Biz otogardayız, sana yarım saat, bana ve çocuklara business-taksi çağıracaksın! diye ukalaca buyurdu akraba.
Sen bana kardeş misin, yoksa yoldan geçen biri mi? Hiç utanman yok mu, çocukların yanında böyle davranmaya? Yeğenlerine iki parça kıyafet almak bu kadar mı zor? Niye senden rica etmek zorundayım, zaten senin teklif etmen lazım! Maddi olarak bana destek olman şart! Sen zaten çocuk sahibi olamadın, muhtemelen de olamazsın! Ben ise yalnız bir anneyim! Ayşegül cümleleri kavgadan fırlatılmış dart gibi Ezgiye saplatıyor, her kelimeyle onun özel sınırlarında oradan oraya geziniyordu.
Ezgi, evin favori çocuğu olmaktan çok uzaktı. Annesi onu nikahsız doğurmuştu, sonra evlenince bir anda büyük kız başa bela oldu. Üvey baba Senin karnın doyacaktı da! diye azarlar, anne de öfkesini; sırf yalnız anne kalmamak için ilk karşısına çıkana varmak zorunda kalmasındaki cinnetini Ezgiden çıkarırdı. Derken küçük kardeşi doğdu, Ezginin misyonu da belli oldu: dadı olmak.
Ezgi, derslerini, arkadaşlarını unutup kardeşini doyuracak, eğlendirecek, gelişimini takip edecekti. Kardeşi don gömlek dolaşmasın diye arkadaşlarıyla buluşmayı, sınıf arkadaşının doğum gününe gitmeyi unutsun! Ayşegül büyüdükçe, o da ebeveynlerin bakışına büründü; ablayı hizmetçi gibi görmeye başladı.
On sekizine geldiğinde ve liseyi bitirince Ezgi, radikal bir karar aldı: Hayatta büyük değişim! En uzak şehirdeki üniversiteyi seçip, eşyalarını toplayıp kaçtı. Ne anne-babasının, ne kardeşinin sonraki on yıl içindeki hayatını umursadı. Zaten ucundan kenarından aradıkları da sadece para koparmak içindi. Hani geri ödemek diye bir seçenek asla yoktu.
Ziyarete gitmek aklının ucundan bile geçmedi, ama kardeşin on yedisinde anne olduğu, on sekizde evlendiği, çocuk sayısını artırıp kocasının askere gitme ihtimalini sıfırlamak istediği dedikodularını duydu. Kısmet, tek seferde ikiz doğurdu! Taze baba, bu maceradan bıkar bıkmaz karısına boşanma açtırdı, tabii arkası dönüp gitti.
Bu olaylardan sonra Ezgiye telefonlar sıklaştı. Çünkü o, kardeşinden farklı olarak üniversite okumuş, işe girmiş, takdir almıştı. Maaşı yavaş yavaş da artsa, bir ev kredisi taksitleriyle de olsa, kendi evini almayı başarmıştı.
Aile yoksul olmadığını öğrenince, neredeyse hafta başı telefon açıp sürekli borç paradan bahsetmeye başladılar. Borç tabii ki geri ödenmiyordu! Tüm istekler Ayşegülün çocukları içindi:
Ezgicik, Pelinin montu yırtıldı. Acil beş bin lira yolla. Çocuk sabah okula neyle gidecek?
Ezgi, ikizlerin doğum günü için onlara hediye lazım! Ayşegül buldu, senden on bin lira istiyor.
Ezgi! Ayşegülü yine kovdular işten. Kimse çok çocuklunun derdini anlamıyor! Şimdiden sen ikizlerin kreşini ve Pelinin okul hazırlığını üstleniyorsun!
Her talep neredeyse emir gibi geliyordu. Kimse, Ezginin parası var mı, durumu müsait mi diye sormuyordu bile. Sen kendini kurtardın, ne uzatıyorsun! diye düşünüyordu annesi. Başarılarıyla gurur duymak zaten yok; daha çok kazansa, daha da çok yardım etsin beklentisi vardı.
Ezgi, çocukluğunda beynine kazınan suçluluk duygusunu hiç silemedi. Annesine hayır diyemedi. Her telefon sonrasında iç geçirdi; acaba bu ay neyi kısacağım diye hesap kitap yaptı.
