Bir bardak su getir, boğazım kurudu, sana saatlerdir bağırıyorum, hâlâ tencerelerle uğraşıp duruyorsun! Belli ki, beni duymamak için özellikle yapıyorsun!
Sert ve çatallı sesi, evin arka odasından gelen kayınvalidesi, Elifi irkilttirdi. Az daha kepçeyi düşürecekti. Derin bir nefes aldı, içinden ona kadar saydı; son üç yıldır alıştığı bir sürdürülebilirlik biçimiydi bu. Mutfakta haşlanmış tavuk ve ilaç kokusu vardı öyle ki, duvar kağıdına, perdelere kadar işlemişti. Elif tavuğun altını kapattı, kayınvalidesinin içebileceği ılık suyu bardakla doldurup yatak odasına gitti.
Sevim Hanım, yastıklara yaslanmış, huysuz bir yaşlı kuşu andırıyordu. Berrak ama eleştirel gözleri her adımı takip ediyordu. Komodinin üstünde, damla şişeleri, hap kutuları ve bulmacalar arasında, daha önce görmediği kalın bir zarf duruyordu.
Buyurun Sevim Hanım, içiniz, Elif bardağı uzattı. Sesine öfke katmamaya çalıştı. Duymadım, aspiratör çalışıyordu. Tavuk suyunu hazırladım, size sebzeleri de ezip vereceğim, doktor öyle söyledi.
Kayınvalide birkaç yudum aldı, ekşi surat yaptı, bardağı geri itti.
Senin hep bahanen var, dedi. Ya aspiratör, ya elektrik süpürgesi, ya da telefonla konuşuyorsun. Oğlu gelmeden, ana burada susuzluktan öl.
Öyle demeyin, ben hep yanınızdayım, Elif alışkanlıkla sözleri kulak ardı etti. Battaniyeyi düzeltirken gözü yine o garip zarfın köşesine takıldı; bir belgenin mühürlü ucu görünüyor gibiydi.
O nedir? Yeni ilaç mı yazıldı? diye sordu, komodini göstererek. Bakabilirim, eczaneye gitmem gerekecek mi?
Sevim Hanım ani bir hareketle zarfı kapattı. Az önce kaşık kaldıramadığını iddia eden birinden beklenmeyecek hızdaydı.
Sakın dokunma! diye çıkıştı. Sana ne! Bunlar özel evraklarım.
Elif şaşırdı. Normalde Sevim Hanım, Elifin bütün tahlil ve banka evraklarına bakmasını isterdi. Bu gizlilik ilk kez oluyordu.
Şunu soracaktım sadece… Elif devam edecekken, aniden giriş kapısı çarptı, ağır ayak sesleri duyuldu.
Hakanın sesi! dedi Sevim Hanım, bir anda yüzüne tatlı bir gülümseme yerleşti. Oğlum gelmiş, koş hemen yanıma, kurtar beni şu gardiyandan!
Odaya Elifin eşi Hakan girdi. Yorgun, kravatı yamuk, ceketinden iş gününün ağırlığı belli. Satış birimi müdürü olarak son aylarda geceleri ofiste kalıyordu evde hasta bakıcı havası, sürekli şikayet ve huzursuzluk vardı.
Selam anne. Selam Elif, dedi, annesini yanağından öptü, eşini görmezden geldi. Nedir gene? Kim gardiyan? Elif seni çocuk gibi kolluyor.
Kolluyor ama… Sevim Hanım dudaklarını büzdü, Yalnızca bekliyor ne zaman çekip giderim diye. Bilmiyor musun? Gözleri boş ve soğuk. Sevgi yok, sadece zorunluluk.
Elifin içini bir acı bastı. Üç yıl önce, Sevim Hanım felç geçirdiğinde gündeme gelmişti: Bakıcı mı alalım, huzurevi mi? İyi bir bakıcıya bütçe yetmemişti; Hakan ise huzurevini kesin olarak reddetmişti “Ne der millet, annemi huzurevine yollamak olur mu?” Böylece Elif sevdiği kütüphanecilik işinden istifa etmiş, kayınvalideyi kendi evlerine taşıdılar; onun dairesi yüksek kira getiriyordu, bu sayede ilaç ve fizik tedavi masrafları karşılanıyordu.
Masayı hazırlarım ben, dedi Elif, sessizce odadan çıktı.
Akşam yemeğinde Hakan köfteyi zorla çatalına batırıyordu.
Nasıl olmuş? dedi Elif, biraz sıcaklık umarak.
Fena değil, gözü telefondaydı. Elif, annem Laleyi davet etmeni istedi. Özlemiş, gelsin diyor.
