Yılbaşında kapıyı çalan komşu: “Yarım saatliğine size gelebilir miyim? Maaşımı vermediler. Evde hiçbir şey yok, çocuklara çaya ikram edecek bir şey bile bulamadım. Evde oğlanlarla yalnızım, onların da bayramı olsun istiyorum…”

Yılbaşı akşamı, kapıdan komşusu geçti:
Sizinle birkaç dakika oturabilir miyiz?
Maaşımı henüz vermediler.
Evde hiçbir şey yok, çocuklara çay yanında verecek bile bir şey kalmadı.
Evde oğlanlarla baş başa oturuyorum, onların da bayram yaşayası var
Nilay mutfakta duruyordu, fırından çıkardığı portakallı ördeği memnuniyetle inceliyordu.
Mis gibi kokusu, gözlerini kapatıp sadece nefes almak isteği uyandırıyordu.
Sabahın ilk ışıklarından beri uğraşıyordu: etine sürekli portakal suyu sürüyor, fırını dikkatle kontrol ediyor, bir an bile başından ayrılmıyordu.
Sonuç harikaydı.
Şahin, gel bir bak!
diye seslendi eşine.
Şahin odadan çıktı, ıslık çalıp onayladı:
Nilay, bu resmen restoran işi olmuş!
Ne sandın ki, gururla güldü Nilay.
Şimdi büyük tabağa alıp, süslerim; tam bir şölen olur.
Ördeği büyük seramik tepsiye aldı, etrafına portakal dilimleri ve taze biberiye dizdi.
Sunumu, adeta bir yemek dergisi kapağı gibiydi.
Masa tıklım tıklım doluydu: üç salata Rus salatası, patates salatası ve çoban salata , kırmızı havyarlı kanepe, kaliteli peynir ve sucuklar, meyve vazosunda üzüm ve kivi.
Ayrı bir tabakta ev köftesi ve patates kızartması vardı.
Bize düğün mü var, Nilay?
diye güldü Şahin.
Yok ya, sakince karşılık verdi Nilay.
Bir yıldır uğraştık, bu gece insan gibi kutlamak istiyorum.
Hak ettik, kutlamaya hakkımız var.
Eşi omzuna dokundu:
Katılıyorum.
Uzun zamandır böyle bir gece olmadı.
Son birkaç yıl her şeyden feragat etmişlerdi; tüm kazançlarıyla evin tadilatı bitirmişler, hayat biraz düzene girmişti.
Artık, huzurlu bir yeni yıl gecesi izinlerindeydi.
Nilay masayı incelikle düzenledi, kristal kadehleri çıkardı, her şey göz alıcı olmalıydı.
Saatler on sıralarını gösterirken, masa tam anlamıyla hazırdı.
Eşler üstlerini değiştirdi, karşılıklı oturdu.
Şahin içecekleri bardaklara doldurdu.
O zaman, bize!
Bize.
Kadehlerini tokuşturdu.
Nilay salatadan bir kaşık aldı; tadı şahane olmuştu.
Şahin ördekten bir parça alıp gözlerini devirdi:
Şahane!
Nilay, eline sağlık.
O anı, masayı, huzur ve yavaşlığını; her şeyin gerçek mutluluk olduğunu düşünüyordu.
Saat tam on birde, kapı çaldı.
İkisi birbirine baktı.
Kim gelebilirdi ki bu saatte?
Şahin kapıyı açtı.
Kapıda komşuları Ayşe ve iki oğlu duruyordu.
Yüzünde şaşkınlık, gözlerinde yorgunluk vardı.
Şahin, kusura bakma dedi Ayşe, mahcup biçimde.
Kısa da olsa, içeri girmemiz mümkün mü?
Çok zor durumdayız.
Ne oldu?
diye sordu Şahin.
Her şey üst üste geldi hıçkırdı Ayşe.
Maaşımı alamadım, sigortasız çalışıyordum, bu yüzden bayram öncesi ödemediler.
Evde hiçbir şey kalmadı, çocuklara çay yanında bir şey bile yok.
Arkadaşlarım söz verdi, gelmediler.
