Kızımıza Daha İyi Bir Eş Bulacağım
O günleri hatırlayınca, insanın içi burkuluyor. O ayın başıydı; Fikret bankanın uygulamasını tazeleyen gözleriyle kısık sesle, Bu ay daha da zor geçecek, demişti kendi kendine. Son zamanlarda para adeta eriyip gidiyordu. Sebebini biliyordu elbette, dile getirmeye ise gönlü yetmiyordu henüz.
Asansörden çıkıp üçüncü kata yönelirken, kravatını gevşetiyordu Fikret. Dördüncü kapı solda. Bu yol, üç yıl boyunca adeta vücudunun hafızasına kazınmıştı. Anahtarı kilitte çevirip kapıdan girince, anında burnuna sıcak patates ve dereotu kokusu doldu. Bahar dereotunu bolca koymayı severdi; küçüklüğünden böyleydi. Fikret ayakkabılarını çıkardı, çantasını dresuara bıraktı.
Geldim, dedi salona doğru seslenerek.
Mutfaktayım! diye cevap verdi Bahar.
Bahar tavanın başında bir şeyler karıştırıyordu. Saçları toplanmış, üstünde kareli gömleği. Fikret arkasından yanaşıp saçından öptü.
Mis gibi kokuyor.
Mantarla patates yaptım, sofrayı hemen kurarım.
Bahar gülümsedi ama gözü gülmedi. Fikret bunu fark ederdi; onun gerginliğini, kederin üzerine zorlama neşe bindirişini, yıllar içinde okumanın yolunu bulmuştu kocasından daha iyi.
Masaya oturup Baharın tabaklara yemek koyuşunu izlerken ellerinin her zamankinden daha sert, daha aceleci hareket ettiğini gördü. İçinde bir şeyler kemiriyor olmalıydı. Yine annesiyle bir konuşma geçmişti muhtemelen. Sabiha Hanım hep kendinden sonra acı bir tat bırakırdı.
Annen aradı mı? diye sordu Fikret.
Bahar bir an durdu, sonra tabaklardan birini onun önüne koyup karşısına geçti.
Evet. Öyle, bir şey yok, dedi.
Yalan olduğunu bilirdi Fikret. Sabiha Hanımın öyle sohbet için araması olmazdı. Her konuşmasında, küçük ama zehirli iğnesini mutlaka bırakırdı.
Daha fazla sorgulamadı Fikret. Sorup didiklese ne olacak? Aynı eski cümleler: düşük maaş, eski arabası, geleceksizlik. Sıkıcı bir plak gibiydi annesinin lafları.
Yemeği sessizce, huzurlu bir şekilde yediler. Küçük bir daireleri vardı, Esenlerde bir apartmanda, ama kendi evleriydi. Fikret evini evlilikten önce almıştı; belki büyük değildi ama helalinden ev sahibi olmak gönlünü ısıtırdı.
Bahar patatesleri çatalla evirip çevirip pek ilgisizce karıştırıyordu. Zihni başka yerdeydi, Fikret biliyordutabii ki annesindeydi. Sabiha Hanım insanın aklında takılı kalan reklam şarkısı gibi yer etti mi kolay kolay çıkmaz.
Sabiha Hanım Fikreti en başından beri kabullenememişti. Fikret en iyi gömleğiyle, düzgün kotuyla tanışmaya gittiğinde, kadın ona pazarlıktaki bayat mal gibi bakıp dudaklarını büzmüştü.
Ne işle meşgulsün? diye sormuştu.
Mühendisim, demişti Fikret.
Mühendismiş Sanki utanç verici bir şey açıklamıştı gibi bir tonla. Maaşın yetiyor mu peki?
Bahar hemen lafa girmek istemişti, ortamı değiştirmek istemişti ama hava bir kez bozulmuştu. Aradan üç yıl geçti, Sabiha Hanımın tavrı değişmedi.
Her buluşma Fikret için sabır testi idi. Bak Filizin oğlu bu yıl ikinci şirketini açtı. Arabanızı ne zaman yenileyeceksiniz, o külüstürle nereye kadar? Bahar çocukken bahçeli eve özenirdi, biliyor musun?
