Kızım yedinci çocuğunu dünyaya getirdiğinde, sabrımın sonuna geldiğimi anladım!

Son yirmi yıldır kızımla ve damadımla yaşıyorum; ama vallahi artık bu yükü daha fazla sırtlayacak halim kalmadı.
Ben 65 yaşında, yedi torun sahibi bir babaannelik mertebesine erişmiş kişiyim. Tabii, dışarıdan bakınca birçok kişi bana gıpta ediyordur, Ne güzel işte, evin dolu, torun torba etrafında fır dönüyor, falan diyorlardır. Ben de arada kendime böyle teselli veriyorum; ama ortada bir gerçek var: Çocuk bakımı ve bitmek bilmeyen gürültü, insanın ömründen ömür alıyor. Kızım Zeynep ise, yedi çocuk doğurduğunun galiba pek de farkında değil.
Altıncı torunum Elif doğduğunda Zeyneple ciddi bir konuşma yapmaya niyet ettim. Kırk yıl düşünsem, 35 yaşındaki kızıma doğum kontrolü anlatmam gerekeceği aklıma gelmezdi. Ama o da ne, tam ohh, bitti galiba derken, hoop, yedinci çocuk haberini verince kafamda ampuller sönüverdi. Beş odalı evde şimdi dokuz kişi yaşıyoruz, yani evde adım atacak yer kalmadı, herkes birbirinin ensesinde.
Kızım şanslı, çünkü ben ve rahmetli eşim yıllarca çalışıp büyük bir ev ve biraz toprak sahibi olmuştuk. Şimdi damadım o topraklarda gezinip kendine çiftçi diyor. Zeynep her işe koşuyor, bir de bana mutfaktan çıkmamak düşüyor. Evde resmen ilkokul kantini açmış gibiyim; yedi çocuk kaç tencere yemek götürür, bir düşünün. Hepsi büyüyor, iştah maşallah yerinde, dünün yemeğine burun kıvırıyorlar, taze olsun anneanne! diye başımın etini yiyorlar.
Altıncı torunum doğunca içimden dedim ki, Oh, Zeynep de galiba uslanacak, ben de biraz soluklanırım. Belki ağlama sesi olmadan kitap okur, bazen de kahvemi içerim. Ama nerde, kader bana yine şaka yaptı.
Tüm bunlar olurken sık sık İstanbulda yalnız yaşayan abimle konuşuyordum. Onun kızı yurtdışında, o yüzden yalnız, eh haliyle biz dertleşiyorduk.
Geçen akşam abi aradı, Ayşe, biraz gel yanımda kal, sağlık sorunlarım var, dedi. Tabii ki endişelendim ama içimden bir tarafım da Ay, kurtuldum mu ne? diye fısıldıyordu. Biraz moral için ona gittim; şimdi abim turp gibi oldu, ben de valla düşünüyorum: Acaba geri dönsem mi, yoksa bu rahatlığa devam mı etsem? Çocuk bağırtısı olmadan tekrar kitap okuyup, müzik dinlemenin, film izlemenin keyfini hatırladım. Emekli oldum, yaşlılığımı yaşamayı nihayet beceriyorum gibi. Ya torunlar büyüyene kadar bekleyeceğim, ya da bir türlü söyleyemediğim ben artık yokumu diyeceğim. Ama, nasıl söylerim bilemiyorum
Zeynep şimdi durmadan arıyor: Anne, hadi annem, gel artık, ben tek başıma baş edemiyorum, diyor. Şimdi siz söyleyin, ben ne yapayım? Gerçekten, cidden ne yapayım?

Rate article
Lifequest
Kızım yedinci çocuğunu dünyaya getirdiğinde, sabrımın sonuna geldiğimi anladım!