Babamla konuştuk, karar verdik artık, Zeynep elini oğlunun elinin üstüne koydu. Yazlık evi satıyoruz. İki milyon lira vereceğiz, peşinat için. Yoruldunuz artık kirada oradan oraya taşınmaktan.
Kaan elindeki çay bardağıyla öylece kaldı. Eşi Melike de lokmasını çiğnemeyi unuttu, börek parçası çatala takılı kaldı.
Anne, ne diyorsun sen? Kaan bardağını masaya dikkatlice bıraktı. Hangi yazlık? Siz her yıl oraya gidiyorsunuz
Alışırız, geçeriz. Hadi, Hakkı, sen de söyle bir şey.
Babası o zamana kadar sessizce reçelini kaşıkla karıştırıyordu, başını kaldırdı.
Annen doğru söylüyor. Kırk yıllık yazlık, artık hem çatısı akıyor, hem bahçe kapısı dökülüyor. Bir sürü iş çıkıyor. Ama sizinse bir eviniz yok.
Baba, biz kendimiz biriktiririz, Kaan başını iki yana salladı. Bir iki seneye kadar, belki üç
Üç yıl! Zeynep ellerini havaya kaldırdı. Üç yıl daha başkasının evinde, çocuk da yolda! Melike, sen de bir şey söyle artık!
Melike şaşkın şaşkın kocasına, sonra kayınvalidesine baktı.
Zeynep Hanım, gerçekten çok büyük bir miktar, kolay değil ki
Kolay, diye kesti Zeynep. Sakın tartışma. Emlakçıyla konuştuk, cumartesi gösterime gelecek.
Kaan bir şey diyecekti ama Zeynep fırsat vermedi.
Oğlum, biz gençleşmiyoruz ki. Bak baban üçüncü yıl yüksek tansiyonla uğraşıyor, benim de seneye altmış oluyorum. Ne işimiz var yazlıkta? Domates mi ekeceğim? Pazardan alırım. Torunlar güzel bir evde büyüsün yeter, kendi evlerinde, anlıyor musun?
Odalarda sessizlik oldu. Melike, masanın altında Kaanın elini sıktı. Kaan burnunu ovuşturdu, hep yaptığı gibi, ne söyleyeceğini bilmediği zamanlarda.
Anne Hepsini geri öderiz. Zamanla ama tek kuruşunu bile geri veririm.
Gerek yok yavrum, Hakkı elini salladı. Versen de olur, vermesen de. Önemli olan torunların yerlerinin olması.
Bir buçuk ay sonra yazlık satıldı. Zeynep tüm işlemleri kendisi halletti, parayı kendi elleriyle saydı, iki milyon lirayı oğlunun hesabına havale etti. Üç ay sonra Kaan ve Melike iki odalı bir eve taşındılar, Bahar Bulvarında, yeni yapılan binanın dokuzuncu katı, manzarası park.
Evlerine taşındıkları akşam, tam on beş kişi sığıştı içeri. Melikenin ailesi tabak çanak getirdi, arkadaşları havluları doldurdu, Kaanın iş arkadaşları kahve makinesine katkıda bulundu. Zeynep odalarda gezindi, duvarları okşadı, dolaplara göz attı, başını salladı onayladı mı, yoksa pek kararsız mı kaldı, kimse anlamadı.
Akşam üstü, herkes odalara dağılmışken, Zeynep koridorda oğlunu yakaladı.
Kaan, bir şey diyeceğim.
Kapının yakınına çekti, kimse duymasın diye.
Anahtarı ver.
Kaan başta anlamadı.
Hangi anahtar anne?
Yedek anahtar. Daire için. Ne olur ne olmaz, Zeynep sesini kıstı. Size yardım ettik, işte görüyorsun. Bir şey olursa, bizim de girmemiz gerekebilir. Zaten herkes ailesine anahtar verir.
Kaan bir ayağından diğerine geçti. Yüzünden belli, karşı çıkmak istiyor ama cümle kuramıyor ya da cesaret edemiyor.
Anne, ama Melike
Melike ne olmuş? Karşı mı çıkıyor? Zeynep gözlerini kıstı. Siz bu evi bizim sayemizde aldınız, o da anahtar vermek istemiyor mu?
Yok, öyle demek istemedim
O zaman ver. Ne uzatıyorsun, çocuğum gibi davranıyorsun.
Kaan, cebinden anahtarları çıkardı, yeni, daha parlak olanı ayırdı.
Al bakalım.
Zeynep aldı, parmaklarında çevirdi, kendi anahtarlarının arasına özenle ekledi, ev anahtarının yanında, garaj anahtarının hemen yanında. Metaller birbirine çarptı.
Aferin sana, oğlunun yanağını okşadı. Hadi gel, pasta var, onsuz yemeği bitirirler bak.
Akşam çok güzel geçti.
