Kaderin İzinde Kadınlar: Anadolu’nun Güçlü Kızı Lübaba – Büyü, İnanç ve Aile Bağlarıyla Dolu Bir Köy…

Kadınların Kaderi. Nermin

Ah Nermin, Allah aşkına, oğlum Emiri yanına al, diye ağlıyordu Zeynep. İçime kötü bir his doğdu, korkarım büyük bir felaket olacak. Ayrılık ölümden iyidir, benim oğlumdan toprağa bir parça gitmesin bari.

Nermin başını yavaşça çevirdi, fırının yanındaki sırada çocukça bacaklarını sallayan cılız Emire baktı.

Vaktiyle kız kardeşler bir arada yaşardı, sonra yıllar geçti, abla Zeynep, İsmaille evlendi ve kocasıyla birlikte uzak bir Anadolu köyüne taşındı. Küçük kardeş Nermin ise hasta annesinin yanında kaldı; kadın kısa sürede vefat etti. Babaları ise, daha Zeynep evlenmeden veremden ölmüştü. Anneleri kızlarını iyi yetiştirmişti. İyi, çalışkan, başı dara girenin yardımına koşan insanlardı. Gerçi Zeynep abla da olsa, Nermin evin sözünü geçeniydi. Zeynep yumuşacıktı, hamur gibi, şekil ver nasıl istersen İsmail de bu yüzden ona vurulmuştu. Eksiksiz, huzurlu bir aile olmuşlardı. Kocası karısına bir ömür doyamadı.

Ama Nermin bambaşkaydı. Onunla fazla dalaşamazdın, bir an çabuk elini kaptırırdın. Gururluydu, sertti; ama güzelliği dillere destandı. Civar köylerden en iyi delikanlılar hep istemeye gelirdi, ama hepsine sırtını dönerdi.

Annesi hayattayken hep içini çekmişti:

Ah kızım, dedenin ruhunu almışsın ama onun kaderini de alma sakın. Sonra ömrün boyu yalnız kalırsın, yaşlanınca sana kim bakacak? Nermin bu sözlere tebessümle karşılık verir, annesiyle tartışmaz, yaşa hürmet gösterirdi, ama içinden bildiğini okurdu.

Nerminin babaannesi sıradan bir kadın değildi. Hayatında hiçbir zaman evlenmemiş, gayri meşru çocuk doğurmuştu; ama ne yalan söylemeli, mutlu bir ömür sürmüştü. Şifacılık yapardı. Dualarla, otlarla kimini hastalıktan, kimini dertten kurtarırdı. Hiçbir kötülükte gözü yoktu. Kimseye musallat olmazdı. Yine de köydekiler ondan bir tık ürkerdi, huysuzdu çünkü.

İşte Nermin, babaannesinin huysuzluğunu ve şifacılığını olduğu gibi devralmıştı. Otları en iyi o bilirdi, duaları da. Kimden yardım istediği de meçhuldü; köylü türlü laf ederdi de, Nerminin aldırdığı yoktu. Kim isterse düşünsün, umurunda değildi. Başı sıkışana asla hayır demez, hasta çocukları ille de iyileştirirdi. Hem korkarlardı ondan, hem de saygıda kusur etmezlerdi.

Hiç anlamıyorum seni Zeynep, dedi Nermin, Emire göz atarak, çocuğa bak maşallah sağlıklı, sen daha şimdiden onu toprağa gömmüşsün.

Korkuyorum, kardeşim, dedi Zeynep, hiç mi duymadın bizim Hasanköyde neler oluyor?

Duymadım, diye karşılık verdi Nermin.

Çocuklar bir bir ölüyor. Hastalık uzun sürüyor, sonra canlarını alıyor Allah.

Allah mı? deyip kaşlarını kaldırdı Nermin.

Bilmiyorum ablacığım. Yıllardır köyde ağırlık var, sanki bir felaket dolaşıyor üstümüzde. Bir ev yok ki, son zamanlarda çocuğu defnetmemiş olsun, diyerek Zeynep hastalıklı bir gözle kapandı.

Peki neden ölüyorlar, neden bana gelmediniz?

Kimin aklı erer ki? Bugün burada koşar, yarın solup yatağa serilirler. Güç, kuvvet damla damla çekiliyor, sonra da canı çıkıyor yavrunun. Sana niye gelmedik? Yol uzak, bir de bizim köyde de bir şifacı var zaten, dedi Zeynep safça.

