Ben Kimseyi Davet Etmedim! – Gelin Sinirden Çığlık Attı – “Sizi Çağırmadım ki!”

Ben kimseyi davet etmedim! gelinin sesi titreyerek yükseldi. Sizi çağırmadım ki!

Yıllar önce, şimdi hatırladığımda hâlâ içimde derin bir sızı uyanır. Murat mutfakta durmuş, dikkatle makarna sosunu çırpıyordu. Bir elinde tel çırpıcı, diğerinde aralanmış bir eski yemek kitabı, yüzündeki ifade ciddiyet ve huzurun tuhaf bir karışımıydı.

Sarımsak, domates ve taze fesleğenin kokusu tüm evi doldurmuş, salonda yanmakta olan balmumu mumlarının ince kokusuyla harmanlanmıştı. Şule, her zamanki gibi sabırlı ve zarif, peyniri dikkatlice doğramakta, arada eşine sevgiyle bakmaktaydı.

Galiba oldu bu sefer, Murat, bir an dönüp gülümsedi. En azından kesilmedi sos.

Şule, dağınık bir topuzla topladığı simsiyah saçlarından mutfağı aydınlatan lambanın yumuşak ışığına yansıyan gözleriyle bir başka parladı.

Senin gibisi yok, diyerek kocasının belini sarıp usulca yanına sokuldu. Mis gibi kokuyor. Sanki o İstanbuldaki küçük İtalyan lokantasında gibi.

Hedefimiz de tam olarak o, dedi Murat. Düşünsene; sessizlik, hafifçe çalan müzik, mum ışığında baş başa bir akşam yemeği… Ne telefon ne misafir. Sadece ikimiz.

Onca koşuşturmanın, bitmeyen akraba ziyaretlerinin sonunda kendilerine ait bir geceyi aylarca hayal etmişlerdi. Şule önceden en sevdikleri kırmızı şarabı almış, Murat ise işten erken çıkıp yemekleri kendi elleriyle hazırlamıştı.

Son hazırlıklar tamamlandıktan sonra, atıştırmalıkları salona taşıdılar. Şule hafif bir müzik açtı. Işığın altında, sessizce karşılıklı oturup kadeh kaldırdılar.

Doğum günün kutlu olsun, bir tanem, dedi Murat. Bu yıl sadece mutluluk ve huzur gelsin sana.

Sağ ol sevgilim, Şule hafifçe tebessüm etti, kadehleri tokuşturdular.

Şarabın buruk ve karanfilimsi tadıyla gözlerini kapadı Şule. Ne zamandır böylesine huzurlu bir akşamı beklemişti

Ama işte, o an, evin sessizliğini delip geçen tiz bir apartman zili yankılandı. Murat’ın kaşları çatıldı.

Kim olabilir ki bu saatte? Kimseyi beklemiyoruz…

Şule sadece omuz silkti, ama içini garip bir huzursuzluk kapladı. Soğuk bir önseziyle ürperdi. Murat kapıdaki zile oldu ve zile basanla konuştu.

Buyrun? dedi, sesinde sabırsız bir telaş.

Apartmanın girişinden canlı, tanıdık bir ses çınladı.

Muratçığım, biz geldik! Hadi kapıyı aç da seni ve gelinimizi kutlayalım! Pastamız, böreğimiz de var!

Murat’ın suratı bir anda soldu. Şuleye çaresizce baktı.

Anne? diye fısıldadı. Burada ne işin var?

Olmaz mı? Güzel gelinime doğum günü sürprizi yapmaya geldim! Hadi, dışarısı buz gibi, aç kapıyı, diye neşeyle cıvıldadı Zeynep Hanım, ince sesiyle.

Murat iç çekip kapıyı uzaktan açtı. Evde bunaltıcı bir sessizlik oluştu.

Teyzen geldi, dedi Şule kısık bir sesle. Sesi kekeliyordu.

Ben de anlamadım Sadece ararım demişti dedi Murat.

Hiç vakit kaybetmeden, kapı güçlü bir şekilde tıklatıldı. Öyle konuk gibi değil, adeta ev sahibi gibi bir sertlikle.

Murat derin bir nefes aldı ve kapıyı açtı. Karşısında, kısa boylu, biraz topluca, başında çiçekli ipek bir yazma, dudağında kıpkırmızı bir rujla annesi Zeynep Hanım duruyordu. Üzerinde rengârenk bir şal, elinde ise buğulanmış devasa plastik bir kutu vardı.

Nihayet! Donduk burada, tilki gibi! dedi hoş geldin demeden, hızlıca antreye dalıp manto ve şalını askıya astı.

Ardından kalabalık bir grup daha içeri hücum etti: Amca Sadık, iri bir adam, elinde kutu meyve suyu ile; eşi Figen, ince, telaşlı bir kadın, devasa pastayı önünde bir kalkan gibi tutarak; kızları Derya, yirmilerinde, anında telefona gömüldü; iki küçük çocuk ise çığlık çığlığa oturma odasına koştular.