Lale, Sevim Hanımın ablasından kalma yeğeniydi. Dört yaşlarında, çok konuşkan, gösterişli, ev işine hiçbir katkısı olmayan bir kadındı. Her altı ayda bir gelir, ucuz bir pasta getirir, teyzesiyle yatakta bir saat hararetli aşk hikâyeleri anlatır, ardından evi saran tatlı parfüm kokusu ve bir dağ bulaşık bırakır, giderdi.
Niye? Elif şaşırdı. Sevim Hanımın tansiyonu çok değişiyor, Lale tam bir fırtına. Gene hoplatır onu.
Annem istiyor. “Bir işi var,” dedi. Yarın gelsin, sabret bir saat.
Ertesi gün, Lale tam saatinde geldi. Dışarıda giysiyle halıya basa basa girdi, kapıdan bağırdı:
Elifciğim, selam! Ne kadar kilo almışsın! Yakışmamış bornoz sana. Teyzem nerede? Ona hediyelerim var!
Yanında, Sevim Hanımın şekerden dolayı kesinlikle yiyemeyeceği bir kutu lokum vardı.
Elif sessizce yatak odasını gösterdi. Lale içeri girince hemen fısıltılar ve kayınvalide ağlamaları başladı. Elif duymamak için mutfağa geçti, her zamanki gibi mercimekleri ayıklıyordu ama içi hiç rahat değildi. O zarf bir türlü aklından çıkmıyordu.
Bir saat sonra Lale çıktı, yüzünde parlak bir gülümseme, o zarfı çantasına atıvermişti.
Hadi Elifcim, ben kaçtım! İş-güç, biliyorsun! Teyzem uyudu, sakın uyandırma. Sen çok iyisin, bakımın mükemmel, evin temiz. Ama perdeleri değiştir, bunlar çok demode.
Hızla ayrıldı.
Akşam, Elif Sevim Hanımın nevresimini değiştirirken ağır bir işti, kayınvalide kiloluydu ve yardım etmezdi dayanamadı, sordu:
Sevim Hanım, Laleye ne evrak verdiniz? Kopya gerek mi? Ya da sosyal yardıma mı bir şey götürecek?
Kayınvalide gözlerini kısıp küçümseyici bir bakışla yanıtladı:
O, Elifciğim, benim hediyem. Lalecik tek gerçek kan bağım, beni koşulsuz seviyor. Kira için değil, miras için değil, sadece sevmiş olduğu için. Kan bağı önemli.
Elifin içi buz gibi oldu.
Hangi ev? Sizin daireyi kiraya veriyoruz, parası ilaçlarına harcanıyor. Sonra, ileride, o ev torunlara kalacak diye konuşmuştuk bizim çocuklara…
Sevim Hanım kısık ve gürültülü bir kahkaha attı.
Hep plan yapıyorsunuz! Kafadan kuvvetliymişsiniz! Ben farklı düşündüm. Bugün noter geldi, marketteyken. Daireyi bağışladım. Lale’ye.
Elif, adeta havada asılı kaldı. Dünya dönüyordu sanki.
Ne? Bağış mı? Laleye? Lale, size bir bardak su vermemiş birine? İlaç listenizi bilmiyor bile!
Ama beni suçlamıyor! Sen ise surat asıyor, lütuf eder gibi bakıyorsun! Her gün yüzün ekşi, var ya! Bekliyorsun, ne zaman öleceğim daireyi kapacak! Şimdi bir şey alamayacaksın! Lale dairenin sahibi oldu. Resmi olarak. Türk Medeni Kanunu madde 285, bağış sözleşmesi. Geriye dönüş yok.
Elif sandalyeye çöktü. Ayakları tutmadı. Üç yıl… Üç yıl silinmiş hayat. İğneler, bezler, kaprisler, uykusuz geceler. Kütüphanecilik sevdasından vazgeçiş. Hepsi… Ne için? “Sen çıkarcı bir yabancısın,” cümlesini duymak için mi?
Hakan? diyebildi ancak. Biliyor mu?
Öğrenecek, zamanı gelince. Malım, kime istersem ona veriyorum. Git, çorba ısıt, açım ben. Bezi de düzelt, sıktı.
Elif kalktı, kulaklarına uğultu doldu. Sessizce çıktı, koridora geçti, paltosunu giydi, çantasını aldı, kapıdan çıktı. Artık orada duramayacaktı. Hava almak istiyordu.
İki saat şehir sokaklarında dolaştı, iyice üşüyene kadar. Tek bir düşünce döndü durdu kafasında: ihanet. Sadece kayınvalide değil, kocasından da. Noter kendiliğinden gelemezdi; biri kapıyı açmış, biri belgeleri vermiş olmalıydı.
Eve döndüğünde Hakan mutfaktaydı, çorbayı tencereyle içiyordu.
Nerede kaldın? dedi huzursuzca. Annem bağırıyor, bezi ıslak, sen yok. Ben mi temizleyeceğim? Ben adamım, midem kaldıramıyor!