Ne zamandan beri var bu kadın? diye kaşını kaldırarak sordu Nermin.

İsmaille köye gittiğimizden beri var zaten.

Bana neden anlatmadın o zaman? dedi Nermin, ikna olmayarak.

Ne anlatayım ki? Bakkal gibi bir kadın; kendince iyileştiriyor, kötülüğünü görmedik. Hayvanı da ayağa kaldırır, ama çocuklara faydası yok. Ne dua, ne ot bir işe yaramıyor. Sen de sormadın şimdiye kadar, şimdi lafı geldi işte Peki ne diyorsun, Emiri biraz sende bırakayım?

Neden bırakmayayım, diyerek gülümsedi Nermin, yeğenine bakarak. Böyle bir güzel çocuk misafirim olsun, deyip onun sarı saçlarını karıştırdı. Zeynep oğlunu başından öptü, üzerine besmele çekip evine döndü.

Hadi bakalım, dedi Nermin çocuğa, gel bahçeye gidelim, sana ardiyede kuyrukkakan kuşunun yuvasını gösteriyim. Emir çarpık dişli ağzını kocaman açıp, teyzesiyle el ele bahçeye koştu.

***

Hoş bulduk, diye bağırarak girdi Zeynep kız kardeşinin evine.

Anne geldi, diyerek mutlulukla Emir sarılarak koştu.

Zeynep, oğlunu teyzesi Nerminde bırakalı tam altı ay olmuştu. Gri, yağmurlu bir sonbahar gökyüzü bastırıyor, her ziyaret gözyaşı ve sarılmayla dolup taşıyordu.

Ah canım oğlum, canım ciğerim, seni ne kadar özledim bir bilsen! Baban da perişan oldu, Oğlum ne zaman dönecek? deyip duruyor, dedi kadın, çocuğunu öpüp koklayarak. Nermin mutfakten çıktı, ellerini önlüğüne sildi, ablası ile öpüştüler.

Nasılsınız bakalım, iyi misiniz? diye sordu Zeynep, gözünü oğlundan ayırmadan.

İyiyiz anne. Teyzem bana bir kedi hediye etti, ister misin göstereyim? dedi Emir neşeyle ve daha yanıt beklemeden dışarı koştu.

Her şey yolunda abla, dedi Nermin sakince, neden geldin?

Zaten zamanı geldi. Oğlan hep sende, az kalsın annen olacaksın. İsmail de Artık oğlum gelsin diyor.

Yani götürmek ister misin? dedi Nermin. Ya köyde, durumlar nasıl?

Allaha şükür, hiç ölüm olmadı bu sürede, hiç. Oğlanı sana bıraktığım zamandan beri kimse toprağa girmedi.

Kapı hızla açıldı. Emir, ellerinde kediyle içeri daldı.

Anne, adını Pamuk koydum, en iyi arkadaşım oldu, dedi, gözlerinde mutluluk pırıltısıyla.

Ah, ahırda yeterince fare var, oyalanır. Hadi hazırlanmaya başla, gitmeyeceğiz.

Emir çıkınını hazırlarken, Nerminle Zeynep ev işleri hakkında konuştular. Ablası yine dırdırca sorup durdu, ne zaman evleneceksin, çocuk yapacaksın diye.

Yeter canım Zeynep, dedi Nermin, sen de annem gibisin! Vakti gelince bir koca bulunur, şimdilik istemiyorum. Benim altın gibi bir yeğenim var, onunla yetiniyorum. Unutma beni, Emir, istediğin zaman ziyaret et, sana kapım hep açık.

Bu altı ayda, Nermin iyice alışmıştı Emire, gitmek isteyen çocuktu ama teyzesinin gönlü iz bırakıyordu.

Sana bir şey diyeceğim Zeynep, dedi aniden Nermin, şu kediyi iyi bak, sakın üzmeyin. Özel hediyem bu Emire.

Ne zaman hayvana kıydım ki? dedi Zeynep, alınarak. Ben hep süt koyarım Allahın yaratığına.

Kızma, dedi Nermin, öylece söyledim, sen bilirsin. Pamuku sepete koyarsın, yolunuz uzun, gece olmadan yetişin köye.

Öpüştük, Nermin yeğenini sıkı sıkı kucaklayıp yolcu etti, arkalarından dua etti. Hayat kaldığı yerden devam ediyordu, kış adım adım yaklaşırken. Kış günleri kısa, geceler ve akşamlar olabildiğince uzun ve karanlıktı.

