Hiçbir Zaman Damadıma Eski Bir Askeri Eğitmen Olduğumu ve Psikolojik Savaş Uzmanlığım Olduğunu Söyle…

Kayınvalideme ve damadıma asla eski bir askeri psikolojik eğitimci olduğumu, aşırı stres koşullarında insan zihninin nasıl çalıştığı üzerine yirmi seneden fazla çalıştığımı anlatmadım. Utandığımdan değil, insanı en sarih biçimde sessizlikte gözlemleyebileceğimi genç yaşta öğrenmiştim. Adım Erdal Yalçın, altmış yedi yaşındayım. Yıllar önce geçirdiğim sinir zedelenmesinden dolayı ellerim hep titrer. Bu titreme, kızımın eşi Özgürün bana ilk günden hurda demesi için yetti de arttı bile.

Her pazar aynı manzara, aynı acı. Eşim vefat edeli beri yalnızım, pazar sofralarını ihmal etmem; elimde bir poşet meyveyle ya da torunum Emraha küçücük bir hediye ile giderim. Ama mutlaka bir şekilde aşağılanırım. Duruşumdan, ellerimden, geçmişimden dalga geçilir. Bu konuda asıl ustalık, Özgürün annesi Saime Hanımdaydı. Soğuk, buyurgan, kontrol takıntılı bir kadın. Kızım Zeynep, hamileliğinin sekizinci ayında, sofraya oturabilmek için bile adeta sınavdan geçmek zorunda. O gün saçma sapan bir bahane bulup, yere diz çöküp salonun zeminini silmeye zorladı. Sözde koltuk kenarında bir leke varmış.

Ben sadece gözlemliyordum. Derin nefes alıyor, içimden ona kadar sayıyordum. Yılların bana öğrettiği, sabır ve tepkisizliği koruma yetisiydi bu. Zeynep bana bakamıyor, yüzü mahcup, gözleri yorgun. Her şeye rağmen erken müdahalenin ona daha çok zarar vereceğini biliyordum. Özgür, memnuniyetle divanda oturuyor, kendisini paşa sanıyor.

Her şeyin değiştiği an, bana ya da Zeynepe edilen bir laf değildi, Emraha yönelikti. Dört yaşındaki torunum oyuncağını bulamayıp gözyaşına boğulunca, Özgür diz çöküp sessiz ama tehditkar bir tonla fısıldadı:
Bir daha ağlarsan garajda yatarsın!

Bağırmadı. Gösteri yapmadı. Tertemiz, buz gibi ve keskin bir tehditti bu. Emrah donakaldı. O an farklı bir şey hissettim. Patlamaya hazır öfke değil, neredeyse kristal berraklığında bir huzur. Yavaşça ayağa kalktım. Ellerim titriyor olsa da, sesim titremiyordu.

Yavaşça konuştum. Sakin bir tonda.
Özgür, büyük bir hata yaptın, dedim.

Odadaki herkes o an sustu. Kimse gülmedi, nefes bile alınmadı. Yıllar sonra ilk defa gözler üstümdeydi.

Özgür alaycı bir kahkaha attı, kontrolü geri almaya çalışarak.
Ee, bu yaşlı ne yapacak şimdi? dedi, gözleriyle annesinden destek arayarak.

Ne sesimi yükselttim ne de ona yaklaştım. Yavaşça, kelimelerimi hesap ederek devam ettim:
Genç ve sağlıklı insanlara, sürekli aşağılanmanın insan zihnini nasıl parçaladığını anlattım senelerce. Korkunun gündelikleştiği ortamlarda insanların nasıl kırıldığını da öğrettim.

Saime Hanım yüzünü buruşturdu. Zeynep ilk kez başını kaldırdı.
Fazla artistlik yapma, Erdal, diye çıkıştı Saime Hanım. Burası askeriyen değil!

Biliyorum, dedim. Zaten bu yüzden daha vahim.