Fikret artık lafı kulağından içeri almamayı öğrenmişti. Tebessüm edip başıyla onaylar, hiç tartışmaya girmezdi. Böyle insanı ikna etmeye çalışmanın bir anlamı yoktu.
Bahar yemeğini bitirip tabağını çekti.
Annem bizi cumartesi akşamı yemeğe bekliyor. Babamın doğum günü.
Fikret az da olsa gerildi. Cumartesi akşamları Sabiha Hanımın evinde bir çeşit sınavdır. Uzun masa, kalabalık akraba, masanın başında başkumandan gibi Sabiha Hanım.
Kaçta? dedi.
Yedi gibi.
Tamam. Giderken pasta alırız.
Annem gerek yok dedi, her şeyi kendi halledermiş.
Tabii ki. Sabiha Hanım en küçük ayrıntıyı kontrol etmeyi severdi. Kendi kararını bozacak bir şey olmaz.
Bahar tabakları toplayıp lavaboya götürdü. Fikret gözlerini onun sırtında gezdirdi. Kırılgan ve küçüktü; bir kuş gibi, tüm rüzgarlardan koruma isteği duyardı. Ama en sert rüzgar, baba evinden esiyordu; ondan korunmak zor.
Bahar. Bahar döndü. Seni seviyorum.
Ben de seni, dedi sessizce.
Ama gözlerinde belli belirsiz bir şey vardışüphe? Yorgunluk mu? Suçluluk mu? Fikret sormadı. Bazen insan sevdiklerinin aklından geçenleri bilmemeli. Özellikle o düşünceler başkası tarafından ekilmişse.
Cumartesi hızla gelip çatmıştı…
Fikret eski Renaultunu Sabiha Hanımın apartmanının önüne park etti. Geçen kıştan beri kaportadaki boya kalkmış, bir türlü el atamamıştı. Bahar yanında, çantasının sapıyla oynuyordu.
Hazır mısın?
Hayır, dedi dürüstçe. Ama çıkmamız lazım.
Sabiha Hanımın evi onları etli yemeğin kokusuyla ve akrabaların hafif uğultusuyla karşıladı. Baharın babası Muzaffer Bey, sakin ve mahcup adam, kızına sarıldı, damadına el verdi. Kutlanan adam olmanın tadını çıkarmak ona zor geliyordu.
Akrabalar çoktan uzun masanın başına çökmüştü. Teyzeler, amcalar, kuzenlerFikret hâlâ hepsinin adını tam öğrenememişti. Masanın başında yine Sabiha Hanım, ufaklara direktif veriyordu.
Fikret Baharın yanına, köşeye yakın oturdu. Böyle olunca iş daha kolay; gerekirse çabuk kalkılır.
İlk yarım saat huzur içinde geçti. Babaya kadeh kaldırışlar, gülüşmeler. Fikret rahatladı, ekmeğe uzandı.
Fikret, dedi Sabiha Hanım, ve Fikret yanlış bir an rahatladığını anladı. Siz hâlâ o tek odalıda mı oturuyorsunuz?
Evet, Sabiha Hanım. Bize yetiyor.
Yetiyor Çocuk düşündünüz mü hiç? O küçücük yerde büyütecek misiniz bebeği?
Bahar yanında yerinden kıpırdadı. Fikret onun elini masanın altında tuttu.
Çocuk planladığımızda ev işini de konuşuruz.
Konuşursunuz. Senin maaşınla mı? Kredi gerek, Fikret. Herkes öyle yapıyor. Kredi çekiyor, büyük daire alıyor. Hayata karışıyor.
Borçlanmayı sevmem, dedi Fikret gayet sakin. Kendi evimiz var, bu dönemde bize yeter.
Sana yetermiş! Sabiha Hanım gözünü masadakilere çevirdi, destek arar gibi. Bakın hele! Adam diyor Yeter bana! Hanımına küçücük oda layık, arkadaşları ferah eve taşındı, Bahar hâlâ o kutuda
Anne, diye araya girdi Bahar hafifçe.
Sen sus, damadınla konuşuyorum. Bak Filizin oğlu, Cemhatırlıyorsun, değil mi? İki kredi aldı, şimdi şehir merkezinde üç odalı evi var, arabası da Alman! Sen ne? Arabayı döküntü, ev kutu kutu. Hiç utanmıyor musun?