Kar yolları kapladı. Bu sene öyle çok yağmıştı ki, sabahları kapıyı açmak imkansız gibiydi. Köyde hayat yavaş aktı. Ama Nerminin hiç işi bitmezdi. Kimi hasta çocuk getirirdi, kimi ana-babasının dertleri için şifa isterdi. O şekilde günler geçip gitti. Güneş daha çok yüzünü gösterdi, karlar erimeye, derecikler şırıldamaya, kuşlar ötmeye başladı. Bahar birden kapıları açtı ve sıcaklık evi sardı.

Bir gün, Nermin bahçede çalışırken bir Miyav duydu. Döndü, Pamuk karşısında.

Burada ne işin var? dedi, elleriyle şaşkınlık işareti yaptı. Yoksa Emire bir şey mi oldu?

Kedi bir kez daha miyavladı, başını teyzesi Nerminin ayaklarına sürttü. Nermin fazla düşünmeden eve döndü, acil lazım olan eşyalarını topladı, yaşlı komşusuna uğrayıp, Bir iki gün gelmezsem tavuklara sen bak! dedi.

Zeynepe uzun ziyaret gideceğim, diye açıkladı yaşlı kadına, göz kulak ol lütfen. Hemencecik yola koyuldu.

Orman kıyısından yürüdü; kuşlar öter, hava mis gibi bahar kokardı. Ama Nerminin yüreği karaydı, adımlarını hızlandırdı. Henüz güneş tam batmamıştı, köy göründü. Koşa koşa eve daldı, soluğu kesilmişti.

Nermin! dedi Zeynep, gözyaşıyla sarıldı. Kız kardeşim başımıza büyük dert geldi, diyerek ağladı, elini tutup arka odaya sürükledi. Nermin içeri girdi, gözlerine inanamadı. Emir yatakta, ölü gibi yatıyordu. Dudakları mosmor, cildi neredeyse şeffaf. Nefes almakta zorlanıyordu.

Zeynepin ağlamalarından anlayabildi ki, çocuğun hastalığı noelden hemen sonra başlamış, önce hafifti, sonra iyice koyulaşmış. Bir hafta önce de yataktan çıkamaz olmuş.

Neden bana hiç haber vermedin? kızgınca sordu Nermin, Emirin alnını yoklayarak.

Bilemiyorum, sanki yollarımız bağlandı. Ne zaman hazırlansam, Emir daha kötü olurdu. Ter basar, titrer, ben de başında olurdum. Önce biraz üşütmüş sandık; arkadaşlarıyla kızakta oynamıştı. Sonra ben de hasta düştüm, bir hafta fenalık geçirdim, şerbetler, otlarla iyileşmeye çalıştık. Tam düzeliyordu ki, Emir yere serildi. Sana gelmeye çalıştım, ama gördün ya kışı; kar, tipiden sokağa kim çıkabilir ki, ta ormana yürüyüp sana varılsın?

Sonunda Pelin Teyzeye gittim. Otlar, dualar verdi, eve gelip Emirin başında dua okudu. Ama çocuğun durumu daha da kötüleşti. Tam karlar azalsın, yarın sana gelecektim, sen geldin. Bir de bizim Pamuk kayboldu. Emir kendine gelince hep onu soruyor. Ne olur yardım et, yoksa Emiri kaybederim, ben de canıma kıyarım!

Zeynep elleriyle başını tutmuş, ağlıyor, kendini ileri geri sallıyordu.

Kediye üzülme, o beni buraya çağırdı. Senin aklından daha akıllıymış, hışımla dedi Nermin. Gözleri faltaşı gibi açıldı Zeynep, gözyaşları bir anda kurudu.

Kedi mi çağırdı? dedi hayretle.

Öyle çağırdı işte, dedi Nermin. Bak, yollara birisi engel mi koydu diyorsun? diye yineledi kardeşi.

Evet Nermin, ne zaman yola çıkacak olsam Emir daha kötüleşir, ben de gitmem.

Peki söyle bakalım, Emir son zamanlarda yabancılardan bir şey aldı mı? Bir şey yedi mi? sordu Nermin.

Almaz olur mu, çocuklar ev ev dolaşıp bayramlaştı. Yılbaşıydı, dedi Zeynep.

Bütün evleri gezdi mi? sordu Nermin.

