Başladın, o zaman bitir de söyle! dedi Emre, sesini yükselterek, Eğer emin değilsen, boşa konuşma
Eminim, diye gülümsedi Sema, Emrenin gözlerinin içine bakarak, Bizim aramızda hiçbir sır yoktu
Emre ve Zeynep’in tanışması çok sıradandı. Kıştı, yerler buz gibi kaygandı. Zeynep sabah işe giderken buzlanmış kaldırımlarda kayıp sertçe yere düştü ve dizini sakatladı. Emre hemen yanına koştu, ona yardım etti ve hatta birlikte hastanenin acil bölümüne gittiler.
Çekilen röntgende kırık olmadığı ortaya çıktı, Zeynep de gerekli tavsiyelerle birlikte eve gönderildi: dinlenmesi ve sakatlanan yerine elastik bandaj takması gerekiyordu. Emre bu süreçte Zeynepin yanından ayrılmadı, hatta işini arayarak yarım gün izin aldı. Zeynepi taksiye bindirip evine uğurlayana kadar içi rahat etmedi. Tek şartı da eve varınca mutlaka haber vermesiydi.
Zeynep, nazik ve düşünceli bu gençten çok etkilenmişti. Böyle birini daha önce hiç tanımamış, adeta büyülenmişti. İlişkilerinin en romantik dönemi başladı. Neredeyse tüm gün mesajlaşıp, telefonda konuşuyor, her şeyi birbirlerine anlatıyorlardı. Emre, Zeyneple ilgili her şeye büyük bir ilgi duyuyordu. Sabahları günaydın deyip güzel bir gün dilemeden, akşamları iyi geceler demeden geçmiyordu. Gündüz de mesaj atıp üşüyüp üşümediğini, yemek yiyip yemediğini, uykusunu alıp almadığını soruyordu.
Emre için bunlar sıradan şeylerdi. Onların evinde herkes birbirine böyle özenli davranırdı. Emre, anneannesinden miras kalan bir evde tek başına yaşıyordu. Anne ve babası ise yakın bir şehirde kalıyordu. Önceden hep birlikte o şehirde yaşarlardı, anneanne sağken bu evi başkalarına kiraya vermişlerdi. Ailede hiç kavga olmazdı, sıcak ve güven dolu bir ortamda büyümüştü. Sonra anneannesi vefat edince, Emre hem yaş olarak hem de olgun olarak ayrı eve çıkmaya karar vermişti.
Ancak Emre, ilişkiler konusunda çok şanslı biri değildi. Utangaç, kendi halinde biriydi; kolay kolay yeni insanlarla tanışamazdı. Hiç gece dışarı çıkanlardan değildi, arkadaş çevresi de yoktu. Zeyneple ise her şey spontane gelişmişti; çünkü genç kadına yardım etmek gerekiyordu ve Emre asla görmezden gelemezdi. Sonradan kendince bunun bir kader olduğuna inanmıştı.
İki ay sonra evlendiler. Nasıl olduysa bir şaka sırasında Emre, Zeynepe evlenme teklif etti, Zeynep de:
Hadi evlenelim! Şimdi hemen gidip başvuru yapalım! dedi.
Belediyenin evlendirme dairesinin kapanmasına bir saat kala yetiştiler ve en yakın yakın tarihe nikâhlarını aldılar. Emrenin ailesi bu kadar acelenin nedenine biraz şaşırsa da, damadın kararını beğendi, gelinlerinden de çok memnun kaldılar.
Zeynepin annesi başka bir şehirdeydi. Durumu ona telefonda anlattı. Hasta olan Zeynepin anneannesiyle ilgilenmek zorunda olduğundan nikaha gelemedi.
Güzel bir aileleri oldu. Mutlu, huzurlu bir hayatları vardı; birbirlerine duydukları aşk hiç eksilmediği gibi, daha da güçlenmişti. Bir oğulları olmuştu: küçük Deniz. Aileye mutluluk katmıştı, tabii sorumluluklar da artmıştı. Bir gün, evlilik yıldönümlerini kutlarken, Zeynepin yakın arkadaşı Sema biraz fazla kaçırdı, eve gidebilmesi için taksi çağırmak gerekmişti.