Elif, yirmi yıllık evlilikte eşiyle ilk kez olduğu gibi baktı. Kendisinin bir destekten çok, işi kolaylaştıran biri olduğunu fark etti.
Hakan, dedi sakin bir sesle. Annen daireyi Laleye bağışladı. Bağış sözleşmesiyle. Biliyor muydun?
Hakan çorbayı boğazında tuttu, öksürdü, kızardı.
Bağış mı? Neler söylüyorsun?
Hayır, doğru. Annen kendi söyledi. Lale evrakları aldı. Noter geldi, ben yokken. Kapıyı kim açtı? Senin anahtarın var, öğlen geldin mi?
Hakan gözünü kaçırdı. Ekmek kırmaya başladı, omzu titriyordu.
Evet… uğradım. Annem istedi. “Emeklilik için vekalet gerekiyormuş,” dedi. Noter geldi, bir adam. Detayına bakmadım Elif! Acelem vardı!
Detaya bakmadın mı? Elifin sesi titredi. Annen bizim çocukların mirasını başkasına verdi, bir akrabaya, sen ise “bakmadım” diyorsun? İlaç parasını kim sağlayacak? Kira gelirimiz yoksa, Lale daireyi satarsa? Hakan, neyle ödeyeceğiz? Maaşın yetmez, ben tekrar işe mi gireceğim bana saygı göstermeyen biri için?
Başlama yine! dedi Hakan, yumruğunu masaya vurdu. Annem hasta, aklı karıştı! Dava açarız, akli dengesi yok çıkarırız!
Akli dengesi yok mu? Elif acı acı gülümsedi. Ne zaman seni övdü, “annemin aklı yerinde,” diyordun. Noter aptal mı, zarfla gelmiş, doktor raporu istemiştir. Lale iyi hazırlamış.
Odadan bağıran sesi duyuldu:
Burada kimse yok mu? Islanmışım! Elif! Hemen yıkayın beni!
Hakan yüzünü buruşturdu.
Elif, hadi git. Sonra konuşuruz. Kadın pislik içinde kalmış.
Elifin içinde bir şey koptu. Sabır, fedakârlık, her şeyi taşıyan o gergin ip, bir anda gevşedi. Elleri yıkama ve temizlikten kösele gibi olmuştu bir daha baktı. Son bakımdan bu yana kuaföre gitmemişti. Deniz hayali hep ertelenmişti; “Annemi ne yapacağız?” bahanesiyle…
Hayır, dedi.
Nesi hayır? Hakan şaşırdı.
Gitmeyeceğim. Bir daha onu yıkamayacağım. Bir daha ona ezilmiş çorba pişirmeyeceğim. Bir daha hakaretlerini dinlemeyeceğim. Dairenin yeni sahibi Lale. Borcun yanında bedeli de var; ona haber et, gelsin kendisi ilgilensin.
Delirdin mi? Hakan ayağa fırladı. Lale gece nasıl bakacak! O bilmiyor ki! Elif, o benim annem!
Aynen, senin annen. Benim değil. Daireyi ona verdi. Ben yabancıyım, “gardiyan” dedi, öyle değil mi?
Elif yatak odasına gitti. Kayınvalidenin odası değil, kendi yatağına. Dolaptan bavulu çıkardı.
Ne yapıyorsun? Hakan kapıdan bakıyordu, solgun ve korkmuş.
Anneme taşınıyorum. Tek odalı, ama temiz hava var.
Elif, bırak, yaşlı kadın hata yaptı! Düzeltiriz! Bizi bırakma! Annemle tek başıma nasıl uğraşırım? Çalışıyorum!
Bakıcı tutarsın. Ama kira yok… Daire gitti. O zaman kendin bak. Akşam, gece, tatilde. Benim hayatımı şimdi tecrübe edebilirsin, Hakan.
Eşyalarını gelişigüzel attı bavula: kazaklar, iç çamaşırı, kitaplar. Gözyaşları akıyordu, ama umursamıyordu. Tek derdi, çabuk bitirmekti.
Elif, gitme! elini tutmaya çalıştı. Evlisin! Acıda ve sevinçte yanımda olmalısın!
Acıda oldum, Hakan. Üç yıl. Sevince bir türlü sıra gelmedi. Hem… bavul fermuarını kapattı, doğruldu boşanacağım.
Daire yüzünden mi? Ne kadar hesapçı oldun!
Daire yüzünden değil, aptal! yüzüne bağırdı. Beni köle yaptığın için! Notere kapıyı açıp bana ihanet ettiğin için! Şu an pişmanlığın yok, sadece bezi kim değişecek onu düşünüyorsun!
Bavulunu antreye çıkardı. Kayınvalidenin odasından artık ağlama, sızlanma geliyordu:
Hakan! Beni bırakıp gidiyor! Beni öldürüyor! Su verin!