Evet, özellikle Pelin Teyzenin böreklerine bayıldı.

Nermin kaşlarını çatarak Emire baktı, sonra dedi ki:

Hadi kardeşim, Pelini bir çağır, gelsin, bir dua daha etsin Emire. Benim geldiğimi söyleme. Neye kadir olduğunu göreyim bakalım.

Zeynep karşı gelmedi, giyindi ve koşarak çıktı. Bu sırada Nermin bohçasını açtı, iki uzun iğne çıkardı; mutfağa geçip saklandı. Bir süre sonra Zeynep ve Pelin eve döndü.

Kızım Zeynep, sana yardım edemedim, dualar şifa veremiyor, Allahtan herhalde bir imtihan alıyorum, diyerek ağladı yaşlı kadın. Montunu çıkardı ve odada kayboldu. Nermin mutfaktan çıktı, iki iğneyi kapı pervazına çatarak soktu; sonra tekrar mutfağa saklandı.

Bir vakit sonra Pelin gitmeye hazırlandı, kapıya geldi ve bir türlü dışarıya adım atamadı. Sözde tekrar Emire dua etmeye döndü, sonra yine kapıya çıktı ve yine donakaldı. Alnı terledi, gözleri sağa sola baktı. Kapıya yanaşıyor, sonra yanaşıp geri dönüyordu.

Hayırdır Pelin Teyze? dedi Zeynep.

Kendimi iyi hissetmiyorum Zeynepciğim, dedi şifacı kadın.

Gel ben seni eve bırakayım.

Bana biraz su ver, iyi değilim.

Zeynep mutfağa gitti, oradan Nermin ona fısıldadı, Sen kadını odaya götür! Zeynep, yaşlı kadına Hatun, içeri buyur, biraz otur belki iyi gelir dedi, kadın mutfağa geçti. O arada Nermin yıldırım hızıyla pervazdaki iğneleri söktü ve yine mutfağa döndü.

Biraz su içti yaşlı kadın, sonra hızla kapıya yöneldi, açabildiğini anlayınca dışarı fırladı. Zeynep de arkasından, Pelinin unuttuğu başörtüsünü almak için dışarı çıktı.

Geri döndüğünde Emirin yanında Nermini gördü. Nermin bir yandan bohçasını karıştırıyor, bir yandan mırıldanıyordu:

Koca örümcek Çocukları tüketmeyi göze almış Sana gününü göstereceğim cadı!

Nermin üç mumu birbirine doladı, Emirin yastığının başucuna dikti.

Nedir bu yaptığın, Nermin? Anlamıyorum, dedi Zeynep endişeli.

Şifacınız çocukları öldürüyor! Çocuklarda hayat, canlılık var. Cadı ise ölmek istemiyor, onların ruhunu çekiyor!

Zeynep elini ağzına kapadı, korkudan saçları diken diken oldu.

Şimdi çık, abla. Kocanı karşıla, işine bak. Gece yardımcı ol bana. Emirin gücünü cadının elinden söküp alacağım. Sonrasını Allah bilir. Zeynepin gözlerinden yaşlar döküldü, sessizce çıktı.

Nermin mumları yaktı, dua okudu, Emiri baştan ayağa sarıp sarmaladı. Ne kadar zaman geçti bilinmez, bir an hafif bir dokunuşla uyandı.

Gözlerini açınca Zeynepi gördü, ablası ona yavaşça yardım edip yatağa yatırdı. Evde sessizlik, loşluk, köşe başında yanan kandil yumuşak ışık saçıyordu. Nermin huzur içinde uyudu, Emiri sonsuza kadar koruduğunu bilerek. Sabah güneşten ev aydınlanınca Nermin uyandı, her tarafta mis gibi taze ekmek ve sessiz ama huzurlu bir ev

Emir nasıl? diye sordu. Zeynep sarıldı, öptü.

Sağ olun Nerminim, oğlumu hayata döndürdün! Bugün ilk defa yemeğini yedi.

Nermin Emirin yanına bakmaya gitti, çocuk hafifçe yüzü pembemsi uyuyor ve hayata yavaşça dönüyordu.

Ben birkaç gün kalayım burada. Şu şifacıya ne yapabiliriz ona bakmam gerek, dedi Nermin.

***

Canım çok yanıyor Pelin Teyze, diye söze girdi Nermin, yaşlı kadının evinde. İçimi kara bir öfke kaplıyor. Aşkla bağlı olduğum adama cadı kadın el koydu!