Zeynep mağazada yastığın kumaşına, dikişlerine bakarak iyice inceledi. Kadife çok hoştu, hardal rengi sıcaktı, Melikenin gri koltuğuna tam uyacaktı. Aynısından bir tane daha aldı, bu sefer tuğla rengi. Aklında evin görüntüsü oluştu: köşelere yastıklar, aralarına geçen hafta beğendiği örgü battaniye.
Trolleybüsle eve dönerken paketi kalbine bastırdı. Camdan dışarı bakıyor, bahçeler, çocuk parkları, park etmiş arabalar akıp geçiyordu. Bahar Bulvarı, inme durağı.
Apartman girişi yeni boyanmış, taze boya kokusu. Zeynep dokuzuncu katı çıktı, anahtarını buldu, kilidi sessizce açtı.
Evde ses yok. Kimse yok.
Zeynep ayakkabılarını çıkardı, salona geçti. Doğru tahmin etmiş: koltuk çıplak, biraz kasvetli. Yastıkları poşetten çıkarıp yerleştirdi, arkaya çekilip baktı. Fena olmamış. Evin havası değişti.
Tabii, raftaki toz hemen gözüne çarptı. Cam kenarında da kirli bir kupa. Zeynep başını salladı ama dokunmadı. Henüz onun işi değildi.
Akşam dokuz gibi telefon çaldı.
Anne, bize geldin mi bugün?
Kaanın sesi biraz gergindi.
Evet, yastıkları getirdim. Güzel değil mi?
Anne kısa bir duraksama. Keşke önceden haber verseydin. Melike geldi, eşyalar yer değiştirmiş, yastıklar falan
Yastıklar falan mı? Zeynep homurdandı. Tanesi bin beş yüz lira! Ayrıca Melikeye ilet, eviniz biraz dağınıktı. Her yer toz, kupalar kirli. Baktım, buzdolabı da yarısı boş. Aç mı kalıyorsunuz? O kadar para verdim, öğrenci gibi yaşayın diye mi?
Anne, bir dahaki sefere uğrayacaksan bir haber ver bari, tamam mı?
Ah Kaan, Zeynep gözlerini devirdi, tabii ki telefonda oğlu bunu göremiyor. Neyse, baban çağırıyor.
Cevap beklemeden kapattı.
Bir hafta sonra Zeynep bir nevresim takımı götürdü. Güzel, saten. Melike evdeydi ama duşta Zeynep su sesini duyuyordu. Paketi yatağın üstüne bıraktı, not yazmadı. Gerek yok, nasıl olsa anlarlar.
Üç gün sonra, yeni tencere seti bıraktı. Gençlerin Çin malı bir takım tenceresi vardı, soyulmuşlardı, bakmaya bile içi sıkıldı.
Cumartesi akşamı Kaanlar yemekteydi. Masada oturdular, mantı yediler, havadan sudan, üst katın tadilatından bahsettiler. Her şey biraz mesafeli, biraz kuru.
Melike çatala bıraktı.
Zeynep Hanım
Efendim?
Bir isteğimiz olacak Melike duraksadı, Kaana baktı. Bundan sonra gelirken arayabilir misiniz? Sadece haberimiz olsun diye.
Zeynep aceleyle peçeteyle ağzını sildi.
Melikeciğim. Biz babanla size iki milyon lira verdik. İki. Milyon. Ben istersem istediğim zaman eve gelebilirim. Orası bizim evimiz sayılır.
Anne, Kaan araya girmek istedi.
Ne anne? Yanlış mı söylüyorum?
Sessizlik. Hakkı bir mantıyı oyalıyor, hiç karışmamamış gibi davranıyor.
Sağ olun yemek için, Melike kalktı. Kaan, biz çıkalım.
Apar topar toparlandılar, vedalar yüzeysel, tatsız bir tebessüm. Zeynep kapıyı kapattı, mutfağa döndü, sofrayı toplamaya başladı. Camdan bakmak geldi içinden tam o anda gençler apartmandan çıktılar.
Cam açıktı biraz. Melikenin sesi net geldi, sert:
ya borcu öderiz, ya ayrılırız. Böyle yapamam artık.
Zeynep elinde tabakla dona kaldı.
Ne borcu? Ne diyor bu kız?
Aşağıda Kaan bir şeyler söyledi ama artık duyamadı. Arabadan kapı çarptı, motor çalıştı.
Zeynep tabağı yavaşça lavaboya bıraktı.
Hayır. Hiç hoşuna gitmedi bu durum.
Zeynep anahtarla kapıyı çevirdi, itti Kaana çarpacak gibi oldu. Oğlan koridorda bekliyor gibiydi. Melike mutfaktan çıktı, elinde havlu.
Aa, evdesiniz, Zeynep bir an duraksadı; hemen toparlandı. Şey, size
Anne, bir dakika.
Kaanın sesi, Zeynepin konuşmasını kesti. Kaan askıdaki kabanın iç cebine uzandı, beyaz kalınca bir zarf çıkardı.
Sana bir şey iade etmek istiyoruz.
Zeynep refleksle aldı. İçine göz attı dizlerinin bağı çözüldü.
Para. Çok.
Bu ne bu?