Özel hayatı Ayşegül kadar renkli olmasa da, Ezgi de başarılı bir boşanmayla övünebilirdi. Çalışmaya başladığında şirkette tanıştığı biriyle evlenmek üzereyken, Ezginin çocuk sahibi olamayacağı haberi çıktı ortaya. Nişanlısı apar topar terk etti. O acıyı tek başına atlattı, annesine ancak yıllar sonra söyleyebildi. O günden sonra, bu konu her sohbetin baş köşesine kondu.
Çiçek açmıyor Ezgimiz Ne şanssız! İyi ki Ayşegül torunları veriyor derdi annesi sitemle.
Ezgiyi bir süre rahat bırakıp, sonra küçük kardeş abla sevgisini sahaya indirme kararı aldı. Ezginin nadir bir pazar sabahı evinde telefon çaldı:
Ezgi, sen neredesin ya? Ben çocuklarla otobüse mi binmek zorundayım? Hemen bize taksi çağırsana! Hem öyle ucuzundan olmasın! Çocuklar sigara kokusundan kustuğu için! Lütfen lüks bir taksi!
Sen neredesin ki? Ben niye sana taksi çağırıyorum? diye ayıla bayıla sordu Ezgi.
Annem söylemedi mi? Ben senin yanına yerleşmeye karar verdim. Burada yapılacak bir şey yok! Seninle yaşayacağım. Otogardayız, yarım saat içinde çocuklarla beraber lüks bir taksi gelsin. Ayşegül telefonu kapattı, Ezgi ise haberi duyunca olduğu yere çöküverdi. Meğer iki bin kilometre uzağa taşınsan bile, bir dırdırcıdan kaçamıyormuşsun.
Akşam, Ayşegül evi yönetmeye girişti:
Yarın ofisinde bana iş bulacaksın, hem iyi maaşlı hem de rahat! Genç erkekler olursa sevinirim, mola saatlerim bol olacak! Çocuklara ranza al, birlikte koltukta yatacak halimiz yok! Bu gece çocuklarla senin yatağında ben yatacağım, Pelin seninle koltukta uyuyacak. Ayrıca kış geliyor, çocuklara yeni ve kaliteli kıyafetler lazım! Başkasının çocuklarından eksik kalmak istemem. Zaten insanlar bana dulmuşum gibi bakıyor, daha beter mırıldanmasınlar!
Ezgi dinliyor, dinlerken de içten Ben ne zamandan beri bu şımarık kızı hâlâ kapımdan atmadım? diye kendine şaşıyor, öfke toplamaya başlıyordu. Bir anlık kararlılık, isyan ve tüm o yılların acısı birleşti ve kalkıp abla tavrıyla patladı:
Bu gece burada kalıyorsunuz, sabah seni otogara bırakacağım ve ailene geri göndereceğim! Yeter, bakıcınız, sponsorunuz, banka ATMniz değilim! Çocuklarına sen bakacaksın. Bu benim sorumluluğum değil. Yıllarca verdiklerimi ailenizin bütün borçlarına say! Sabah gitmezsen polisi ararım. Çocuklarını düşünmüyorsan ben hiç düşünmem! Ayrıca şu an çocuklarınla koltukta takılacaksın, ben ise kendi yatağımda rahat uyurum!
Ezginin bu cesur çıkışıyla Ayşegül nutku tutuldu. Gece boyu mızmızlanıp annesine dert yansa da, Ezgi oralı olmadı. Sabah ne otogara kadar bırakmaya ne de ağız kalabalığına tenezzül etti, kapının önünde bir miktar nakit verdi, Taksi parasını ve bileti koydum, yolun açık olsun dedi.
Burada bitti. Bir daha yolunu unut. Ve unutma: Artık benim de bir hayatım var, sadece senin etrafında dönmüyor. deyip kapıyı kapadı. Arkasından uzun uzun ağladı, düşündü, sorguladı; ama doğru olanı yaptığına karar verdi. Yoksa bu akrabalar bir ömür ezerdi adamı.
O yükten kurtulunca, Ezgi hayatını tekrar eline aldı. Bir adamla tanıştı, iki yıl sonra evlendi. Kocasıyla iki çocuk evlat edindi; sonunda huzuru ve gerçek mutluluğu buldu.