Oğlanlar da yılbaşı havası istiyor.
Çocuklar annesinin arkasında duruyordu; zayıf, eski kazaklı, sessiz.
Şahin şaşırdı.
Yılbaşı gecesi çocuklarıyla komşuyu geri çevirmek, bir türlü insanlığa sığmayan bir davranış olurdu.
Buyurun, dedi Şahin.
Tipik bir akşam değil ama Nilaya sesleneyim.
Nilay mutfaktan çıkıp misafirleri görünce, anladı ki, huzurlu gece sona ermişti.
Merhaba Ayşe, çocuklar
Nilay, kusura bakma, böyle geldik komşusu telaşla gözlerini sildi.
Söz, sadece yirmi dakika oturup gideriz.
Nilay çocuklara baktı.
Hiç konuşmuyorlar ama bakışları mutfağa, salona odaklanmıştı.
Buyurun, buyurun, derin bir iç geçirerek masaya davet etti.
Misafirler oturdu; her şey hızla değişti.
Anne, bak!
dedi büyük oğlu hayretle.
Ne kadar çok yemek!
Havyardan alabilir miyiz?
diye sordu küçük, elini uzatarak.
Oturun, yiyin, dedi Nilay, biraz mesafeli.
Çocuklar oturdu, büyüğü ördek butuna eliyle uzandı:
Nilay abla, alabilir miyim?
Cevap beklemeden bir ısırık aldı.
Küçüğü havyarlı kanepeye saldırdı.
Çok güzel!
neşeyle söyledi.
Anne, başka var mı?
Ayşe oğullarını durdurmadı, aksine tabağa yemek koydu:
Yiyin çocuklar, yiyin.
Evde sadece makarna vardı, gerçek bir yemek yemeniz lazım.
Çocuklar hızlı ve açgözlü biçimde yediler.
Büyüğü Rus salatasının yarısını bitirdi, küçük havyarı bitirdi.
Sonra sucuk, peynir, jambon sırası geldi.
Birkaç dakika sonra tabakta bir şey kalmadı.
Nilay olanları şaşkınlıkla izliyordu.
Şahin ortamı yumuşatmaya çalıştı:
Aferin çocuklar, iştahınız yerinde!
Ama kimse duymadı.
Şimdi ördeğin ardına düştüler, büyük dilimler sırayla kayboldu.
Ekmek var mı?
dedi büyüğü.
Nilay sessizce ekmek getirdi.
Çocuklar hemen yeni kanepeler hazırladı.
Ayşe de çekinmeden, salata, köfte ve ördeği tabağına aldı.
Kusura bakmayın, ağzı doluyken konuştu.
Ama anlayın, çocuklar aç kalmıştı.
Yirmi dakika sonra, bayram masası neredeyse silinmişti.
Salatalar, ördek, havyar, peynir, sucuk ve meyveler; her şey misafirler tarafından afiyetle tüketildi.
Nilay hareketsiz oturmuş, yüz ifadesi donmuştu.
İki gününü mutfakta harcamış, ciddi para ve emek harcamış; hayali sessiz bir geceydi.
Hayali tam tersiyle gerçekleşmişti.
Saat tam on ikiye çeyrek kala, Ayşe ayağa kalktı:
Tamam, gitmemiz gerek artık.
Size çok teşekkürler!
Gerçekten kurtardınız bizi!
Çocuklar da kalktı.
Küçük bir pastayı alırken sordu:
Bunu götürebilir miyim?
Al, dedi Nilay, yorgun bir sesle.
Misafirler mecburi kutlama dileyip ayrıldı.
Kapı kapandı.
Nilay ve Şahin bir süre mutfakta sessizce kaldılar; on dakika önceki bayram masasına bakıyorlardı.
Tabaklarda kırıntı, salata kaseleri bomboş, meyve vazosu bos.
Sadece birkaç mandalina kalmıştı.
Bunu gördün mü?
dedi Nilay sessizce.
Gördüm, dedi Şahin aynı sessizlikle.
Otuz dakikada her şey gitti.
İki gün yaptığım her şey.
