Neredeyse altmış yıl boyunca Hüseyin ve Nurten yan yana yaşadılar, ve aşklarının temelini, hiç şaşmayan bir gelenek oluşturuyordu: her cumartesi sabahı, Hüseyin eşine çiçek getirirdi. İster gösterişli güller olsun, ister mütevazı kır çiçekleri, her demet, tek kelime etmeden duygularını anlatırdı. Hüseyin inanırdı ki sevgi, verilen sözlerden çok yapılan küçük davranışlarda kendini gösterir. Ağır hastalığı son yıllarında bedenini yıpratırken bile, bu alışkanlığından vazgeçmedi. Hüseyin’in vefatından sonra ev, alışık olunmayan bir sessizliğe büründü ve neredeyse 60 yılın ardından ilk cumartesi sabahı, mutfaktaki vazo çiçeksiz kaldı.
Cenazeden bir hafta sonra, evdeki o sessizliği kapıdaki bir tıklama bozdu: elinde bir demet çiçek ve bir mektupla hiç tanımadıkları bir adam gelmişti. Mektupta Hüseyinin çok eskiye dayanan bir sırrı olduğu yazıyordu, bir adres vardı ve hemen o adrese gitmeleri isteniyordu. Nurtenin kalbi korkuyla sıkıştı; aklına türlü senaryolar geldi: gizli bir hayat, ihanet, başka bir kadın Özellikle son yıllarda, Hüseyinin cumartesi sabahları uzun süre evden uzak kalışları bu şüpheleri arttırıyordu.
Nurten, torunu Elvanı da yanına alıp mektuptaki adresi bulmak için yola çıktı. Şehrin kıyısında, sessiz bir bahçeli eve geldiler ve onları Müjde adında bir kadın karşıladı. Nurten, acı bir gerçeğin açıklanmasını beklerken, Müjde onları bahçeye yönlendirdi. Orada, göz alıcı bir bahçe tüm ihtişamıyla karşılarına çıktı ve nefeslerini kesti. Müjde, Hüseyinin üç yıl önce bu arsayı aldığını ve o günden beri Nurten için bu bahçeyi tasarlayıp oluşturduğunu anlattı; her bir bitkiyi özenle seçmiş, baharda sevdiği laleleri, yıldönümleri için gülleri dikmiş, cumartesi sabahı çiçeklerinin kökeni bu bahçeymiş.
O sırada Müjde ikinci bir mektup verdi, Hüseyinden birkaç gün önce yazılmış son satırlar. Mektupta, Hüseyin’in, cumartesilerinin bir partisi olarak hep sürmesini istediği için böyle gizli bir sürpriz hazırladığını anlatıyordu. Ölümden sonra bile, bir cumartesi sabahında Nurtene çiçek sunabilmek için O bahçe, her çiçek, tutulan bir söz olarak dizilmişti; her yeni tomurcukta onun sevgisi var olacaktı. Nurten, Hüseyin’in sırrının bir sevgi göstergesinden öte, aşkın en yüksek biçimi olduğunu içtenlikle hissetti ve gözlerinden yaşlar aktı, tüm şüpheleri silindi.
Artık o bahçe, acının yerine huzur ve iyileşmenin geldiği yer oldu. Nurten ve Elvan, her cumartesi Hüseyinin diktiği çiçekleri sulayıp bakımını yapıyorlar. Gelenek değişti, ama anlamı aynı kaldı: Nurten, elinden topladığı çiçekleri mutfak vazosuna yerleştiriyor, anılar ve sıcaklıkla dolu.
Bu hikaye, gerçek aşkın bir sonla bitmediğini, şekil değiştirip yeni bir hayata dönüşebileceğini hatırlatıyor. Hüseyinin hazırladığı güzellik köşesiyle, ölüm bile onun her cumartesi Nurtene çiçek sunmasını durduramadı. Hayat, sevgiyle güzelleşir; en kalıcı hediyemiz, arkamızda bıraktığımız umut ve sevgidir.



