Emekli maaşıyla Fatma Hanım, temel ihtiyaçlar ve pazardan aldığı uygun fiyatlı ürünler dışında, kend…

Emekli maaşıyla, Melek Hanım her ay zorunlu faturalarını ödedikten ve toptan pazardan bir miktar yiyecek aldıktan sonra, kendine küçük bir hediye verirdi: bir paket kahve çekirdeği. Çekirdekler kavrulmuş olurdu ve köşesini makasla kestikten sonra yayılan o nefis koku, insanı başka alemlere götürürdü. Gözlerini kapatıp tüm dikkatini sadece o aromaya verdiği anda, sanki vücuduna güç dolardı, genç kızken kurduğu hayaller aklına gelirdi; uzak ülkeler, denizlerin uğultusu, tropik yağmurların sesi ve ormanlarda gizemli fısıltılar… Bunları hiç görmemişti ama çocukken babası hep anlattığı için bilir gibi olurdu. Babası Güney Amerika araştırma gezilerinde aylarca kaybolur, eve döndüğünde Meleke Amazon vadisindeki maceralarını anlatırken yanında hep koyu kahvesini içerdi. Şimdi kahve kokusu, Melek Hanıma hep o esmer, zayıf, dinç babasını hatırlatırdı.

Onu büyüten annesiyle babasının öz ailesi olmadığını hep bilirdi. Savaş başladığında, üç yaşında kimsesiz kalmışken onu bulup sahiplenen kadın, hayatı boyunca annesi olmuştu. Sonra herkes gibi; okul, iş, evlilik, oğlunun doğumu derken sonunda yalnızlık Oğlu, yirmi yıl kadar önce, eşinin de ısrarıyla, yurtdışında bir yaşam kurdu, eşiyle birlikte Tel Avivde hayatına devam etti. Bu sürede sadece bir kez memlekete geldi. Telefondan eksik olmazlardı, her ay Melek Hanıma para da gönderirdi, ama o bu paraya hiç ellemez, ayrı bir hesapta biriktirirdi. Yirmi yıl boyunca bir hayli birikmişti, hepsi sonra yine oğluna kalacak Belki.

Son zamanlarda içini bir düşünce bırakmaz olmuştu: Hayatım güzel ve sevgili ama bana ait değil, diye. Eğer o savaş yaşanmasaydı, bambaşka bir ailesi, farklı annesi babası, başka bir evi olacaktı. Demek ki kaderi de değişik olurdu. Kendi ailesini pek hatırlamazdı ama o yıllarda hep yanında olan bir kız çocuğu vardı; kim olduğunu tam bilmediği, adı da Münevverdi. Münevver, Meleğim! diye çağırırlardı ikisini. Arkadaşı mıydı, kardeşi mi, kim bilir

Tam bu düşüncelere dalmışken telefonundan kısa bir bildirim sesi geldi. Kartına emekli maaşı yatmıştı! Ne güzel, tam zamanında Hadi bakalım, bir yürüyüş yapıp yeni kahve alabilirim, zira son kahvemi dün sabah içmiştim. Bastonunu yere hafifçe vurarak ve sonbahar çamurlarını aşarak mahalle bakkalının önüne vardı.

Kapının hemen yanında, tüyleri gri ve çizgili minik bir kedi ürkek gözlerle hem geçenlere hem de dükkanın camına bakıyordu. Melek Hanımın içi cız etti: Ay zavallım, üşümüş de, karnı da kesin aç. Seni yanıma almak isterim ama Ya ben gittikten sonra sana kim bakacak, canım Ama yine de dayanamadı, küçük bir mama paketi aldı ona.

Elinden geldiğince paketi açıp plastik tabağa mama sıktı, kedi sabırsız sabırsız bakarken Melek Hanım onun gözlerinde minnettarlık gördü. Tam o sırada marketin kapısı gürültüyle açıldı; iri yapılı bir kadın, sinirli bir ifadeyle tabakta mamayı ayağıyla kaldırıma savurdu:

Kırk kere söyledik! Burada hayvan beslemeyin artık! diye bağırdı ve öfkeyle uzaklaştı. Kedi, korka korka mama parçalarını yerden toplarken, Melek Hanımın sinirleri gerildi, kalbi sıkıştı. Hemen, başındaki atağı hissetti; bir an önce oturmalıydı Neyse ki, yakındaki otobüs durağındaki banklardan birine gücünün sonuyla oturdu, ceplerinde ilaçlarını aradı ama bulamadı.