Nilay
Doğru düzgün bir teşekkür bile etmediler.
Yalnızca aldılar, yediler, daha çok istediler.
Şahin eşini kucakladı.
Nilay ağlamıyordu, sadece boş tabaklara bakıyordu; olanları anlamaya çalışıyordu.
Saatler yeni yılı gösterirken yine kadeh tokuşturdular.
Ama bayram havası bozulmuştu, mutluluk gitmişti.
Ertesi gün Nilay mutfakta temizlik yaptı, kalan birkaç şeyi topladı.
Yani kalabilenleri.
Şahin, dedi, herkesin sıkıntısı olabilir.
Maaş verilmemiş olabilir.
Ama Ayşe neden çocuklarını durdurmadı?
Neden Yeter, bu başkasının masası demedi?
Bilmiyorum, dedi Şahin, belki gerçekten çok açlardı.
Açlık başka şey, dedi Nilay.
Açgözlülük başka bir şey.
Onlar yemek yemedi, sanki bir daha hiç yemek görmeyecek gibi saldırdılar.
Şahin sustu, Nilay devam etti:
Ve Ayşe sürekli iç çekiyor, acınacak gibi davranıyor, tabakları çocuklara uzatıyor: Yiyin çocuklar. Bizim de hakkımız yok mu?
Bayramda hiç düşünmedi.
Bir Ocak akşamı, Nilay apartmanda Ayşe ile karşılaştı.
Ayşe neşeyle gülümsedi:
Nilay, tekrar yeni yılın kutlu olsun!
Dün için çok teşekkürler!
Nilay komşusunun mutlu yüzüne baktı, içindeki bir şey nihayet kırıldı.
Selam, dedi kuru bir şekilde, geçip gitti.
Ayşe şaşkın bir bakış attı.
Nilay çöpü bırakıp eve döndü.
Ayşeyi gördün mü?
dedi Şahin.
Gördüm.
Nasıl?
Konuşmayacağım artık.
Kendi yolunu bulsun.
Bir hafta geçti.
Nilay birkaç kez apartmanda, asansörde Ayşe ile karşılaştı, her seferinde başını çevirip görmezden geldi.
Ayşe konuşmaya çalıştı, Nilay suskun kaldı.
Dargınlık yeter mi sence?
dedi Şahin bir gün.
Dargın değilim, dedi Nilay, sadece öğrendim ki, merhamet kimi zaman yanlış yol gösterir.
Acıdık, kapımızı açtık.
Aldığımız ise bozulmuş masa ve kırık bir bayram oldu.
Ama onların durumu zor
Şahin, Nilay eşine ciddiyetle baktı, zor durumda olmak insanlığını kaybettirmez.
Biraz çay ve yemek isteyebilirlerdi, ama her şeyi bitirdiler.
Gerçekten içten bir özür bile yoktu.
Şahin derin bir nefes aldı, tartışmak yersizdi.
Bir ay geçti.
Komşuyla ilişkiler eskiye dönemedi.
Nilay kısaca selam veriyor, bazen hiç konuşmuyordu.
Ayşe başkalarına Nilayın kibirli olduğunu söylüyordu ama Nilayın umurunda değildi.
O yılbaşı, Nilayın aklında hep yaşayacak.
Boş masa, misafirlerin doymuş yüzü ve kendi içindeki boşluk duygusu.
Ve kendi kendine karar aldı: Misafirperverliği, fırsatçılıkla karıştıranlara bir daha kapıyı açmayacak.
Yıllar geçse de, insanın iyi niyeti, karşısındaki insanın vicdanına bağlıdır.
Hem paylaşmak, hem de hakkını korumak gerekir.
Çünkü gerçek bayram, masadaki bollukta değil, gönüllerdeki samimiyette saklıdır.

Rate article
Lifequest
Yılbaşında kapıyı çalan komşu: “Yarım saatliğine size gelebilir miyim? Maaşımı vermediler. Evde hiçbir şey yok, çocuklara çaya ikram edecek bir şey bile bulamadım. Evde oğlanlarla yalnızım, onların da bayramı olsun istiyorum…”