Beni kandırdın! Kadir, salonun ortasında öfkesinden kıpkırmızıydı.
Ne demek kandırdın?
Sen biliyordun! Çocuk sahibi olamayacağını baştan biliyordun ama yine de benimle evlendin!
Sen en güzel gelin olacaksın, dedi annesi, duvağını düzelterek. Elif aynadaki yansımasına gülümsedi.
Beyaz bir elbise, dantel işlemeli kollar, Kadirin üzerinde ciddi bir takım elbise Hayalindeki gibi olacaktı her şey on beş yaşından beri düşlediği o büyük aşk, görkemli bir düğün ve çocuklar Bol bol çocuk. Kadir bir oğul isterdi, o ise bir kız. Üç çocukta anlaşmışlardı, kimsenin gönlü kalmasın diye.
Bir yıl sonra torunlarımı kucağıma alacağım, deyip duruyordu annesi, gözyaşlarını silerken.
Elif inançla sarılmıştı bu hayallere.
Evliliğin ilk ayları bir rüya gibi, mutlulukla geçti. Kadir işten gelince Elif akşam yemeğiyle onu karşılardı, kol kola sarılarak uykuya dalarlardı; Elif sabahları kalp çarpıntısıyla takvimine bakardı. Gecikme var mıydı? Hayır. Sadece bir yanılgı. Bir ay daha. Bir ay daha.
Kışa doğru Kadirin ne haber? diye umutla soruşu bitti. Artık Elif banyodan çıkınca sadece sessizce bakıyordu.
İstersen doktora gidelim? dedi Elif, Şubat ayında, neredeyse bir yıl geçmişken.
Zaten çoktan gitmeliymişiz, diye söylendi Kadir, telefondan başını bile kaldırmadan.
Hastanenin koridorları çamaşır suyu ve umutsuzlukla kokuyordu. Elif, benzer kadınlarla aynı koridorda oturuyor, mutlu annelik hikâyeleriyle dolu dergileri karıştırıyor, kendine bir aksilik yok, sadece şansım yaver gitmedi, diye telkin ediyordu.
Analizler, ultrasonlar, tekrar testler Her şey karma karışık prosedürlere karıştı; soğuk sedirler ve hastabakıcıların ilgisiz yüzleriyle beraber zamana yayılan çaresizlik.
Normal yollarla gebe kalma şansınız yüzde beşin altında, dedi doktor, dosyasına bakarak.
Elif başını salladı, not alıyormuş gibi yaptı, sorular sordu; ama içi soğukla kaplanmıştı.
Martta tedavi başladı. Ve onunla birlikte değişim de
Yine mi ağlıyorsun? Kadir kapıda duruyordu ve sesinde merhametten çok bıkkınlık vardı.
Bu ilaçlardan hormonlardan.
Üçüncü aydasın! Yeter artık, rol yapmayı bırak! Sıkıldım!
Elif anlatmak istedi tedavinin böyle yürüdüğünü, zamana ihtiyaç olduğunu, doktorların altı ay bir yıl vadettiğini Ama Kadir çoktan gitmiş, kapıyı çarpmıştı.
İlk tüp bebek denemesi sonbahara ayarlanmıştı. Elif iki hafta neredeyse yataktan kalkmadı, korkudan mucizeyi ürkütmek istemedi.
Olumsuz, dedi hemşire telefonda, kuru bir tonla.
Elif olduğu yerde koridorda dizlerinin üstüne çöküp akşama kadar öylece kaldı, ta ki Kadir eve dönene dek.
Ne kadar harcadık sence şimdiye kadar buna? dedi Kadir, nasılsın? demeden.
Hesaplamadım.
Ben ettim. Yaklaşık bir milyon TL. Sonuç? Ne var?
Elif sustu. Yanıtı yoktu
İkinci deneme Artık Kadir geceleri eve geç dönüyor, üzerinde yabancı parfüm kokusu taşıyor, Elif ise hiç sormuyordu. Bilmek istemiyordu.
Yine olumsuz.
Belki de yeter, dedi Kadir, mutfakta boş kupayı elinde döndüre döndüre. Daha ne kadar devam edecek?
Doktorlar üçüncü denemenin genelde başarılı olduğunu söylüyor
Doktorlar, parayı alınca her şeyi söylüyor!
