Otuz yıl süren bir evlilikte aldatmaya katlanmak zorunda değilsiniz
Birgül küçük bir kutuyu ellerinde döndürüyordukumaşı eskimiş, üzerindeki altın harfler silinmişti. İçinde üç minik taş parlıyordu. Gerçekten güzellerdi, kabul etmek gerek.
Beş bin lira, dedi Engin, tabletinde haberleri karıştırırken. Altıncıoğlundan aldım, indirim kartımla.
Teşekkür ederim, hayatım.
Birgülin göğsünde bir sıkışma oldu. Fiyattan değilonların yaşında bu tür şeyler sorun edilmezdi artık. Ama Enginin cümlesinden; sıradan, duygusuz bir şekilde söylemişti. Sanki ekmek alıp eve getirdiğini bildiriyordu.
Otuz yıl birliktelik. İnci yıldönümügünümüzde ender rastlanan bir kutlama. Birgül sabah erken kalkıp, annesinin düğün hediyesi olan dantelli masa örtüsünü çıkardı. Kuğu Pastası yapmaya başladıEnginin eskiden cennet gibi dediği pasta.
Ama şimdi Engin ekranın başında, sorularına kayıtsız kısa cevaplar veriyordu.
Engin, hani bana otuzuncu yıldönümümüzde İtalyaya götüreceğine söz vermiştin?
Hmmm, gözünü kaldırmadan.
Bari Antalyaya gidelim, çok uzun zamandır tatil yapmadık birlikte.
Birgül, işte bir proje var. Zamanım yok şimdi.
Proje. Enginin hep bir projesi vardı. Özellikle son bir buçuk yıldır, gençlik takıntısı baş gösterdiğinden beri daha da fazla. Spora yazıldı, pahalı spor ayakkabılar aldı, tarzını yeniledi, saçları yanlardan kısaltılmış, önleri yana ayrılmıştı.
Orta yaş krizi, diyordu arkadaşı Sevim. Hepsinde olur, geçer.
Geçmemişti. Aksine artmıştı.
Birgül yüzüğünü denediparmağına tam oturdu. Demek ki yıllar sonra hâlâ ölçüsünü biliyor. Ama taşlar soğuk bir ışıltıyla parlıyordu.
Güzelmiş, dedi Birgül, hediyeye bakarak.
Evet. Şık bir tasarım, genç işi.
Akşam kutlama sofrasında ikisi neredeyse hiç konuşmadı. Pasta her zamanki gibi yumuşacık, hafif oldu. Engin bir dilim yedi, alışkanlıkla güzel olmuş dedi. Birgül ona bakarken düşünüyordu: Ne zaman oldu da kocası ona yabancılaştı?
Engin, kimdi o genç kız? dedi birden.
Hangi kız? Engin tabağa bakarken başını kaldırdı.
Hani şu genç işi tasarımı seçen kadın.
Ne alakası var?
Engin, sesi sakin çıktı, aptal değilim. O yüzüğü bir kadın seçti. Bir erkek genç işi tasarım demez.
Uzun, rahatsız edici bir sessizlik oldu.
Birgül, saçmalama.
Adı Elif mi?
Enginin yüzü bembeyaz oldu. Nereden bildiğini bile sormadı. Demek ki doğruydu.
Tesadüfen mesajlarını gördüm. Bir ay önce, sigorta şirketinin numarasını telefonu benden isterken. Canım, yakında buluşacağız diye bir mesaj vardı, hatırladın mı?
Susuyordu.
Yirmi sekiz yaşında, sizin ofiste çalışıyor. Dün restorandan fotoğraf paylaşmış, tam siz pencere kenarında oturmuştunuz. Masa örtüsünü tanıdım.
Restorandan nereden biliyorsun?
Sevim görmüş. Tesadüfen. Küçük yerde herkes her şeyi duyar.
Engin derin bir iç çekti:
Tamam. Evet, Elif diye biri var. Ama sandığın gibi değil.
Nasıl peki?
Beni anlıyor. Onunla sohbet etmek kolay, hoşuma gidiyor. Kitaplardan, filmlerden konuşuyoruz.
Benimle konuşacak bir şey yok mu?
Birgül, gerçekçi ol! Sen sadece çocuklar, sağlık, market fiyatları ile ilgileniyorsun. Elifle kendimi canlı hissediyorum.
Canlı, diye tekrarladı Birgül. Anladım.
Canını acıtmak istememiştim.
Engin başını eğdi.
O senin evli olduğunu biliyor mu?
Biliyor.
Peki ne diyor? Evli biriyle olmaktan rahatsız olmuyor mu?
Birgül, Elif çağdaş biri. Hayale kapılmıyor.
Çağdaş, diye güldü Birgül. Bana otuz yıllık hayat çizgim hayal mi yani?
Masadan kalktı, bulaşıkları toplamaya başladı. Elleri titriyordu ama belli etmemeye çalıştı.
Birgül, normalce konuşalım lütfen.
Konuşacak bir şey yok. Sen kararını verdin.
Kimseyi seçmedim!
Seçtin. Her gün seçiyorsun. Eve geç geliyorsun, toplantı diye yalan söylüyorsun, onun hediyelerini benim paramla alıyorsun.
Bizim paramız!
Benim de. Ben de çalışıyorum, unuttun mu?
Birgül bulaşıkları yıkadı, özenle yerleştirdi. Masa örtüsünü kaldırıp dolaba koydu. Her şey alışıldık gibiydi, ama elleri hâlâ titriyordu.
Birgül, ne istiyorsun? dedi Engin mutfak kapısında dururken.
Bugün yalnız kalmak. Düşünmek.
Ya yarın?
Bilmiyorum.
