– Kızınıza ne isim vereceksiniz? Yaşlı doktor, mesleki bir tebessümle genç hastasına baktı.
– Henüz karar vermedik, yatağın başucundaki sandalyede oturan Nadire lafa karıştı. Bu önemli bir konu, Asumanın iyice düşünmesi gerek.
– Hiçbir isim koymak istemiyorum. Genç anne, beklenmedik şekilde konuya doğrudan girdi. Ben zaten onu almayı düşünmüyorum. Red dilekçesi yazacağım.
– Ne diyorsun sen böyle? Kadın hızla yerinden kalktı, öfkeyle kıza baktı sonra doktora döndü. Ne söylediğinin farkında değil. Elbette ki bebeğimizi alacağız.
– Ben daha sonra uğrarım, siz biraz dinlenin. Doktor aile kavgasını izlemekten sıkılmıştı bile.
Erkek doktor kapıyı çekip çıkar çıkmaz Nadire genç kıza yüklendi.
– Nasıl böyle bir şeyi söylersin? İnsanlar ne der? Zaten bu şehre sırf sessizce geçelim diye taşındık. O çocuk bizim ailede kalacak.
– Kim suçlu bunda? Asuman kadına gözünü dikti. Vaktiyle beni dinleseydin bütün bunlar olmazdı. Mezun olur, bir yere girerdim. Yani eğer o bebek senin için bu kadar kıymetliyse, sen al, sen bak.
Kız yana dönüp duvara bakınca, konuşmanın bittiğini belli etti. Nadire birkaç dakika daha mantıklı bir şeyler söylemeye çalıştıysa da, hemşirenin içeri girip odanın sakinleşmesi gerektiğini belirtmesiyle çıkmak zorunda kaldı.
Asuman yalnız kaldı. Sessizce yastığa gömülüp ağladı, olup bitenin hemen bitmesini diledi içinden.
Kapiya hafifçe vurulunca Asuman aceleyle gözyaşlarını sildi. Derin bir nefes aldıktan sonra:
– Buyurun, dedi.
Bir görevliyi, ya da en kötü ihtimal babasını bekliyordu. Fakat içeri giren kadın tamamen yabancıydı.
– Size yardımcı olabileceğim bir şey var mı? O an sakin kalmak, aslında ne kadar zor!
– Biraz önce yanlışlıkla duydum. Yan odamdaki doktorlar konuşuyordu. Kadın ne diyeceğini bilemeden bocaladı.
– Evet, çocuğumdan vazgeçmek istiyorum. Doğru duymuşsunuz. Sizi ilgilendiren bu muydu?
– Anneni gördüm de
– O benim annem değil! Asuman aniden sakinliğini kaybetti. Sadece üvey annem ve kendini bir şey sanıyor. Gerçek annem yurtdışında çalışıyor.
– Affedersin, üzmek istememiştim, Kadın tamamen şaşırdı. Benim de üç çocuğum var. Sebebini anlamak istedim. Bir de ben de çocuk esirgeme yurdunda büyüdüm ve senin bebeğin için çok korkuyorum, sonuçta onun hiçbir suçu yok!
– Böyle minikleri hemen evlat ediniyorlarmış, bana öyle dediler. Omuz silkti Asuman. Kucağıma almaya bile kendimi zorlayamıyorum, bırak büyütmeyi O gece Nadire karışmasaydı zaten bugün burada bile olmayacaktım belki de.
– Artık sen de büyüdün, kendin karar veriyorsun. Sonuçta on beşinden büyüksün, değil mi?
– Bu nasıl bir utanç! Annesini taklit ederek konuştu Asuman. Mahalleye nasıl bakarız, yüzümüzü nereye saklarız!
Kadın soru sormak istemedi, kafası karışmıştı.
– Anlatayım hadi, Asuman garipçe sırıttı. Belki o zaman beni yargılamaktan vazgeçersiniz.