Fikret yavaşça çatalı bıraktı. Üç yıl. Üç yıl boyunca bu sivri lafları, karşılaştırmaları, küçümsemeleri yutmuştu. Bahar için. Huzur için.
Utanmıyorum, dedi duru bir sesle. Helalinden kazanıyorum. Haksızlık yapmıyorum. Ayağımı yorganıma göre uzatıyorum.
Yorganına göre uzatıyormuş! Sabiha Hanım masaya elini vurdu. Kadehler titredi, bir çatal yere düştü. Yüzü kıpkırmızı oldu.
Sen adam değilsin, bir bez parçasısın! Benim kızım daha iyisine layık; ona daha iyi bir koca ben bulacağım!
Odadaki hava birden durdu. Akrabalar elleriyle yemekleri havada unuttular. Muzaffer Bey tabağına baktı, başını kaldırmaya cesaret edemedi.
Fikret usulca ayağa kalktı. Üç yıllık sessizliği bitirmek gibi ağır bir karar verdi.
Sabiha Hanım. Kendi değeri bir başkasının gözünde ispat etmek zorunda değilim. Kendimce yeterli değilsem, o sizin kanaatiniz. Fakat artık daha fazla aşağılanmaya müsaade etmeyeceğim.
Bahar kocasına hayretle bakıyordu. Sonra annesine döndü. Hayatındaki iki en önemli figür, şimdi görünmez bir çizginin iki yanında duruyordu. Ve o çizgi, bir tercih istiyordu.
Bahar ayağa kalktı.
Anne. Seni seviyorum. Ama bir daha eşime hakaret edersen, gideriz. Bir daha da gelmeyiz.
Sabiha Hanım dondu.
Ne dedin sen?
Duydun. Fikret benim kocam. Onu ben kendim seçtim. Onu aşağılamana izin vermeyeceğim. Bir daha asla!
Nasıl cüret edersin! Sabiha Hanım hiddetle titriyordu. Nankör kız! Senin için uğraştım, emek verdim, büyüttüm. Sen ise kalkıp bu hiç adam olmayan birini seçiyorsun!
Yeter anne!!! Baharın sesi odada yankılandı. Herkes sandalyeye adeta gömüldü. Hatta lafı her şeye karıştıran Zeliha Teyze bile sessizdi.
Sen yıllarca hayatımı kontrol ettin, dedi Bahar, dudaklarının titrediğini Fikret görebiliyordu. Ne giyeceğimi, kimle dost olacağımı, kimi seveceğimi sen söyledin. Bitiyor. Ben artık büyüdüm. Kendi hayatımı, kendi tercihlerimi kendim yapacağım.
Sabiha Hanım kızına nefretle baktı, yüzünde taş gibi bir ifade vardı.
Bugünü unutma bakalım, dedi dişlerinin arasından. Bu adam seni eld eliye bırakınca kapıma gelir yalvarsın. O zaman bakarız, içeri alır mıyım!
Hiç kimseye bakmadan yatak odasının kapısını çarptı.
Fikret Bahara yaklaşıp sımsıkı sarıldı. Bahar başını onun göğsüne gömüp titremeye başladı.
Doğru yaptın, diye fısıldadı Fikret saçlarına. Seninle gurur duyuyorum.
Muzaffer Bey zorlukla masadan kalktı.
Siz eve gidin çocuklar, dedi sessizce. Zamanla… anneleri alışır. Bir gün.
…Yolda Bahar hiç konuşmadı. Fikret onu acele ettirmedi. Bazı yaraları kaşımamak gerek.
Evlerine varınca, küçük dairelerinde nihayet sessizce konuştu Bahar:
İlk arayan ben olmayacağım.
Her kararında yanında olacağım, dedi Fikret.
Bahar gözlerini ona dikti; yorgun ve yaşlıydı ama içerisinde küçük bir ateş yanmaya başlamıştı.
Başarırız, dedi kararlı.
Fikret onu kendine çekti. Camdan alacakaranlık süzülüyordu. Küçük daireleri onlara dar gelmiyordu artık. Orası onların kalesiydive daha yeni başlıyordu her şey.