Emrahın yanına yanaşıp dikkatlice eğildim, masanın altındaki oyuncağı ona verdim; gözleri kocaman açıldı.
Hiçbir şey yanlış yapmadın, dedim. Asla.

Sonra tekrar Özgüre döndüm.
Sessiz yapılan tehditler en kalıcı zararı verir. İz bırakmazlar ama güveni yok ederler. Evde güveni kaybeden çocuk, yaşamanın yerine hayatta kalmayı öğrenir.

Özgürin suratı kızardı:
Benim oğlumu nasıl yetiştirdiğimden haberin yok!

Her şeyin farkındayım, dedim. İzolasyon, yıldırma, aşağılayıcı tavırlar. Bunlar temel baskı yöntemleridir. Çabuk işe yarar ama geride anksiyete, boyun eğme ve bastırılmış öfke bırakır. Bir noktada, bedel ödenir.

Zeynep güçlükle doğruldu:
Baba diye fısıldadı.

Saime Hanım araya girmek isterken elimi kaldırdım.
Siz, hamile kadını yere diz çöktürüyorsunuz. Bu disiplin değil, istismardır.

Koyu bir sessizlik oluştu. Özgür yutkundu.
Şimdi ne yapacaksın? Tehdit mi edeceksin?

Başımı salladım.
Hayır. Sadece yaptıklarınızı isimlendireceğim. Bir şey adını aldığı an, gücünü kaybeder.

Zeynepe döndüm:
Kızım, sen yalnız değilsin. Emrah da değil.

Özgür istemsizce bir adım geri attı, gülümsemesi kayboldu. Ne bağırmak, ne zorbalık; sadece olanı açıkça ifade etmek, otoritesini yerle bir etti.

Bu iş burada bitmez, dedi içten içe öfkeyle.

Sizin için belki, dedim. Ama onlar için bugün başlıyor.

O gece ne bağırış ne de tabak çanak sesi oldu. Özgür ve Saime Hanım için daha ağır bir şey yaşandı: sonuçlar. Zeynep ve Emrah benimle geldiler. Kaçış değil, kararlı bir karardı bu. Ertesi gün Zeynep sosyal hizmetlerle, ardından da bir avukatla konuştu. İntikam için değil; korumak için.

Özgür aramaya çalıştı, açmadım. Saime Hanım, kızgın, tehditkâr mesajlar bıraktı. Hiçbirine cevap vermedim. Onların gücü, sessizlik ve korku üstüne kuruluydu; ikisi de çöktü.

Haftalar sonra Zeynep terapiye başlamıştı. Emrah, tekrar yere bakmadan gülebiliyordu. Ellerim hala titriyor ama geceleri rahat uyuyorum. Ne rütbemi, ne başarılarımı, ne de yıllarca insanlara psikolojik dayanıklılık öğrettiğimi anlatmam gerekmedi. Gerçekten ihtiyaç olduğunda konuşmak, hepsinden önemliydi.

Özgür kontrol imajını, sorgusuz itaati, maskesini kaybetti; ben yıkmadım, kırılgan olanı sadece açığa çıkardım. Psikolojik şiddet, ışığa dayanamaz.

Bugün bu satırları yazarken, övünmek için değil, kendime ve başkalarına bir şeyi hatırlatmak için yazıyorum: Susmak bazen bir taktiktir, ama zamanında konuşmak hayat kurtarır. Belki de birden fazla hayat.

Benzer şeyler yaşadıysan, ya da çevrende darbesiz ezde edilen birini gördüysen, ya da müdahale etmekte tereddüt ettiysen, bunu paylaş. Senin tecrüben, bazen normalleşen işaretleri görmeye başkalarına yardımcı olur.

Fikrini bırak, bu hikayeyi paylaş ve konuşalım. Çünkü sessizlikte büyür istismar, ama konuşmanın başladığı yerde değişim başlar.

Rate article
Lifequest
Hiçbir Zaman Damadıma Eski Bir Askeri Eğitmen Olduğumu ve Psikolojik Savaş Uzmanlığım Olduğunu Söyle…