“Çok biliyorsan çevirsene!” diye kıkırdadı müdür, temizlikçiye sözleşmeyi fırlatırken; bir hafta sonra ise eşyalarını topluyordu.
Şahika, yeni temizlediği linolyumun üzerinde kalan çamurlu ayak izine baktı. Boğazında o bildik çamaşır suyu ve ucuz sabun tadı. Otuz iki yaşındaydı ve son beş yılı, yıkadığı merdivenlerle ve kovasının litresini saymakla geçmişti.
Uyuyor musun orada, Şahika? “Anadolu Demir” Fabrikası’nın müdürü Halit Bey’in sesi, şiddetli bir çan gibi kulaklarında çınladı. On dakika içinde toplantı odasında Almanlar olacak. Tek bir toz tanesi bile kalmayacak!
Şahika sessizce doğruldu. Görünmez olmaya alışmıştı. Bu binada kimse, lacivert iş önlüğünün altında bir zamanlar Goetheyi Almanca okuyan ve uluslararası hukuk hayali kurmuş birinin gizlendiğini bilmiyordu. Hayat basitçe altüst olmuştu: annesinin ansızın gelen kalp krizi, tekerlekli sandalye, rehabilitasyon faturaları, satılan ev ve yok olan düşler. Şimdi o Almancası, nöbet çizelgeleri arasında bir yere gömülmüştü.
Toplantı odasında hava boğucuydu. Şahika’nın az önce tozunu aldığı parlak masanın üstünde deri bir dosya duruyordu. Üstteki belgelere, yıllardır duymadığı bir dilde, ince yazılar serpilmişti.
“Vertrag über die Übertragung von Anteilen…” Harfler anlam oluşturuyordu hafızasında. Dikkatle satırları izledi. Bu bir sözleşmeden fazlası, fabrikanın idam fermanıydı. Halit Bey, teknik bir oyunla tüm varlıkları dışarı aktarıyor, yatırımcılara ise borç yüklü bir enkaz bırakıyordu.
Ne o, Şahika? Harflere mi bakıyorsun? Halit Bey odaya girip kravatını düzeltti. Peşinden başmühendis Tuncay Bey geliyordu.
Şahika kaçmaya fırsat bulamadan başını kaldırdı. O eski gurur, gözlerinde bir an parladı.
Burada bir hata var, Halit Bey. On ikinci maddede. Almanlar, ödemelerde aksama olursa yönetimi hemen devralıyor. Siz imzalarsanız, bir ay sonra sizi kapının önüne koyabilirler.
Halit Bey dona kaldı. Yüzü sağlıksız bir kırmızılığa bulandı. Başmühendise dönüp alayla gülümsedi.
Duydun mu Tuncay? Temizlikçi artık uluslararası hukuk uzmanı olmuş! Üzerinde önlük leke içinde, elde kova, hâlâ akıl veriyor!
Şahikaya iyice yaklaştı, pahalı parfümünün ve konyak kokusunun buram buram yayıldığı bir nefes verdi.
Çok biliyorsan çevirsene! diye tekrar güldü, sözleşmeyi masaya fırlattı.
Hadi bakalım, akıllı kız. Yarın sabah sekizde, masamda Türkçeye tam bir analiz ve senin düzeltmelerin olmazsa, temizlik odasındaki malzemeleri teslim edip kapının önüne gidersin. Annen boş mamanın üzerinde ne kadar dayanır acaba?
Tuncay Bey gözlerini kaçırdı. Şahika sessizce dosyayı yerden aldı. Ağırdı. Hayatı gibi
O gece Şahika uyumadı. Mutfakta, solgun bir masa lambası altında, annesi komşu odada uyurken, önünde dosya ve eski bir öğrenci sözlüğüyle çalıştı. Cümle cümle, madde madde, zihin ve kalbiyle didik didik etti: Halit Bey yalnızca kendini değil, yüzlerce işçiyi de borca gömüyordu. Gizli kredilerle gerçek raporları saklamıştı.
Sabah, eline paspas almadı. Sakladığı tek siyah elbisesini giydi; ihtiyaç olursa sosyal yardıma başvuruya gidebilsin diye sakladığı.
Saat tam sekizde Halit Beyin odasına girdi.
Çeviriniz, Halit Bey. Size tavsiyem; bunu imzalamayın. Orada tüm mal varlığınızla şahsi sorumluluğunuz başlıyor.
