Bugün yaşadığım şeyleri gecenin bu saatinde defterime yazmak istedim, çünkü yüreğimde bambaşka hisler kıpırdandı. Saatlerdir açlığımı bastırmaya çalışıyordum, evimizde bugün ne bir çorba ne de bir dilim ekmek vardı. Babam yıllar önce bizi bırakıp gittiğinden beri annem, ben ve dört kardeşimle birlikte hayat gerçek bir mücadeleye dönüştü. Annem gücü yettiğince çalışıyor ama çoğu gün eline geçen üç beş kuruşla böbrek taşı gibi geçinmeye çalışıyoruz. Benim adım Elif, sekiz yaşındayım. Yaz tatillerinde ve hafta sonları mahalle pazarına gidip komşu Ayşe teyzenin tezgâhında taşıma işleri yapıyorum. Hak ettiğim birkaç lira ile anneme destek olabilmek, yüreğimi hafifletiyor.
Bu sabah pazardan dönerken yolumun üstünde hep o güzel koku yayılan küçük lokantanın önünden geçtim. Her seferinde içeriye şöyle bir göz atar, masalardaki yemeklere dalar giderim. Burnumun direği sızlarken; hayalimde bir kerecik olsa da sıcak bir tabakta köfte, pilav ya da tatlı yemeyi geçiririm hele ki, bir dilim çikolatalı pasta hayallerin ötesinde bir şeydi benim için.
Bugün canıma yetti. İçimdeki açlığın sesi daha fazla susturulmazdı. Elimde pazar filesiyle, eskiyen ayakkabılarımla titrek adımlarla kapıyı açtım. Lokantada bir köşede kimsenin ilgilenmediği bir masada, bir tabakta kalan az biraz et ve patates kızartması gözümden kaçmadı. O an hatırlayamadım bile en son ne zaman et yediğimi. Kimseden çekinerek oturdum, çatala uzandım. Ne de olsa kimseler görmez sandım.
Meğer içerideki bir garson bana dikkatle bakıyormuş. Tam ilk lokmamı almaya hazırlanırken, adam hızlıca yaklaşıp tabağı önümden aldı! Şaşkınlık ve üzüntüyle başımı kaldırınca, yüzündeki öfke değil merhamet dolu bakışları gördüm. Bir an çıkmamı isteyecek diye korktum ama onun yerine arkasını dönüp mutfağa gitti. Kalakaldım, ellerim titriyor, gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum.
Az sonra garson elinde dolu bir tepsiyle döndü. Önüme sıcacık bir tabakta taze yemek, bir bardak ayran ve tam da hayalini kurduğum gibi bir dilim çikolatalı pasta koydu. Gözlerime inanamadım.
Yemek yemek istediğini gördüm, dedi bana gülümseyerek. Herkes sıcak bir yemeği hak eder, hele ki bir çocuk. Söyleyecek tek kelime bulamadım, boğazımda düğümlendi. Bana ilk kez böylesine iyilik gösteren bir yabancıyla karşılaşmıştım.
Biraz yemek yedim, gözyaşı döktüm, sonra kalkıp garsona teşekkür etmeye gittim. Elini tuttum ve kısık sesle, Çok teşekkür ederim, bu iyiliğinizi asla unutmayacağım. Rica etsem, kalan yemeği bir kese kâğıdına koyar mısınız? Kardeşlerime de götürmek istiyorum, çünkü annem dün ekmek alamadı, dedim.
Garsonun gözleri doldu, cevap veremedi hemen. Sonra mutfağa gitti ve elinde birkaç kap sıcak yemekle dolu bir poşetle geldi. Al bakalım! Kardeşlerin de sıcak bir yemek yesin, dedi, torbayı uzatırken.
O an öyle duygulandım ki; Çok sağ olun, gönülden teşekkür ederim. Size nasıl minnettar olabilirim? diye sordum.
Sen bana bugün çok değerli bir ders verdin, dedi gülümseyerek. Her zaman paylaşmanın, birbirimize destek olmanın önemini unutma. Bu dünya böyle daha güzel olur, diye ekledi.
Evime dönerken karnım doymuştu ama asıl, ruhum bir iyilikle doymuştu. O gün bana bir lokantada, hiç tanımadığım birinin şefkatiyle unutamayacağım bir hayat dersi verilmişti. O günden sonra, ne zaman zor durumda birini görsem, kendi imkânımca yardım etmeye, bir tebessümle onların dertlerini hafifletmeye çalıştım. Belki de iyiliğin dünyayı değiştireceğine ilk kez o gün yürekten inandım.