Üçüncü denemeye Elif neredeyse yapayalnız girdi. Kadir her akşam işteyim diyordu. Arkadaşları aramayı bırakmıştı teselli etmekten usanmışlardı. Annesi telefonda ağlıyor, bu güzellik, bu genç yaş niye böyle bir sınav diye dövünüyordu.
Hemşire üçüncü kez o maalesefi söylediğinde Elifin gözleri bile nemlenmedi. Gözyaşları, ikinci tedavi ve paralar yüzünden çıkan tartışmalar arasında bitmişti.
Beni kandırdın!
Kadir, öfkesinden titreyerek Elife bağırıyordu.
Ne demek kandırdım?
Biliyordun! Çocuk olamayacaksın diye evlendin benimle!
Ben bilmiyordum! Teşhis bir yıl sonra kondu, o gün sen de doktordaydın
Bana yalan söyleme! Üzerine yürüdü, Elif refleksle geri çekildi. Bilerek yaptın! Kandırdın beni! Sonra sürpriz çocuk yok!
Kadir, ne olur
Yeter! Vazoyu kaptığı gibi duvara fırlattı. Ben düzgün, çocuklu bir aile hak ediyorum! Böyle bir şey değil!
Parmağıyla Elifi gösterdi, sanki doğaya karşı bir utanç kaynağıymışçasına.
Tartışmalar her gün tekrarlanıyordu artık. Kadir öfkeli dönüyor, bütün akşam susuyor, sonra küçük bir şeyden patlıyordu: kumanda yerinde değil, çorba tuzlu, nefes alışın fazla gürültülü
Boşanıyoruz, dedi bir sabah.
Kadir hayır! Evlat edinebiliriz, bir sürü okuyorum
İstemem başkasının çocuğunu! Ben kendi kanımdan çocuk istiyorum. Ve bana o çocukları verecek bir eş!
Bir şans daha lütfen. Seni seviyorum.
Ama ben artık seni sevmiyorum!
Bunu, gözlerinin içine bakarak soğukkanlılıkla söyledi. Tüm bağrışlardan daha acıydı.
Eşyalarımı toplayacağım, dedi Cuma akşamı.
Elif kanepede battaniyeye sarılmış vaziyette onu izledi kımıldamadan gömlekleri bavula atarken bile sussun, ama susturamadı.
Gidiyorum çünkü sen verimsizsin, dedi Kadir, acımasızca.
Kendime düzgün bir kadın bulacağım.
Elif sessiz kaldı.
Kapı kapandı. Daireyi tarifsiz bir sessizlik sardı. Ne zamandır ilk defa, Elif ağladı derin, içini yakan bir hıçkırıkla; boğazı şişene kadar.
Boşanmanın ilk haftaları gri bir pus gibi geçti. Elif kalkıyor, çay içiyor, tekrar yatıyordu. Bazen yemeyi, bazen hafta günlerini unutuyordu.
Arkadaşları ziyaret ediyor, evini topluyor, sohbet etmeye çalışıyorlar; Elif ise sadece başını sallayıp tamam diyordu. Sonra battaniyesine bürünüp tavana dalıyordu yeniden.
Ama zaman geçti Gün gün, hafta hafta. Bir sabah Elif uyanıp kendi kendine yeter dedi.
Kalktı, duş aldı, tüm ilaçları buzluklardan çöpe attı ve bir spor salonuna yazıldı. İşte yeni bir projede görev istedi üç ay sürecek, tüm enerjisini alacak bir iş.
Hafta sonları gezmeye başladı, sonra kısa seyahatlere çıkmaya İstanbul, İzmir, Kapadokya Hayat durmamıştı.
Yalçınla bir kitapçıda tanıştı ikisi de aynı Stephen King kitabını almak için uzanmıştı.
Hanımefendiler önce, dedi Yalçın gülümseyerek.
Ya ben size bırakıp, siz de beni kahveye davet ederseniz? Elif kendi şaşkınlığına rağmen sordu.
Adam kahkaha attı ve o gülüş Elifin içini sıcak bir sevinçle doldurdu.
Kahvede sohbet ederken Yalçın, beş yıldır tek başına büyüttüğü yedi yaşındaki kızı Zeynepten söz etti. Karısını kaybettiğinden beri ilk aylarının nasıl zor geçtiğini; Zeynepin uykusuz gecelerini, annesini arayışını, saç örmeyi YouTubedan öğrenişini anlattı.
Çok iyi bir babasın, dedi Elif.
