— Yeter artık, bıktım senden! Hem yemeyi bilmiyorsun, hem de üstünü başını düzgün giyinmiyorsun, zat…

Yeter artık Sena! Her yaptığımda bir sorun buluyorsun! Ne yediğim beğeniliyor, ne giydiğim! Sanki her şeyim yanlış! sesim bir anda yükseldi, istemeden bağırdım.
Sende de hiç hayır yok ki Bora! diye ağlamaya başladı Sena, Para kazanmak yok, evde doğru düzgün bir yardım da göremiyoruz senden! sessizce ekledi, Bir de çocuk da yok zaten…
Pamuk on yaşlarında, beyaz-turuncu tüylere sahip kedimiz dolabın üstündeki yerine tünemiş, evdeki o klasik trajediyi izlerken hiç sesini çıkartmadı. Eminim Pamuk hissediyordu: Ben Senayı, Sena da beni çok seviyordu… Bu kadar acı sözlerin neden söylendiğine ise asla anlam veremiyordu. Sonunda herkesin canı yanıyordu işte.
Sena yıkılmış şekilde odasına kaçarak kapıyı çekti. Ben ise mutfağa geçip sigarayı üst üste yaktım.
Pamuk ise gözümüzün önünde dağılan yuvayı izleyip içinden, Bu evde mutluluk olmalı… Mutluluk, demek çocuklar… Sanırım bir yerden çocuk bulmak gerek, diye düşündü.
Kendisi yavrulayamıyordu çünkü çok önce veterinerde kısırlaştırılmıştı. Senaya ise doktorlar umut veriyordu ama bir türlü olmuyordu, nasip olmamıştı işte…
Sabah olunca biz işe gittik, Pamuk da ilk defa camdan atlayarak, apartmandaki komşu kedi Yıldıza uğradı, onunla konuşup akıl almak istedi.
Ne yapacaksınız çocukla ayol?! diye hapşırdı Yıldız, Bizimkiler çocukları görmesin kaçıyor, her biri bir yaramaz! Biri yüzümü ruja buluyor, diğeri öyle bir sarılıyor ki nefes bile alamıyorum!
Pamuk iç çekti: Bize normal uslu çocuklar gerek Ama nereden bulacağız ki?
Bak aklıma geldi Şu dışarıdaki Karamelin beş tane yavrusu var İstersen bak bir, dedi Yıldız, düşünceli bir tavırla.
Pamuk, tüm cesaretini toplayıp, balkonlar arasında seke seke aşağı indi. Titreyerek, apartmanın bodrum penceresinin demirlerinden süzüldü ve seslendi:
Karamel, bir bakar mısın, lütfen
Bodrumdan ince bir miyavlama geldi.
Pamuk dikkatlice sürünerek ve etrafı kollayarak ilerledi. Kaloriferin borusu altında, ufak taşların üzerinde, beş tane tüyleri birbirinden farklı minik kedi yavrusu kör körüne annelerini arıyor, açlıktan cılız cılız miyavlıyordu. Pamuk kokladığında, Karamelin üç gündür ortada olmadığını anladı, yavrular ise açlıktan mahvolmuştu…
Az kalsın ağlayacak olan Pamuk, dikkatlice ve ısrarla, bir bir hepsini apartman girişine taşıdı.
Hepsini yanında tutmak için başlarına çömelip onları sakinleştirmeye çalıştı; gözleriyle kulübün köşesine bakıp, bizim gelişimizi sabırsızlıkla bekledi.
Ben ve Sena, sessizce akşam işten dönerken, evin önüne geldiğimizde birden donakaldık. Bir baktık ki; Pamuk (ki kendisi daha önce sokağa yalnız çıkmazdı), beş minik kedi yavrusuyla birlikte girişte bekliyor, yavrular da acı acı mırlıyordu.
Ne olmuş burada böyle? dedim afallayarak.
Mucize Sena da şaşkın bir halde tekrarladı ve hızla kedimizle yavruları kucaklayıp eve girdik.
Pamuku ve bebekleri bir kutuya yerleştirdikten sonra, Sena’ya sordum:
Ne yapacağız bunları?
Pipetle beslerim Biraz büyüyünce, sahiplendiririz Arkadaşlara sorarım dedi Sena, gözleri yaş dolu ve sesi çok hafif.
Üç ay sonra, bana hâlâ inanamayarak, Pamukun başını seviyor, evdeki yaramaz minik kedi topluluğunu izliyor ve defalarca, Böyle bir şey olamaz Olmaz diyordu sena.
Sonra birlikte, sevinçten ağladık. Onu havaya kaldırıp döndürdüm, yıllardır içimde sakladığım sevgiyi defalarca söyledik.
Boşuna mı evi bitirdim sanıyorsun!
Evet, çocuk bahçede oynar artık!
Yavrular da koşa koşa peşimizde olur!
Hep birlikte sığarız buraya!
Seni çok seviyorum!
Asıl ben seni nasıl seviyorum, biliyor musun?!
Pamuk bilgece bir şekilde patisiyle bir damla gözyaşı sildi ve düşündü: Hayat yeniden güzelleşiyorHer şey bir anda daha parlak, daha anlamlı olmuştu. Evin her köşesine yayılan küçük patilerin sesi, aramızdaki suskunluğu bile utandırıyordu. Arada sırada Pamukun bakışlarında, İşte size mutluluk! diyen bir gurur göz kamaştırıyordu.

O akşam Senayla omuz omuza balkona çıktık. Ağustos böcekleri şarkı söylerken beş küçük kedi sırayla bacaklarımıza tırmandı. Gülüştük, göz göze geldik, yıllarca kuruduğumuzu sandığımız heyecan yeniden filizlendi. İçimizden biri bile demedi: Çocuk neden yok? Çünkü esas olan, evin, kalbimizin, hayatımızın miskin bir sevgiden bambaşka biçimde canlanmasıydı.

Pamuk gözlerini kapattı, yavruları etrafında toplandı. Sena başını omzuma koydu, Hayat bazen, insan ne ister bilmezken en güzel cevabı veriyor, diye fısıldadı.

Belki bizim için mucizeler öyle büyük, öyle uzak bir yerden gelmiyordu. Sadece, bir akşam kapının önünde oturup bize kendini hatırlatıyordu: Çok küçük bir umut, çok büyük bir sevgiye dönüşebiliyordu.

Geçmişin kırık dökük sözlerinden, evdeki yalnızlıktan, eksikliklerden geriye bir tek şey kalmıştı: Belki de gerçek mutluluk, insanın kucağındaki minik canlar gibi, farkında olmadan büyüyüp hayatı dolduruyordu.

Birbirimizin elini sımsıkı tutup birbirimize, İyi ki, dedik. İyi ki vazgeçmemişiz

Rate article
Lifequest
— Yeter artık, bıktım senden! Hem yemeyi bilmiyorsun, hem de üstünü başını düzgün giyinmiyorsun, zat…