Baş ağrısı dalga dalga artarken, gözleri kararıyor, göğsünden hıçkırıklar yükseliyordu. O an omzunda bir el hissetti. Güçlükle gözünü araladığında, genç bir kız tedirginlikle ona bakıyordu.

Teyzeciğim, iyi misiniz, bir yere gidebilecek misiniz? Yardım edeyim mi?

Çantamda Kahve paketi var. Çıkarıp açar mısın?

Kız paketi buldu, açtı. Melek Hanım kahve torbasının üzerinden birkaç kez derin bir nefes aldı. Tam geçmedi ama ağrısı biraz olsun hafifledi.

Teşekkür ederim, güzelim, dedi Melek Hanım.

Benim adım Zeynep, asıl teşekkür etmeniz gereken kedi bence, dedi kız gülerek. Hep sizinleydi ve öyle koca bir miyav attı ki, hemen yanınıza geldim!

Sağ olasın, kızım. Melek Hanım kediyi okşadı, minik tekir yan bankta oturmuş daha da yaklaşmıştı.

Ne oldu size, teyzeciğim? diye endişeyle sordu Zeynep.

Migren, yavrum. Sinirlendim birden, bazen oluyor böyle.

Ben sizi eve kadar bırakayım, yalnız gitmeyin.

Benim anneannemde de olur baş ağrısı, dedi Zeynep, ikisi de evde, sütlü hafif kahve ve bisküvi içerken. Gerçi anneannem değil, büyükannem oluyor ama ben ona anneanne diyorum. O köyde yaşıyor annemle babamla birlikte. Ben burada hemşirelik okulunda okuyorum. Anneannem bana da güzelim der, siz de öyle dediniz. Bir de Size çok benziyor, biliyor musunuz? İlk gördüğümde sizi o sandım! Hiç akrabanızı aramayı düşündünüz mü, gerçek akrabalarınızı?

Zeynepciğim, ben kimi arayacağımı bile bilmiyorum ki Soyadımı dahi hatırlamıyorum, nereli olduğumu da Sadece biberi, savaşı, konvoyları Sonra koşa koşa kaçtığımı hatırlıyorum, korkudan kendimi unutmuştum! O biterken, beni bir kadın buldu. Hep anne dedim ona Sonra savaştan adam geldi, bana güzel baktı, babam dedim ona! Kendimden geriye kalan, sadece adım. Kendi asıl ailem belli ki o bombaların altında kaldı, hem annem hem Münevver…

Bu sözlerle Zeynepin birden irkildiğini, mavi gözleriyle kocaman baktığını fark etmedi Melek Hanım:

Teyzeciğim Sağ omzunuzda yaprak gibi bir ben var mı, peki?

O anda neredeyse kahvesiyle boğulacaktı Melek Hanım, kedi de merakla ona dik dik bakıyordu.

Bunu nereden biliyorsun, yavrum?

Anneannemde de aynı ben var. dedi Zeynep kısık sesle. Adı Münevver. Hâlâ her hatırlayışında ağlar, Benim ikizim, Meleğim der. Savaşta kaybolmuşsunuz, konvoy dağıldığında eve dönmek zorunda kalmışlar. Siz kaybolmuşsunuz. Ne kadar aradılarsa da bulamamışlar

Sabah Melek Hanım evde bir oraya bir buraya gezindi. Zihni yerinde değildi; acaba kim gelecek, nasıl olacak diye bekliyordu. Gri-beyaz minik kedi, neredeyse hiç yanından ayrılmadı.

Hiç merak etme, Nazlıcım, bana bir şey olmaz, diye kedisini avutmaya çalıştı. Kalbi tık tık

Sonunda kapı zili çaldı. Heyecandan eli ayağı titreyerek açtı kapıyı. İki yaşlı kadın, bir an donup kaldılar. Göz göze bakarken, yüzlerinde umut ve tanıdıklık vardı. Adeta aynada kendilerini görür gibi; mavi gözler, bembeyaz kıvırcık saçlar, acıyı taşıyan incecik çizgiler

Nihayet, misafir derin bir nefes aldı, buruk bir tebessümle sarıldı Melek Hanıma:

Merhaba Meleğim!

Ve kapıda, sevinç gözyaşlarını silerek onları izleyen yakınları vardı…

Rate article
Lifequest
Emekli maaşıyla Fatma Hanım, temel ihtiyaçlar ve pazardan aldığı uygun fiyatlı ürünler dışında, kend…