Nermin aslen şifa için gelmiş gibi yaptı, ama niyeti kadının çocukların yaşamını nasıl çektiğini öğrenmekti.

Bilmem kızım, dedi Pelin, ben kötü bir iş bilmem, Allahtan korkarım. İyilik yapmak için buradayım.

Hadi, bana da yardım et. Beni kurtar, sana krallar gibi ödeyeceğim.

Olur, seninle ruhen benziyoruz. Ama kimseye anlatma! Karşılığında da senden azıcık bir şey isterim. Ekmek pişiririm, köydeki çocuklara verirsin.

Neden? dedi Nermin.

Senin bilmen gerekmez, düşmanına odaklan. Benim dediğimi yapacaksın. Sonra da mırıldandı: Ona ölü ruh göndereceğiz. Mevlit ekmekleri vereceğim, her biri lanetli, çocuklara dağıtırsan hepsinin gücü bana geçer.

Nermin kabul etmiş gibi gözüküp ekmekleri aldı, eve döndü, masanın üstüne döktü.

Gör ki, şifacınız çocuklara ne veriyor!

Ekmek işte, çocuklara ekmek dağıtmak mı haram? dedi Zeynep.

Basit bir ekmek değil, dedi Nermin bunlar ölü ruh için yapılmış ekmekler.

Zeynep çığlık attı.

Nasıl olur?

Olur! O, kendi ruhunu beslemek için bu ekmekleri kullanıyor.

Neden çocukları heba ediyor peki? dedi ablası kısık sesle.

Çünkü onların sevgisi ve canlılığı daha yüksek, dedi Nermin.

Bu ekmekleri yok etmek lazım, dedi Nermin, hem de öyle yok edelim ki onun beslediği ruhlar onu bulup parçalayıp bitirsin. Daha zamanı var.

Ekmekleri ufaladı, tavuklara verdi. Ertesi sabah Zeynep, köy kuyusunda kadınlardan duyduğu haberi getirdi.

Nermin, Sabahleyin Pelini görenler anlatıyor; kadın aniden çöktü, simsiyah olmuş, bir anda yıllar yaşlanmış gibi. Herkese bağırıyor benden yaklaşmayın diye.

Demek hedefi tutturdum, diye güldü Nermin. Cadının ruhunu besleyen şey bulamayınca, ruhları onu parçaladı. Sustu Zeynep, haç işareti yaptı.

Nermin, senin konuşmalarından korkuyorum. O da insan.

Zeynep, sen de annemiz gibisin, dedi Nermin. Kötülüğe bile acırsın. Neyse, işim var. Sen odama girme.

Pencereleri örtüp, iki mum yaktı, bohçadan eski bir kilit çıkardı, masaya koyup fısıldadı:

Eğer söylersen yok olursun,
Eğer yaparsan kül olursun.
Sana ait bütün güçleri
Bu kilide bağlarım ben.

Duasını sessizce tamamladı. Akşamüstü kilidi alıp cadının evine yürüdü.

Pelin Teyze, evde misin? diye seslendi. Cevap yoktu. Kapıyı açtı, içeri girdi. Tahta zeminde bir gıcırtı.

Allahın belası kim geldi? dedi içeriden bir ses.

Ben geldim, dedi Nermin ortaya çıkarak.

Demek sen ha? Ne işin var burada, gidip başımdan!

Gücün yok, değil mi? Ruhları beslemek kolay mıydı? dedi Nermin alayla.

Demek sendin, şerefsiz! O ruhlar beni ayakta zor bıraktı, nerdeyse canımı aldılar! diye tısladı yaşlı kadın.

Can mı? Sende can mı kaldı? Ne çocuklar yedirdin onlara! Ebedi yaşam için Sürün, sürüneceksen cehennemde!

Yaşlı kadın yataktan fırladı, kapıya doğru koştu.

Lanetleyeceğim seni! Ruhlarımı başına bela edeceğim!

Öyle mi? Yalnızca senin mi duaların güçlü? Kapıya bir bak, ne sallanıyor orada?

Kadın kapıya döndü, eski bir kilidi gördü.

Bağırdı, saçını yoldu, Nerminin gücüyle anladı gizli büyünün ne olduğunu.