Elimden geleni yapıyorum.
Yalan söylemek istemedi. Üçüncü buluşmada, aralarında ciddiyet başlayınca bütün gerçeği anlattı.
Çocuğum olamaz. Kesin teşhis Üç başarısız tüp bebek denemesi, eşim bu yüzden gitti. Eğer senin için önemliyse, baştan bil
Yalçın uzun süre sessiz kaldı.
Zeynep var benim, dedi sonunda. Bana sen lazımsın. İkimizden ortak bir çocuk olmasa da önemli değil.
Ama
Yapabilirsin, diye böldü Yalçın. Annem de benzer bir teşhis aldı vaktiyle. Ama bak, karşında oturuyorum. Bazen mucizeler olur.
Zeynep onu beklediğinden rahat karşıladı. İlk buluşmada mesafeliydi ama Elif en sevdiği kitabı sorunca coşkulu bir şekilde yarım saat Harry Potter anlattı. İkinci buluşmada kendiliğinden elini tuttu. Üçüncüde, Elsa gibi saçımı örer misin? dedi.
Belli seni sevdi dedi Yalçın. Hiçbirini bu kadar çabuk kabullenmemişti.
İki yıl çabucak geçti. Elif Yalçının evine taşındı, cumartesileri krep yapmayı öğrendi, Paw Patrol bölümlerini ezberledi ve tekrar sevebilecek gücü buldu gerçekten, korkmadan, kuşkusuz
Yeni yıl gecesi, saatler tam on ikiyi gösterdiğinde Elif bir dilek tuttu. Dudakları fısıldadı: Bir çocuk istiyorum.
Kendi dileğinden korktu, eski yaralarını niye deştiğine sinirlendi Ama artık o istek çoktan evrende bir yerlere uçup gitmişti.
Bir ay sonra gecikme yaşandı.
Olamaz, dedi Elif, iki çizgili hamilelik testine bakarken. Hatalı test.
İkinci test. Yine iki çizgi.
Üçüncü! Dördüncü! Beşinci!
Yalçın, diye çıktı banyodan, dizleri titreyerek. Galiba Bilmiyorum, nasıl
Yalçın, onun anlatmasına gerek kalmadan anladı. Elifi kucakladı, odada döndürdü, başından, burnundan, dudaklarından öptü.
Biliyordum! diyordu tekrar tekrar. Sana söylemiştim; yapabilirsin!
Klinikte doktorlar Elife şaşkınlıkla bakıyor, eski dosyaları çıkarıyor, testleri tekrarlıyorlardı.
Bu mümkün değil diye başını salladı doktor. Yirmi yıllık kariyerimde ilk kez böyle bir şey görüyorum.
Ama hamileyim öyle mi?
Hamilesiniz. Sekizinci hafta. Tüm değerler yerinde.
Elif gülerek ağladı.
Dört ay sonra, bir markette Kadirin bir arkadaşıyla karşılaştı.
Kadirden haberin var mı? dedi adam, Elifin yuvarlak karnına bakarak. Üçüncü kez evlenmiş. Ama hâlâ olmadı. Hiçbirinde olmuyor.
Ne olmuyor?
Yani çocuk. İkinci karısı, üçüncü karısı Doktorlar sorun onda diyor. Düşünsene hep suçu sende bulmuştu ya
Elifin içi bomboştu. Ne öfke kaldı, ne sevinç. Eskiden yerinde olan şeylerden geriye sadece bir boşluk
Oğlu ağustos ayında doğdu, güneşli bir sabaha. Zeynep ve Yalçın koridorda merakla bekliyordu.
Onu kucağıma alabilir miyim? dedi Zeynep, kapıdan başını uzatıp.
Dikkatli ol, dedi Elif, minik bebeği ona uzatarak. Başını iyi tut.
Zeynep yuvarlak gözlerle kardeşine baktı, başını Elife kaldırdı.
Anne, o hep böyle kırmızı mı kalacak? Anne?
Elifin gözyaşları aktı. Yalçın ikisini de sarıp sarmaladı. Zeynep şaşkın gözlerle hem annesine, hem kardeşine baktı, neden herkesin ağladığını anlayamadı.
Elif ise o an bir şeyi sezdi: Bazen, imkânsıza inanmak için sadece doğru kişinin yanında olması gerekir
Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda paylaşın, yazara bir beğeni bırakmayı unutmayın.