**********************************************
Asuman için lisede son yıl tam bir kabustu. Bir kere çok sevdiği Emir askere gitmişti. Sonra da okula yeni biri gelmişti. İstanbuldan gelen bu zengin delikanlı, babasının itibarını bozan hareketlerinden dolayı küçük bir Anadolu kasabasına gönderilmişti. Sınıftaki bütün kızlara göz koyuyordu. Hiçbirine ilişki için değil, sadece ad listeye eklemek içindi. Zaten bu yüzden babası tarafından sürülmüştü.
Sarp pahalı hediyeler alıyor, kızları lüks mekanlara götürüyordu. Kızlar birer birer kendisine kapılıyordu, hepsi o prensin nişanlısı olacağını umut ediyordu.
Dayanan tek kız Asumandı. Sadece Emiri seviyordu. Günün birinde Sarpın pes ettiğini zannetti, ilgisi başkalarına kaymış gibiydi. En azından öyle sandı.
Ne kadar yanıldığını bilmiyordu!
Aralık ayının sonunda Asumanın arkadaşlarından biri doğum günü düzenledi. Bütün sınıf toplandı, Sarp da oradaydı. Ama niyeti doğum günü kutlamak değildi.
Partinin ortasında Asumanın telefonu çaldı. Konuşmak için salondan çıktı, döndüğünde ise Sarp onun sandalyesine kurulmuştu. Önce önemsemedi, sonra bir tuhaflık hissetti
Ertesi sabah Asuman zorla gözünü açtı. Yatağın öte yanında Sarp keyifli bakışlarla gülümsüyordu.
– Bak işte, çok nazlandın ama sonunda birlikte olduk, dedi. Bu da sana tazminat. Açıkçası şaşırdım, senin Emir de bir acayipmiş.
Eve dönmek Asumana çok ağır geldi. Bütün dünyası başına yıkılmıştı. Yürürken herkes ona tuhaf tuhaf bakıyordu.
Anahtarını çıkarmadı, zili çaldı. Kesin biliyordu, Nadire evdeydi.
– Nerelerde sürtüyorsun! Nadire bağırarak açtı kapıyı. Geceyi dışarıda geçirdin, telefona da bakmadın. Halini hiç söylemiyorum. Baban seni böyle görseydi
– Hemen doktor ve polis çağır, Asuman sözünü kesti. Şikayetçi olacağım, onu hapse atacaklar.
Nadire duraksadı. Kızın halinden ve söylediklerinden bir şeyler çıkardı.
– Kim yaptı?
– Sarp, başka kim olacak? Asumanın konuşmaya mecali kalmamıştı. O derece yüzsüz biri başka yok. Ara yoksa ben polisi arayacağım.
– Dur hele! Nadire fırsatı kaçırmak istemedi. Nasıl olsa ona bir şey yapamazlar. Başka türlü hallederiz. Babasına ulaşırım, tazminat ödesin.
– Aklını mı kaçırdın? Asuman şaşkındı. Ne tazminatı? Ben polise gideceğim!
– Yok öyle bir şey, Kadın Asumanın kolunu kavrayıp içeri çekti. Direnecek hali yoktu. Suçu senin üstüne yıkarlar, herkes seni konuşur. Ben en iyisini bilirim.
Asumanın telefonunu kaybetmişti, ya yolda ya da arkadaşında unuttu. Nadire de onu dışarı bırakmıyordu. Kızın başı iyice dönüyor, güçlükle dayanıyordu
Birkaç gün sonra Asuman babaannesine gitti. Babaanne seksenini geçmişti, kızcağız derdini belli etmeden kalacak bir yer bulmuştu.
Bir ay sonra öğrendi kötü haberi. O gece sonuçlarını vermişti. Asuman hamileydi.
Nadire sevinçten havalara uçuyordu. Bu çocuk herkesin hayatını kurtaracaktı! Sarpın babası hatırı sayılır bir ödeme yapacak, böylece bir kere daha oğlunu kurtaracaktı. Asıl önemli olan, beşinci aya dek kimseye bir şey söylememekti.
