Eskiler derdi ki, her ailenin kendine göre bir derdi vardır; işte bizimkisi de onlardan biriydi. Aynı evde, aynı anne-baba elinde büyümemize rağmen, abim zamanla başına buyruk birine dönüştü, hatta hapse bile düştü. Onun kötü etkisinden uzak durmak için aramızdaki bağı elimden geldiğince zayıf tuttum. Fakat hayatımda güzel değişiklikler de oldu: Çok iyi yürekli bir kadınla tanışıp evlenmeye karar verdim.
Abim, nişanlımı duyunca adeta dalga geçer gibi üstüme geldi, Eninde sonunda tanışacaksınız, ne saklıyorsun benden? diye. Ben ise ileride eşimin ailemle, hele ki abimle tanışmasını hiç istemiyordum. Ne var ki olaylar öyle gelişti ki, abimi de mecburen düğünüme davet etmek zorunda kaldım. Eşim, abimi ilk kez nikâhımızda görebildi.
Abim bana söz vermişti: Söz, uslu duracağım dedi ama, her zamanki gibi sözü havada kaldı. İçinde bana duyduğu kırgınlık sanki o gün iyice taştı ve düğünü kendi hesabı görme fırsatı sandı. Tüm davetlilerin önünde, utanmadan eşime hakaret etti. Onun bu çirkinliğine karşı ne kadar alttan aldıysam da nafile… Eşim, gözyaşına boğulunca hemen yanına koştum. Fakat abim bana tehditler savurup Bir kadın için öz kardeşime bile zarar veririm diyebildi.
Abimin bu saygısızca ve taşkınca hali, o güzel günü mahvetti. Üstelik pişmanlık da göstermedi, suçu üstlenmemekte direnince içimdeki acı ve kırgınlık iyice büyüdü. O talihsiz olaydan sonra zor bir karar alıp abimden uzaklaştım. Ailedeki buluşmalara, sırf orada olmasın diye gitmiyorum; bu yüzden bazen aileden azar da işitiyorum. Değişmeye niyeti olmayan biriyle iletişim kurmak zordur. Arada arayıp pişmanlık gösterse de, insanların gerçekten değişebileceğine inanmakta hayli zorlanıyorum.




