göndermek istedin mi?
Tabii ki, ben kendi çocuğumu doğurmak isterim, dedi Figen küçümseyici bir şekilde.
Bak, birkaç saniye sustuktan sonra arkadaşı konuştu, Seni hiç anlamadım, anlamak da istemiyorum. Böyle bir şey yapabileceğine asla inanmazdım.
Umurumda değil senin ne düşündüğün, Figen öfkeyle bavulunu kapatmaya çalıştı. Geliyor musun?
Hayır, diye soğukça cevap verdi arkadaşı. Başkasını ara.
O zaman ne halin varsa gör, taksi çağırırım!
***********************************************
Alper, oğlunu okuldan aldı. Birlikte parka gidip kuşlara yem attılar. Mert, babasının kendisine zaman ayırmasına sevindi ama yine de sordu:
Baba, Figen teyzenin düğünü için yardım etmeyecek misin? dedi tedirgince, cevabı kaygıyla bekleyerek. Şimdi Evet, gitmemiz lazım, der diye düşündü
Hayır, dedi Alper. Bu cevabıyla Merti şaşırttı. Düğün olmayacak. Figen bizimle yaşamayacak diye çok üzülmezsin, değil mi? Alper endişeliydi, çünkü kararında oğlunun ne hissedeceğini hiç düşünmemişti.
Hiç üzülmem, dedi Mert, kocaman gülümseyerek. Hatta çok sevindim. Zaten beni hiç istemedi.
Merak etme, dedi Alper, oğlunu sıkı sıkı sararak. Şimdilik ikimiz yeteriz. Ama inanıyorum ki bir gün mutlaka seni kendi evladı gibi sevecek bir kadın çıkarO günden sonra Alper ve Mert’in evinde sessizce bir huzur büyümeye başladı. Akşamları birlikte yemek yapıyor, arada sırada annelerini ziyarete gidiyor, her hafta sonu kitapçıya uğrayıp yeni bir hikaye seçiyorlardı. Alper önce zorlanacağını zannetmişti, ama evdeki kahkahaların yerini yeniden alması fazla uzun sürmedi. Mert, babasına börek yapmayı bile öğretmeye çalıştı; mutfak biraz karıştı ama bolca güldüler.
Bir zaman sonra, Mertin matematik sınavı günü geldi çattı. Sınavdan çıktığında hemen babasını aradı.
Baba, başardım! dedi, sesi mutlulukla titriyordu. Hem de çok kolay geldi!
Alperin gözleri doldu, ama Merte hissettirmedi. Belki zor günler henüz bitmemişti, belki daha pek çok sınav onları bekliyordu. Ama artık yalnız değillerdi.
O akşam Mert babasına dönüp, ilk defa umutla:
Biz bir takımız, değil mi baba? diye sordu.
Alper gülümsedi. Evet, oğlum, biz en güzel takımız. Hem de hep galip gelenlerden.
Ve o evde, bir baba, bir oğul ve her geçen gün biraz daha güçlenen sevgileriyle, yepyeni bir hayat sessizce başladı. Mert artık yalnız hissetmiyordu; çünkü bazen en büyük mucize, yanında olması gerektiğini hiç unutmayan bir babaydı.