Hakan kapıdan Elife bakıp kaldı, annesiyle Elif arasında gidip geldi.
Elif, ne olur… En azından bu gece kal!
Anahtarı komodine bırakırım, soğukça söyledi. Hoşça kal.
Apartmana çıktı, asansör çağırdı. Kabinin aynasında başını yana yaslayıp ağladı; bu kez rahatlamış gözyaşıydı bu.
İlk hafta annesinde geçti; Elif günde on iki saat uyuyordu, iyi yemek yiyor, parkta dolaşıyordu. Telefonunu kapattı, yeni hat aldı. Ama haber ulaşıyordu.
Bir tanıdık aracılığıyla öğrendi; Hakan Laleyi aramış. Lale önce açmamış, sonra “hediye hediyedir, bakım sorumluluğu yok,” deyip daireyi satacağını belirtmiş, iki ay içinde kiracının çıkmasını istemiş. Sevim Hanım için “devlet huzurevine başvurun, oğul bakamıyorsa” diyerek yol göstermiş.
Hakan izinsiz izin, ardından rapor almış. Sonra çocukları aramış; İstanbul ve İzmirde okuyan oğullarıyla kızı bakım için baskı yapmış.
Anne, babam seni suçlu ilan ediyor, demiş oğlu Orhan. Ama biz gerçeği biliyoruz. Gelmeyeceğiz. Zaten babaannem Laleyi seçti.
Elif gururlandı; çocukları haklı düşünüyordu.
Bir ay sonra Elif tekrar kütüphaneye girdi. Maaşı az olsa da, kitap kokusu ve huzur çok şeydi. Boşanma davası açtı, Hakan ise duruşmalara gelmedi.
Bir akşam, Elif eve dönerken apartman önünde Hakan bekliyordu. On yıl yaşlanmıştı. Sakalsız, kirli gömlekli, ağır yaşlılık kokusu Elifin ezbere bildiği bir koku.
Elif… yana yakıla yaklaştı. Ne olur yardım et. Hiç başa çıkamıyorum. Annen geceleri delice bağırıyor. Lale daireyi derhal satmış, ucuz bir emlakçıya vermiş. Kira bitti. Bakıcı tutamıyorum. İşten kovdular…
Elif, ona sadece tiksintiyle bakıyordu.
Ben burada neye yardım edeyim, Hakan?
Sen biliyorsun… Senin elin yatkın. Geri dön, affedeyim. Annenin dairesini satıp, küçük ev alırız, bakıcı tutarız.
“Affedeyim” mi? Yanlış olan ben değilim. Affetmesi gereken sen! Ama istemiyorum.
Elif, ağlıyor. Seni özlüyor. “En iyi çorbayı Elif pişirirdi,” diyor.
Önce hatırlamalıydı. Noter yetkisi verirken.
Ama Lale bizi dolandırdı! Tam bir çıkarcı!
Lale, ona fırsat verildiği kadar aldı. Sevim Hanım sevgiyi metrekareyle satın almak istedi. Aldı, bedelini yaşıyor. Şikayet edemez.
Gaddar oldun, dedi hüzünle Hakan.
Özgür oldum, düzeltti Elif. Hakan, git artık. Bir daha gelme. Haftaya mahkemede görüşürüz. Umarım çabuk boşanırız.
Elif apartmana girip kapıyı açtı.
Elif! dedi arkasından Hakan. Onu devlet huzurevine koysam? Sıra var, belge var, ben başaramam! En azından evrakları hazırla!
Elif durdu. Dönüp baktı.
İnternet sana yardımcı olur, Hakan. Sen müdürsün, ya da öyleydin. Halledebilirsin. Ben haddimi fazlasıyla yaptım.
Kapıyı kapattı.
Yukarı çıkınca pencereye gitti. Hakan hâlâ aşağıda, küçücük ve ezik bir adam, sorumluluk yükü altında ezilmiş. Elif perdeleri çekti.
Mutfağa geçti, annesi lahana böreği pişiriyordu.
Kimdi kapıdaki, Elifciğim? dedi annesi.
Yanlış kapı çalmışlar, anne. Hepsi yanlış kapı.
Elif masaya oturdu, sıcacık böreği aldı. Üç yıldır ilk kez yemek tadı vardı. Hayat devam ediyordu, bu hayat artık onun kendi hayatıydı. Sevim Hanım, layık olduğu kadarını aldı parası olan akraba ve sonunda, ellisinde büyümeyi öğrenen bir oğul. Adalet bazen soğuk gelir, ama doyurucudur.
Başkasının istekleriyle kendini feda etmek yerine, insan önce kendi değerini bilmeli. Başkası için, hak ettiği kadar fedakârlık yapmak gerekir. Herkesin yolu, herkesin dersi ayrıdır. Umut, yeniden başlamakta saklıdır.