İki milyon, Melike yanıbaşıda durdu. Kredi çektik.
Siz Zeynep gözlerini kaldırdı. Aklınızı mı kaybettiniz? Neden kredi çektiniz?
Çünkü borçlu hissetmek istemiyoruz, Melike artık bakışını saklamıyordu, açık açık konuşuyordu. Zeynep Hanım, yorulduk. Sık sık gelmenizden, kontrol etmenizden, eşyalarımıza dokunmanızdan usandık.
Eşyalarınıza dokunmadım! Yastık getirdim! Nevresim! Tencere!
Anne, Kaan Melikenin omzuna dokundu. Kilidi değiştiriyoruz. Yarın usta geliyor.
Zeynep gözlerini kırptı. Bir, iki. Durumu kavraması vakit aldı.
Kilidi mi?
Evet. Artık anahtarın olmayacak.
Ağır bir sessizlik çöktü. Zeynep bir Kaana, bir Melikeye baktı. Boğazı düğüm, yanakları yandı.
Siz siz yutkundu. Küçük düşünüyorsunuz. Hem de nankörsünüz. Biz babanla yazlığı sattık sizin uğrunuza! Beni hırsız gibi kapıdan kovuyorsunuz!
Biz kovmuyoruz, Melike geri adım atmadı. Sadece huzur istiyoruz.
Zeynep anahtarlarını cebe sıktı. Parmağı uyuştu.
Kaan, oğlum. Gerçekten onun böyle konuşmasına izin mi vereceksin?
Kaan başını eğdi, sustu. Sonra gözlerini annesine dikti, kararlı.
Anne. Bu kararı birlikte aldık.
Zeynep kendini toparladı, vedalaşmadan çıktı.
Yolda eve giderken, Kaanın pişman olup telefon açacağı anı kafasında çalıştı, tekrar tekrar. Yarın olur, bilemedin ertesi gün. Düşünür, anlar haksızlık ettiğini.
Bir hafta geçti, telefon suskundu.
Zeynep birkaç kere aramayı düşündü ama hep vazgeçti. Hayır, önce onlar gelsin. Özür dilesin. Sonuçta anne o… kötülük istememişti ki.
Bir ay sonra, Hakkı akşam yemeğinde sakince sordu: barıştınız mı hiç? Zeynep omuz silkti, konuyu değiştirdi.
İki ay sonra, her telefonda irkilmeyi bıraktı.
Üç ay sonra, her şeyi anladı.
Oğlu aramayacaktı. Ne yarın, ne bir hafta sonra, ne de bir yıl.
Zeynep mutfakta, anahtarlarının bağlı olduğu halka bakıyordu. Ev anahtarı, garaj anahtarı. Ortada eskiden Bahar Bulvarındaki daireyi açan o anahtar.
Yardım etmek istemişti gerçekten. Yastığı, tencereyi, nevresimi hepsi ilgiydi, değil mi? Anne olununca böyle yapılmaz mı? Anne-baba yardım eder, çocuklar mutlu olur, herkes huzurlu yaşar.
Ama bir yerlerde bir şey kırıldı. Zeynep ne kadar düşünse, hangi konuşmada, hangi ziyarette ne olduğuna karar veremedi.
Belki de gerçekten anlamak istemedi.
Onu düzeltmek için artık çok geçAma artık neyin kırıldığını bilmenin bir önemi yoktu. Zeynep anahtarları avucunda sıktı, eski Bahar Bulvarı anahtarına son bir kez baktı. Metalde birkaç çizik, üzerinde ince bir toz tabakası. Bir zamanlar bir kapıyı açıyordu şimdi ise hiçliği.
O gün öğleden sonra, sessizce, anahtar halkasını açtı. Eskimiş anahtarı ayırdı; balkon kapısının önüne çıktı. Bir an rüzgarı, bulutları seyretti. Sonra anahtarı avucunda çevirdi, parmaklarıyla yokladı. Düşünmedi, atmadan önce kimseye danışmadı. Bir anda, kendiliğinden, demiri parmaklarının arasından bıraktı. Anahtar betona düştü, kısa bir ses çıkardı. Sonra hareketsiz kaldı.
Zeynep içeri döndü; halkanın boş kalan yuvasına baktı. O küçük yer artık onun hayatının da, elinin de, kapısının da dışındaydı.
Birkaç dakika durdu, gözleri uzakta, aklı başka yerlerde. Sonra yavaşça mutfağa gitti, o günün çayını demledi. Beyaz fincanı doldururken, kendi kendine bir cümle söyledi kısık bir sesle, kimseye duymadan.
Her şey değişiyor, çocuklar da hayat da.
Sonra pencereyi açtı. İçeri esen hafif rüzgarla oturdu, çayından bir yudum aldı. Ve ilk kez, sessizlikte, kendine ait bir barış duygusu hissetti.
Bir kapı kapanmıştı, ama başka bir hayat başlıyordu. Zeynep, anahtarsız, yeniden… kendi evinde, ilk defa yalnızca kendisinin olan bir huzur buldu.