Ömrümce mi kara işler yapacağım sandın, örümcek kadın? dedi Nermin tehditkar. Eğer bir daha eskiye döner, birine zarar verirsen, anında ruhunu yitirirsin! Senin ruhlarının seni nasıl bulduğunu gördün mü?! Sırtını dönüp çıktı evden. Arkasında yaşlı kadının çaresiz çığlıkları kaldı, ama Nermin zerre umursamadı.

***

Böylece iki ay geçti. Emir hızla iyileşti. Pelin bir ay sonra öldü. O kara ruhlar aç kalınca kendi sahibini kemirdi. Kadıncağız acı içinde, korkunç şekilde vefat etti. O günden sonra Nermin çevre köylerin tek şifacısı oldu. Gücünü iyiye kullandı, karanlıkla ittifak kurmaya hiç yeltenmedi. Hayvanı, insanı iyileştirir, kötülük yapmazdı. Koca bulamadı, pek de üzülmedi buna. Onun gibi bir mizacı her erkek kaldıramazdı.

Ah Nerminim, içini çekti Zeynep ablası, biraz yumuşasan, bakarsın bir koca, çoluk çocuk sahibi olur, yuvanı kurardın.

Benim gibi biri şeytana karşı yumuşamaz Zeynep, diye güldü Nermin. Çocuğum olmadıysa da üzülmem; nasip böyleymiş, diyip başından öptü canından çok sevdiği yeğenini. Emir iyileşince, uzak köydeki teyzesi Nermine yol oldu; her fırsatta ziyarete geldi, kimi zaman haftalarca misafir kaldı, çocuk sevgisiyle teyzesinin kalbini doldura dolduraO günden sonra köy yolları huzura kavuştu. Nerede bir hasta çocuk, çaresiz yaşlı, başı dertte ana varsa, Nerminin kapısını çaldı. Çocuklar onun örttüğü masa etrafında gülüp oynadı, anneler fırınındaki ekmeğin bereketine şaştı. Ne zaman Emir küçük bir sıkıntıya düşse, annesi yerine Nermine koştu, ona İkinci anam dedi.

Yıllar aktı; köyde Nerminin adını duymayan kalmadı. Herkes ona hem saygıyla hem de birazcık çekinerek yanaştı; çünkü Nerminin gözleri uzaklara bakarken, sanki sırlarla dolu, sanki başkalarının göremediği bir dünyadan fısıltılar duyuyordu. En karanlık gecede bile evinin penceresinden bir mum ışığı sızardı. O ışık yanıyorsa hiçbir çocuk yatağa çaresiz girmez, dediler.

Bir bahar sabahı Emir elinde çiçeklerle çıkageldi; büyümüş, boy atmıştı ama hala teyzesine çocukluğunu getiren bir bakışı vardı.

Teyze, bana hep Kader kadınların sırtında taşınır derdin. Ben gördüm ki, senin sırtın hem en ağır yükü, hem de en büyük sevgiyi taşımış, dedi. Nermin gülümsedi, bahçedeki meyve ağacının gölgesinde, yanına oturttu yeğenini.

Kader bazen tek başına yürümek, bazen de sevdiklerinle yol açmaktır, Emir. Bazı kadınlar annedir, bazıları da bütün köyün anası, ablası olur. Benim yolum buydu.

Emir başını teyzesinin omzuna yasladı, hiç korkmadığı gibi huzurla içini çekti. O sırada köyden bir çocuk koşarak geldi, Nermin Teyze, annem hastalandı! diye feryat etti. Nermin ayağa kalktı, bohçasını aldı, Emirle birlikte çocuğun peşine düştü. Arkasından Zeynep baktı, gözleri doldu ama bu defa ağlamadı; zira artık biliyordu: Kaderin yolunu değiştirmek elinde değildi ama o yolun üstünde daima Nermin gibi kadınların ayak izleri vardı.

Günün birinde, kuşlar yine öterken, insanlar birbirine selam verip geçtiğinde, Nerminin bahçesindeki kapı aralık durdu: Her ihtiyacı olana, her umutsuz yüreğe açık kalsın diye Ve köyde şöyle denmeye başlandı: Bir Nermin geçti bu topraklardan; arkasında huzur, cesaret ve sevgi bıraktı. Onun duası, bizim toprağımızın bereketidir.

Ve o bereket, nice neslin kaderinden hiç eksik olmadı.

Rate article
Lifequest
Kaderin İzinde Kadınlar: Anadolu’nun Güçlü Kızı Lübaba – Büyü, İnanç ve Aile Bağlarıyla Dolu Bir Köy…