Bir gün, işe giderken sokakta başıboş bir yavru köpek buldum Öyle denk geldi. İşe başlamama beş dakika kala bu yavruyu gördüm. Üstü başı kir içinde, mahalle arası köpeklerden birinin yavrusu belliydi. Onu ofisimde bir köşeye sakladım, ama ne mümkün… Yavru köpek inadına ordan çıkıyor, cılız sesiyle inliyordu. Sonunda tüm çalışma arkadaşlarım onu fark etti.
…ve insan maskeleri ayaklarımın dibine dökülmeye başladı.
Bakın, çok iyi niyetli ve sevecen sekreterimiz Gülseren Hanım var. Genç, güler yüzlü. Özenle makyaj yaptığı yüzü, yavrunun halini görünce şaşkınca buruştu: “Ya Serdar Bey! Hiç mi çekinmiyorsunuz? Burayı resmen kirlettiniz…” Onun her zaman neşeli ve sevecen maskesi, kirli kuyruğunu sallayarak yanı başımda duran köpeciğin yanında tuzla buz oldu
Bir de temizlikçimiz var, Saliha Teyze. Hep yorgun, hep biraz asabi, yaşını almış bir kadın. Birden, kırışık yüzü tebessümle aydınlandı: “Ayy, bu minik kuyruğu kim getirmiş buraya böyle? Serdar Bey, bu iş için mi geldi, yoksa sizin misafiriniz mi?” Ayağımın ucunda asık suratlı ama yufka yürekli bir maskenin buruşmuş hali duruyordu, ben ise ilk kez onun bu içten yüzünü gördüm
Sonra iş arkadaşım Mahir Bey var. Her daim yardımsever, cana yakın, herkesle arası iyi. Fıkra anlatır, seninkine güler. O gün, ofisimin kapısından bile içeri adım atmadı. Suratını ekşitip: “Serdar Bey, sokak hayvanı demek mikrop, hastalık demek.” dedi Kapımın önünde, sırıtan ikiyüzlülük maskesinin kirli ve ince haliyle kaldığını hissettim.
Ama en çok şaşırdığım kişi müdürüm oldu, Hüseyin Bey Hep ciddi, soğuk, konuşmaya niyeti olmayan biridir. Hiç uzatmadan şöyle dedi: “Bak Serdar, galiba senin bugün izne çıkman lazım Şunu da al, ikinizin işinden önemli bir mesele yok. Ama bak, o yavruyu bırakmazsın, tamam mı? O da bir can sonuçta…” Yıllardır taşıdığı o sert yönetici maskesini çekinerek çıkarıp, yavru köpeğe ve bana hafifçe gülümsedi ve kapıdan kayboldu.
Yıllardır her gün birlikte olduğum insanlara dair maskeler ayaklarımın dibinde yatıyor Ve birden, aslında onları ne kadar az tanıdığımı anlıyorumO gün, işten çocukça bir sevinçle çıktım. Yavru köpeği kucağıma alınca, yırtılmış gömleğim, ayakkabımdaki toprak, içimdeki karmaşa bir anda anlamını yitirdi. Ofis koridorlarından geçerken ardımdan yükselen mırıltıları, kısık sesli tartışmaları duydum. Kim maskesini düşürdü, kim yeni bir tane taktı, bilemedim. Ama biliyordum: O minik, titrek can sayesinde herkesin içinden gerçek bir yüz çıkmıştı.
Sokakta yürürken yavru köpek başını göğsüme yasladı, sanki bütün gün olanları o da düşünüyordu. Ben ise sonunda şunu anladım: Hayat, bazen gözümüzde büyüttüğümüz kurallardan, korkulardan ve maskelerden ibaret değildir. Bazen, en kirli patilerle, en temiz duyguları eve götürürsün.
O gün o köpek sadece benim hayatımı değil, hepimizin maskesini değiştirdi. Ve ilk kez, iş gününün sonunda evime dönerken yüzümde ne bir maske, ne de yorgunluk vardısadece içten bir gülümseme ve yanımda güvenle uyuyan yeni bir dost.