Asuman ne ister diye kimse sormadı. Bir kere bile çocuktan kurtulmak istiyorum deyince Nadire ortalığı ayağa kaldırdı ve onun üstünden gözünü ayırmaz oldu.
Sarpın babası çok da hoşnut değildi ama parasını verdi. Ve düzenli olarak para göndereceğine söz verdi.
************************************************
– Şimdi anladınız mı? Bu bebek yüzünden neler yaşadım. Emir gitti, bana inanmadı. Arkadaşlarım sırt çevirdi, taşınmak zorunda kaldık. Okulu bitiremedim bile!
– Özür dilerim, kadın başını öne eğdi. Koşulları bilmeden yargıladım. Ama yine de bebek masum.
– Asuman, bizim ciddi konuşmamız gerekiyor! Nadire, yanında kocasıyla odaya hızla girdi. Lütfen, aile işi, başkaları çıksın!
Kadın genç kıza acıyan bir bakış attı ve sessizce çıktı.
– Hayatımı berbat etmene izin vermem. Bu çocuğu burada bırakırsan eve dönme. Gidecek yerin de kalmadı. Babaannen rahmetli oldu, evi dayına geçti. Sokakta mı sürüneceksin?
– Hayır, benimle gelecek. O sırada zarif bir kadın girdi. Asumanın gözleri mutlulukla ışıldadı.
– Anne! Sen geldin!
– Elbette geldim. Beni yardıma çağırmasan da gelirdim. Elif kızı sıkıca kucakladı. Keşke daha önce anlataydın, çoktan yanında olurdum. Kolay mezun olasın diye bırakmıştım seni burada.
– Sana lazım olmadığımı sandım, Asuman hıçkırdı. Aslında hâlâ bir çocuktu.
– Birisi senin benden konuşmak istemediğini söyledi. Hediyeleri iade geldi, asla ulaşamadım. Ben de affetmediğini sandım. Neyse, kadın neşeyle Asumanın gözyaşını sildi. Biz gidelim, sen de her şeyi unut
********************************************************
Asuman annesiyle gitti. Nadire bebeği aldı, kolay bir hayat umdu. Ama Durumu öğrenen Sarpın dedesi kampa gelip bebeği yanına aldı. Sarp ise istemese de kızını kabul etmek zorunda kaldı.
Asuman mutluydu. Hayattaki en değerli insan yanındaydı, hep destek olacaktı, asla yalnız bırakmayacaktıYıllar sonra bir sabah Asuman, aynada kendine baktığında içindeki yaraların kapanmaya başladığını fark etti. Berrak gözlerinde yeniden umut parlıyordu; yanında gerçek annesi ve geçmişin acısıyla büyümüş bir bilgelikle.
Bir sabah eski bir fotoğraf albümünü karıştırırken, bir defter parçası buldu: Emirin eski bir notu. “Yanındayım,” demişti bir zamanlar. Asuman gülümsedi. İnsan yolunu bazen yitirse de, sonunda kendine kavuşuyordu.
Küçük bir kasaba sokağında, elini annesinin eline bırakarak yürüdü. Yolun kenarında oyun oynayan bir çocuk ona bakıp gülümsedi. Gökyüzü açıktı; birden umut dolu bir nefes aldı.
Geriye dönüp bakınca, yaşadığı her şeyin yeni bir hayata açılan kapı olduğunu anladı. Korkuları, hataları, kaybolmuş dostluklar… Hepsi ona kendini armağan etmişti.
Yavaşça başını kaldırdı, hayatın tatlı gürültüsüne karışırken kendi adımlarının sesini dinledi. Geçmişinden el sallayan gölgeler artık ona öyküsünü anlatmak için vardı; korkutmak için değil.
Ve sonunda anladı: İnsan bazen bir ismi, bazen bir çocuğu, bazen de annesini arar; ama esas bulması gereken şey, kendisidir.
Asuman, yeni bir günün eşiğinde, umutla ileri adım attı. Hikâyesinin devamı ise tam da burada yazılacaktı: Kendi elleriyle, kendi yüreğiyle.