Kutlamaya hep birlikte bir kafede gelmişlerdi. Emre’nin annesi Gülşen Hanım ve babası Ali Bey de oradaydı; minik Deniz de büyüklerin yanında oturup, meyve suyu ile ‘mutluluğa’ kadeh kaldırıyordu. Zeynep yanında çok yakın arkadaşı Semayı getirmişti. Onlar liseden beri birlikteydiler, sanki kardeş gibiydiler. Ama Sema’nın özel hayatı yolunda gitmemişti, otuz yaşına gelmiş, hâlâ yalnızdı. Zeynep gibi güzelliği yoktu; kısa boylu, toplu, yüzü sanki defalarca silinmiş bir tablodan ibaretti, pek dikkat çeken biri değildi.
Okul dönemlerinde hep ilgi Zeynepe gösterilmiş, Sema hep gölgede kalmıştı. Ama Zeyneple arkadaşlık ona avantajlar sağladı. Tek başına dışarı çıkmasına ailesi izin vermezdi ama Sema ile sorun yoktu. Böyle böyle, büyük gruplarda dışarı çıkarlardı. Yine de Semaya kimse evlenme teklifi etmiyordu, Zeynepe ise lise yıllarından itibaren teklifler yağıyordu, ama Zeynep kolay kolay kimseye evet dememişti. Ta ki Emreyle tanışana kadar. Sonra her şey hızlandı
Sema merdivenlerden güçlükle inerken birkaç kez neredeyse düşüyordu, eğer Emre ona yardım etmeseydi. Üst katta, kafede eşi, küçük oğlu ve ailesi bekliyordu, aşağıda ise Zeynepin çağırdığı taksi Sema’yı bekliyordu; fakat genç kadın ayakta bile zor duruyordu, böyle sarhoş halini Emre hiç görmemişti, bu yüzden eşlik etti.
Mutluluklar gençlere! Hahaha! Herkese mutluluk, bana yok! Zeynep ise hep bahtlı! Her zaman öyleydi! diye bağırdı Sema, çevredeki insanlar ona bakmaya başladı, İlk tanıştığımızdan beri Ne varsa hep onun başından su gibi akıp gitti! Erkekleri istediği gibi oynatırdı parmağında, sizler de inanırsınız! Kafanızla düşünmelisiniz, başka tarafla değil… Tabii, Zeynep güzel, o yüzden aklınız başınızdan gidiyor
Sonunda kafenin kapısından çıktılar, taksiye birkaç adım kalmıştı ki, Sema aniden Emre’nin kolundan kurtulup, daha önceki halinden eser kalmamış bir sesle yüksekçe konuştu:
Sen gerçekten kimin çocuğunu büyüttüğünü biliyor musun? O çocuk senin öz oğlun değil!
Ne saçmalıyorsun! dedi Emre öfkeyle, kendini zor tuttu, bir şey yapmamak için. Duyduklarından başı dönüyordu, yere düşmemek için gözlerini sımsıkı yumdu. Semaya çıkışıp onu sertçe sarsmak, bu laflara devam etmemesini sağlamak istedi, ama Sema acımasızca sürdürdü:
Şaşırdın tabii! Kendin hiç düşünmedin değil mi? Deniz çok erken doğdu! Nikâhınız da alelacele kıyıldı. Sence Zeynep seni çok sevdiği için mi acilen evlenmek istedi? Hah! Oğlun da sana hiç benzemiyor, hâlâ anlamadın mı?! Senden önce bir sevgilisi vardı. Evlenmek istiyordu, o adam onu aldattı sonra terk etti, başkasına gitti! Hak etti bence!
Emre Semayı zorla taksiye bindirdi, daha fazla dinlemek istemediği için kapıyı sertçe kapattı. Ama taksi giderken Sema bu sefer telefonla aradı ve Emre de neden olduğunu anlamadan açtı:
Sor, sor karına! Hahaha! Bir tek ben mi mutsuz olacağım bu hayatınızda, biraz da Zeynep düşünsün artık! diye alayla güldü Sema…
Semanın sesi, kahkahaları, o akşam Emrenin aklından çıkmadı. Ne kadar uğraşsa da Semanın söyledikleri kafasından gitmiyordu. Gerçekten de Deniz biraz erken doğmuştu, ama Emre hiç üzerinde düşünmemişti, prematüre çocuk olur ya; kiloya, boya dikkat etmemişti, çok mutluydu o sırada. Oğluna ilk gördüğü andan itibaren büyük bir sevgiyle bağlanmıştı, aklından “öz olmadığını” hiç geçirmemişti.