Bu ne şimdi anne? dedi Murat, sonunda kendini toplayıp.

Ailecek sürpriz yapmak istedik, feda olsun Şule kızımıza! dedi Zeynep Hanım, kutuyu gelinine uzatıp. Al, paça çorbası, Murat bayılır.

Şule istemsizce kutuyu tuttu.

Teşekkür ederim, Zeynep Hanım, dedi güç bela. Ama Misafir beklemiyorduk

Lafı mı olur? Biz zaten misafir değiliz, evin kendi gibiyiz, diyerek kahkaha attı kayınvalide ve kendini salona attı. Ay mumlar ne hoş!

Figen abla pastayı sırf masa sığsın diye çiçekli vazoyu ve kadehleri kenara itti.

Şulecim, doğum günün kutlu olsun! Bak Boğaziçi pastası, eski usul, kendim yaptım, tadına bakmalısın!

Çocuklar salonun içinde deli gibi oynarken biri neredeyse vazoyu düşürecekti; Şule anında koşup zar zor tuttu.

Murat soğukkanlılığını toplamaya ve ortama hâkim olmaya çalıştı.

Madem geldiniz, buyurun, siz de oturun Şule, mutfakta yer açalım mı bari?

Ama Zeynep Hanım kararlıydı.

Orada ne yapacağız, burada yayıla yayıla oturalım. Sadık, masayı yaklaştır; Figen, tabakları getir; Derya, bırak şu telefonu, gel yardım et!

Derya isteksizce yerinden kalkıp mutfağa sürüklendi. Romantik akşamdan eser kalmamıştı.

On dakika sonra masa türlü yiyeceklerle dolup taştı: ev yapımı paça çorbası, turşular, dolmalar, börekler ve Boğaziçi pastası masada sıralandı.

Hadi bakalım Şule kızım, anlat biraz, işler güçler nasıl? dedi Zeynep Hanım, misafirliğe değil de sorguya gelmiş gibi bakarak. Aynı yerde misin? Müdür hâlâ karışıyor mu gene sana?

İyiyim, dedi Şule usulca, çatalı salatada gezdirerek.

Bak bizim Derya da iş bulamadı bir türlü. Belki şirketinizde ona bir şey ayarlarsın. Cıvıl cıvıl, akıllı kızdır, diyerek lafı çevirdi kayınvalide, hiç karşılık beklemeden.

Şule sadece başını salladı, içi sıkışmış, yutkunamadı. Murat yanına kapanmış, mahcup mahcup bakıyordu.

O sırada küçüklerden biri, salon rafında Şulenin yıllarca topladığı cam süslerden minik biblolara göz dikti.

Anne! Bak ne güzel parlıyor! diye bağırdı Mehmet.

Dikkat et, o çok kırılır! diye fırladı Şule ama geç kaldı. Çocuk zarif bir kuğu biblosunu çekti, minik ama tiz bir sesle cam parça parça oldu.

Bir an için odada ölüm sessizliği oldu. Müzik sönmüş, sadece mumun cızırtısı duyuluyordu.

Ah yavrum, ne yaptın yine? dedi Figen abla.

Zeynep Hanım ise telaşsızca, Canım, ne olacak, cam işte, atarız gider, bu kadar büyütülür mü? Çocuk onlar, dedi.

Şule ona usulca baktı.

O, annemin bana yadigarıydı, dedi pürüzsüz, duru bir sesle. Hakkın rahmetine kavuşalı yıllar oldu.

Allah rahmet eylesin, ama olan olmuş, hem çocuk daha önemli, dedi Zeynep Hanım. Kıymetli şeyleri kaldırmak lazım, evde misafir olacaksa.

Bu son damla oldu. Bir an da fırlayarak ayakta, sandalyeyi gürültüyle geri itti Şule.

Ama ben misafir çağırmadım! dedi sesi titreyerek, Ben sizi çağırmadım! Biz Muratla baş başa kalmak istemiştik! Bugün benim doğum günüm; aile toplantısı değil!

Salondaki tüm gürültü bir anda bitti, çocuklar bile sus pus kesildi.

Sadık amca tabağına bakakaldı; Figen abla dilini yuttu sanki. Zeynep Hanımın gözleri anında kıpkırmızı oldu.

Nasıl yani? dedi, sesi buz gibi. Biz kalkıp geldik, hediyelerimizi getirdik, soframızı kurduk, ama gereksiz olduk öyle mi? Demek ki ben artık öz oğlumun evine gelemiyorum, öyle mi?

Anne, yeter! dedi Murat, sesi titrek, sabrı tükenmiş. Şule haklı. Akşamı beraber geçirmek istiyorduk. Böyle habersizce, yanında bu kadar akrabayla gelmek doğru değil!

Seni elimde büyüttüm ben, oğlum! Şimdi bir kadın uğruna bana mı tavır koyuyorsun? diye çığlık attı Zeynep Hanım.