İki gün boyunca konuşmadı. Engin denedi ama hep kısa, nazik cevaplar aldı. Üçüncü gün dayanamadı:
Bu ne kadar sürecek?
Ne rahatsız oluyorsun ki? dedi Birgül, gömleğini ütülerken. Her şey olduğu gibi; yemek, temizlik, çamaşır. Fark yok.
Ama konuşmuyorsun!
Neden? Sohbet için Elifin var zaten.
Birgül!
Ne Birgülü? Sen söyledinbenle konuşmak sıkıcı, konuşacak bir şey yokmuş. Kendini zorlamaya gerek yok.
Akşam Engin arkadaşlara gidiyorum diye çıktı. Birgül biliyorduona gidiyordu.
Birgül bilgisayarın başına geçti, Elifin sosyal medya hesabını açtı. Genç, güzel bir kadın. Fotoğraflar Bodrumda, şık elbiselerle, şampanya kadehiyle.
Dünkü bir paylaşım: Hayat güzel, yanımda bana değer veren biri varsa. Etiketler: aşk, mutluluk, olgunadam.
Olgun adam. Birgül acı acı güldü. Etiket, sanki ürün tanımı.
Yorumlarda arkadaşları yazıyordu: Elifcim, nikah ne zaman? Adam şanslı! Eşi ne diyecek?
Elif: Aylardır formalite evlilik var, komşu gibiler.
Otuz yılkomşu gibiler…
Ertesi gün Birgül bir avukata gitti. Genç, gözlüklü bir adam dikkatlice dinledi.
Anladım. Ortak malın yarısı size ait. Ev, yazlık, araba. Aldatma kanıtlanırsa fazlasını alabilirsiniz.
Fazlası gerek yok, dedi Birgül. Hakkım olan yeterli.
Evde bir liste hazırladı:
Evsatılıp yarı yarıya bölünecek.
Yazlıkona. Ben gitmem zaten.
Arababana. O isterse yeni alır.
Bankadaki parabölünecek.
Engin geç geldi, listeleri görüp şaşırdı.
Ne bu?
Boşanma.
Kafayı mı yedin?
Hayır. Nihayet aklım başıma geldi.
Birgül, açıkladım! Geçici bir heves. Geçecek!
Ya geçmezse? Yine otuz yıl bekleyecek miyim, aklın başına gelsin diye?
Engin koltuğa oturdu, yüzünü kapadı:
Sana zarar vermek istememiştim.
Ama verdin.
Şimdi ne olacak?
Seçim yapacaksın, dedi Birgül. Ya aile, ya Elif. Üçüncü yok.
Üç ay boyunca tam anlamıyla komşu gibi yaşadılar. Engin misafir odasına taşındı. Sadece mecbur olunca konuşuyorlardı. Birgül ingilizce kursuna ve yüzmeye yazıldı, uzun zamandır okumak isteyip vakit bulamadığı kitapları okudu.
Elif arada arıyor, ağlıyordu. Engin balkona çıkar, uzun uzun fısıldayarak konuşurdu.
Bir akşam Engin erkenden eve geldi. Birgülin karşısına oturdu:
Onunla ayrıldım.
Bunu bilmem gerekmiyor.
Birgül, anladım. Aptallık ettim. Büyük hata yaptım.
Katılıyorum.
Yine deneyelim mi? Ben değiştim.
Birgül kitabını kapattı:
Engin, onunla ayrılman benim değerimi bildiğinden değil, sıkıldığından. Sonraki Elif bir iki yıl sonra karşına çıkar.
Çıkmaz!
Elbette çıkar. Çünkü kaybettiğin ben değilim, gençliğin. Ve buna çare olamam.
Birgül…
Boşanma belgeleri hazır. İmzala.
Sorunsuz, kavgasız, adil şekilde bölüştüler. Birgül baştan planladığını aldıfazlasını değil.
Altı ay sonra Birgül, İngilizce kursunda tanıştığı Kemalleaynı yaşta, dul, öğretmentanıştı. Kemal onu tiyatroya davet etti.
Birgül hanım, dedi tiyatro sonrası kahve içerken, sizinle konuşmak çok keyifli, gerçekten ilginç bir insansınız.
Gerçek mi? Eski eşim bana sıkıcı derdi.
O halde dinlemeyi bilmiyormuş.
Kemal biliyordu. Onun fikirlerini takdir ediyor, esprilerine gülüyor, kendinden bahsediyordugençlik numarası olmadan.
Erkekte ne ararsınız? diye sordu Birgül.
Zeka, iyilik, içtenlik. Siz erkekte ne beklersiniz?
Dürüstlük. Yaşından utanmayacak biri.
İkisi gülüştü.
Engin arada arıyordu. Bayramlarda tebrik ediyor, sağlık soruyordu. Sadece eski bir dost yakınlığıyla.
Mutlu musun? diye sormuştu bir defa.
Evet, dedi Birgül hiç düşünmeden. Ya sen?
Emin değilim, sanırım hayır.
Herkes kendi seçimini yapar.
Beş bin liralık yüzüğü hâlâ kutuda saklıyor Birgül. Takmıyor; sadece duruyor. Otuz yılın ne kadar kolay harcanabileceğini hatırlatıyor.
Kemal ise ona doğum gününde antikacılardan bulduğu küçük bir broş hediye ettiucuzdu ama özenle seçilmişti.
Güzellik fiyatında değil, dedi Kemal. Hangi duyguyla verildiğinde saklı.
Ve Birgül anladı ki, elli yaşından sonra hayat bitmiyor. Yeniden başlıyor.
Siz ne düşünüyorsunuz? Zamanı geçkin yaşlarda yeni bir hayata başlamak mümkün mü? Denemeden bilemezsiniz; hayat her yaşta yeni bir umut sunar.