Emrenin anne ve babası da torunlarına bayılıyor, onu sık sık İstanbuldaki evlerine davet ediyor, parka, müzeye, hayvanat bahçesine götürüyorlardı. Sema resmen tüm mutluluğu zehir etmişti… Emre başka bir şey düşünemez olmuştu, hiç istemediği düşünceler aklına geliyordu. Deniz sapsarı, zayıf bir çocuktu, Emre ise esmer ve kara kaşlıydı. Annesi Gülşen Hanım, daha çok değişir saç rengi dese de… ama vücut yapısının bu kadar farklı olması? Emre iri yarı, Zeynep de uzun boylu Göz rengi de farklı Adam kafasında deli sorularla dolaşıyordu. Bir hafta sustu, hiçbir şey sormadı, sonunda pes edip sordu:
Zeynep Emreye tuhaf bir bakış attı, sonra:
Bunu bir gün beni sorgulayacağını biliyordum. Madem anladın, neden beş yıl bekledin ki? dedi alayla, En başında söyleseydin ya! Hemen boşanırdık. Zaten istediğin buydu, değil mi? Ben seni kandırdım! Dürüst olmadım! Hadi, hadi! Ne bağırmıyorsun bana?!
Emre Zeynepten bir adım uzaklaştı. Neden böyle konuşuyordu? Hâlbuki Hâlbuki ona çok aşık, Zeynep gerçeği o zaman söyleseydi, muhtemelen yine affeder, yine evlenirdi! Ya şimdi? Sanki Zeynep yıllardır bu anı beklemiş gibi çok sakin konuşuyordu. Boşanmayı hiç düşünmüyordu ki Deniz canından çok sevdiği oğluydu Onu bırakmazdı. Ailesine nasıl söylemeliydi? Onlar da torunlarına bayılıyordu Yoksa söylemeyip, her şeyi bırakmalı mıydı?
Ama Zeynep Emrenin sevgisinden o kadar emin değildi. Kötü bir kavganın ardından Emre eşyalarını topladı ve çıktı. Anneannesinden kalma ev boştaydı, kısa süreliğine oraya geçti. Orayı kiraya veriyordu normalde, fakat şimdi kimse oturmuyordu. Tam iki hafta yalnız kaldı. Bu süreçte hem çok zorlandı, hem oğlunu hem de eşini çok özledi. Uzun uzun düşündü, sonunda kararını verdi: Hiçbir şey değişmesin, olduğu gibi kalsın. Sema mutsuz etmeye çalıştı ama başaramayacak! Boşuna uğraştı!
Emre tekrar Zeynep ve oğlunun yanına döndü.
Affet beni! Sana çok kötü sözler söyledim, hak etmedin dedi Zeynep gözyaşlarıyla, Bütün gerçeği öğrendiğinde beni artık sevmeyeceğini düşündüm. O yüzden önce ben söylemek istedim, bitsin, beklediğim, korktuğum an gelsin diye!
Ah Zeynep! dedi Emre eşini sarılarak, Beş yıldır benimlesin, hâlâ beni tanıyamamışsın. Sizi bırakır mıydım sanıyorsun? Seni de, Denizi de çok seviyorum, bu asla değişmez. Seni anlıyorum, kızmıyorum O zaman korkmuştun, haklıydın, bana söyleyemedin Bizim sevgimiz gerçek, emin ol! Hiç kimse, Sema bile, bunu bozamaz!
Evet diyerek Zeynep minnetle Emreye sarıldı, gözyaşlarını sildi, Tek istediğim onu bir daha görmek istememek!
Peki, anneme, babama ne diyeceğiz? diye sordu Emre yine, Onlar oğlumuzu öyle çok seviyor ki Nasıl söyleriz, ya da söylesek mi?
Nihayet bir buçuk ay sonra aileye söylediler. Ama bunu değil. Sadece Zeynepin hamile olduğunu ve yakında ikinci torunlarının olacağını paylaştılar.