Mesele Şule değil! Mesele, bizim zamanımıza ve evimize saygı göstermemen!

Bir anda ortalık kızıştı. Kayınvalide kendince haklı savlarını sayıp döktü, Murat sakin kalmaya çalıştı, diğerleri yutkunarak oturdu. Şule ise artık dayanamamıştı, salonu terk edip yatak odasına kapandı.

Kavga devam etti, sesleri duvarın ardından bile duyuluyordu. Şule zamanın nasıl geçtiğini anlamadan, sadece sessizliği bekledi. Sonra yavaşça fısıldaşmalar, kapanan kapı sesi, ev nihayet sessizleşti.

Yatak odamın kapısından Murat göründü, yorgunluktan bitkin.

Gittiler, dedi kısık sesle. Özür dilerim, keşke interkomu kapatsaydım

Ama yapmadın, dedi Şule, sesi donuk. Onu durdurabilirdin.

O benim annem Sadece iyi niyet

Kimin için iyi niyet? Kendisi için mi? Hep bizi kontrol etmek, gösteriş yapmak. Bütün akşamı mahvetti!

Ne yapabilirdim ki, kovsam kıyamet kopardı…

Ve az önce kıyamet kopmadı mı? Şule odada bir kaç adım atıp pencereden baktı. Aşağıda, Zeynep Hanım ve ailesi arabaya biniyordu.

Kriz geçmiş gibi görünse de, Şule bunun geçici bir ara olduğunu anlamıştı.

Böyle olmayacak bu iş, Murat, diye fısıldadı. Hayatımızın her anında annenin müdahalesinden korkmak istemiyorum.

Onunla konuşacağım, söz. Gerçekten anlatacağım artık

Yüz kere söyledin, hiç değişen olmadı.

O muhteşem olması hayal edilen akşam, başlamadan bitmişti.

Özür dilerim, dedi Murat. İyi ki doğdun, sevgilim…

Şule gözlerini kapadı. Otuz üç yaşındaydı ama kendini altmış gibi yorgun hissediyordu.

Kutlamaya devam edelim mi? Murat umutla sordu. Masada hâlâ yemek var.

Hiç içimden gelmiyor, dedi Şule kısaca. Çok yoruldum, sadece uyumak istiyorum.

Odan çıkıp banyoya gitti. O akşamdan, o sıkıntıdan arınmak, bir an önce uyumak, yeni bir gün gelsin istiyordu. O gün, ne Şulenin kendini misafir hissettiği ne de Muratın çaresiz kaldığı bir gün olacaktı.

Zeynep Hanım sonrasında oğluna ve gelinine kırıldı. O akşam onlara nasıl engel olduğunu anlamadı bileErtesi sabah, mutfaktaki kırık camların arasından sızan loş ışık, eve huzursuz bir sessizlik serpmişti. Şule, uyandığında başı hâlâ dün gecenin ağırlığıyla doluydu. Dalgın, mutfağa geçti. Masanın üstünde bozulan pastanın yarısı, soğumuş çay bardakları, açılmadan kalan paça çorbası Hepsini toplarken artık kendi evinde misafir olmadığını, bununla yüzleşmesi gerektiğini anladı.

Derin bir nefes aldı. Murat uyanıp yanına geldi.

Ne yapıyorsun? diye sordu, endişeyle.

Şule dönüp kocasına baktı. Gözlerinde yorgunluğun yerini sessiz bir kararlılık almıştı.

Kendi hayatımızı istiyorum, Murat, dedi. Kuralları başkası değil, biz koyacağız.

Aralarında sessiz bir antlaşma vardı şimdi; Murat hafifçe başını salladı. Yanına yaklaşıp elini tuttu.

O gün, kalan pastayı küçük bir tabakta balkona koydular; mahalle kedileri sevinçle pastayı paylaştı. Paça çorbası ise çöpe gitti, hiç konuşulmadan.

Sonra birlikte dışarı çıktılar ilk kez hiçbir plana, programa bağlı kalmadan. Sahile yürüdüler, güneşin soğuk ışığında konuşmadan, yan yana ilerlediler. Şulenin saçları rüzgârda savruldu, Murat elini sıktı. O an, kendi hayatlarının, kendi sınırlarının ve kendi mutluluklarının peşinden gitmek zorunda olduklarını ikisi de hissetti.

Dönüşte apartmanın kapısında kısa bir an durdular. Şule anahtarı çevirirken gözlerinde hafif bir gülümseme belirdi.

Burası bizim evimiz, dedi yavaşça.

Ve ilk kez, içeri girerken kendisi gibi hissetti. Kırılmış camların, soğumuş yemeğin arasından yepyeni bir sabah doğuyordu. Bu sefer kendi davetlerine, kendi kurallarına, kendi hayatlarına açılan bir kapıydı bu.

Ve belki, yeni bir kutlama bugündü.

Rate article
Lifequest
Ben Kimseyi Davet Etmedim! – Gelin Sinirden Çığlık Attı – “Sizi Çağırmadım ki!”