Halit Bey belgeleri açma gereği bile duymadan pahalı sigarasını üfledi.
Hadi işine bak temizlikçi. Seni sadece yarın merdivenleri kim yıkayacak diye kovmadım. Çıkabilirsin.
Ertesi gün Alman heyeti geldi. Başlarında taş yüzlü Bay Schneider vardı. Görüşmeler kapalı kapılar ardında sürdü ama Şahika, koridordaki süpürgeleriyle uğraşırken Halit Beyin sesinin tizleştiğini duydu.
Birden kapı şiddetle açıldı. Schneider, elinde Şahikanın gece hazırladığı belgelerle çıktı.
Wer hat das geschrieben? diye sordu. Kim bunu hazırladı?
Tercüman çocuk afalladı. Halit Bey, terlemiş ve sinirli, ardından fırladı.
Çöp bunlar, bay Schneider! Temizlikçi eğlenmiş işte Hemen kovarım onu!
Schneider hareketiyle onu susturdu. Şahikaya, elinde bezle bekleyen kadına yaklaştı.
Siz mi? dedi, Türkçeyi aksanlı bir şekilde.
Benim, dedi Şahika, kusursuz Almanca ile. Size tavsiyem, ekteki dördüncü borç analizine dikkat edin. Rakamlar gerçekleri yansıtmıyor.
Halit Bey irkildi, yüzü buruştu. Bir şey yapacak gibi oldu ama Schneider elini tuttu.
Yeter, dedi soğukça. Zaten kandırıldığımızı düşünüyorduk. Bu analiz en kötü şüphelerimizi doğruladı. Halit Bey, avukatlarımız dava açıyor. Anlaşmayı değil, her şeyinizi kaybettiniz.
Schneider, Şahikanın su toplamış çatlak ellerine uzun uzun baktı.
Fabrikayı ve yasaları iyi bilen birine ihtiyacımız var. Geçici idare kuruyoruz. Bizimle çalışmayı kabul eder misiniz? Doğru bir hukuk denetimi lazım.
Şahikanın bakışları Halit Beye kaydı. Adam kapının pervazına tutunmuş, sanki oracıkta yere yığılacak gibiydi. Gözlerinde güç değil, korku vardı.
Kabul ediyorum, dedi Şahika kısık sesle.
Bir hafta geçti. Müdür odası sessizdi. Şahika, bir hafta önce üzerine belgelerin fırlatıldığı masada yeni takım elbisesiyle oturuyordu; avansla alınmıştı.
Kapı usulca vuruldu. Tuncay Beydi.
Şahika Hanım Şey Halit Bey eşyalarını almak için geldi de Güvenlik izninizi bekliyor.
Şahika koridora çıktı. Halit Bey, asansör önünde karton kutuyla bekliyordu. İçinde heykelcikler, çerçeveli bir diploma, yarım kalmış bir konyak. On yıl yaşlanmış gibiydi. Sakalı beyazlamış, pahalı ceketi bile kambur durmuştu.
Gözlerinde öfke değil, bir teslimiyet vardı.
Demek çevirdin, dedi boğukça. Memnun musun?
Tek isteğim fabrikanın dönmesi, Halit Bey. İnsanlar maaşını alsın, siz onların emeğinden bonus kazanmayın.
Şahika başını güvenliğe salladı, yol açtılar. Halit Bey asansöre bindi, kapı yavaşça kapandı. Onu, alıştığı dünyadan ayırdı.
Şahika tekrar odaya döndü. Pencereden bahçeye baktı. Kapıda yeni bir temizlikçi, genç bir kız, tıpkı onun gibi lacivert önlüğüyle ürkekçe marmara taşını siliyordu.
İçinde yıllardır sıkışan sertlik, bir anlığına gevşedi. Dizleri boşaldı, koltuğa oturdu. Bu bir savaş zaferi değildi, kendi kendine dönüştü sadece.
Telefonunu alıp evi aradı.
Anne? Benim. Her şey yolunda. Yarın merkezden gerçek bir doktor gelecek. Merak etme. Artık ilaçtan kısmak yok.
Şahika telefonu kapattı, dosya yığınlarına baktı. Yapacak çok iş vardı. Ama artık bu iş için yaşamaya değerdi.




