Kayınvalidem annem için “başkalarının evini temizliyor” diye alay ederdi şimdi kendi evimde temizlik yapıyor.
Eşimle ilk kez anne-babamın evine gittiğim günü hiç unutmayacağım. Annem meşhur fırında kebabını hazırlamıştı, ben de ilk buluşmasına giden bir lise öğrencisi kadar heyecanlıydım. Ama heyecanım anne-babamdan değil, onun annesinden kaynaklanıyordu.
Sen ne işle meşgulsün yavrum? diye sordu annem, salata tabaklarını yerleştirirken.
İnşaat mühendisiyim, büyük bir firmada çalışıyorum.
Söylemediklerim de vardı; onun annesi bana nereden geldiğimi hatırlatmaktan hiç vazgeçmezdi.
Onların evine ilk gittiğimde üç yıl önceydi. Beni sahte bir gülümseme ile karşıladı kusursuz bir takım, inci kolye, “para” diye bağıran mobilyalar.
Oğlum dedi ki senin annen başkalarının evini temizliyormuş, dedi çay içerken. “Ev temizlemek” derken sanki “banka soyuyor” demiş gibi konuştu.
Evet, annem dürüst ve çalışkan bir kadındır.
Elbette Her dürüst iş değerlidir, dedi ama sesi başka şeyler söylüyordu. Ama insan her zaman çocuğu için daha iyisini ister eğitim, meslek
Ben üniversite okuyorum, dedim. İşletme bölümü.
Peki okul masraflarını kim karşılıyor? Çünkü annenin gelirleriyle
O zaman ilk defa eşim araya girdi.
Burslu okuyor. Sınıfının en iyilerinden.
Ama mesaj çoktan verilmişti.
Sonraki yıllar, damla damla birikmiş aşağılamalarla geçti.
Tabakları toplamak sana düşer, nasılsa deneyimlisin, derdi aile toplantılarında.
Senin gibi birinin yemek seçmesi ne tuhaf
Doktorun kızıyla evlenebilirdim
Annem şöyle derdi:
Takma kafana. Öyle insanlar değişmez.
Ama ben değiştim.
Okulumu dereceyle bitirdim. Uluslararası bir şirkette harika bir iş buldum. Evlendik. Düğünde yüzü sanki cenazede; itiraz etmeye bile hakkı yoktu.
Sonra hayat kartlarını yeniden dağıttı.
Eşinin işi battı. Her şeyi kaybettiler ev, arabalar, o eski statü. Küçük bir apartman dairesine taşındılar. Gururu, banka hesaplarıyla birlikte yerle bir oldu.
Ben ise kariyerimde yükseldim. Bölge müdürü oldum. Çok güzel bir ev aldık.
Bir gün eşim endişeyle baktı bana:
Annemler çok zor durumda. Annem depresyona girdi. Sence?
Bizim evde mi kalsınlar? diye tamamladım cümlesini.
Rahatça reddedebilirdim, her türlü sebebim vardı. Ama annemi düşündüm; onca yabancı evde temizlik yaparken hiç gururundan ödün vermeyen, akşamları yorgun ama mutlu dönen annemi
Buyursunlar gelsin, dedim.
Geldiklerinde kayınvalidemin gözlerinde bir şeyin kırıldığını gördüm; genişlik, aydınlık, huzur
Çok güzel burası diye fısıldadı.
Burası sizin de eviniz, dedim.
Başta içine kapalıydı. Ama bir sabah onu mutfakta temizlik yaparken buldum.
Hiç gerek yok, dedim.
Döndü, gözleri yaşlıydı.
Sana ve annene çok kötü davrandım. Bugün anlıyorum ki, insanın yaptığı iş değil, işini nasıl yaptığı ve sevdiklerine olan sevgisi ona gerçek saygınlık kazandırıyor.
Sarıldık.
Şimdi annemle birlikte yemek yapıyor, birlikte gülüyorlar, çocuklarımla oynuyor.
Dün çamaşırları katlarken dedi ki:
Zamanında annene alay ettim, ev temizliyor diye. Şimdi burada temizlik yapıyorum ve bu hayatta en değerli işi yapıyorum; çünkü minnetle yapıyorum.
Burası sizin eviniz, dedim sessizce. Siz artık evinizdesiniz.
Hayat insana gerçekten ihtiyacı olan dersleri hiç beklemediği şekilde öğretebiliyor.
Siz de size derin bir yara açan birini affettiniz mi ve o affın en çok sizi özgürleştirdiğini fark ettiniz mi?




