İhanet Etti ve Şart Koyuyor
Bak, Yasemin, ne zamanım var ne de isteğim, şu bitmek bilmeyen şikayetlerini dinlemeye.
Ya şu an hemen şu küskün mağdur modunu bırakıp normal yaşantımıza devam edersin, ya da yarın valizimi toplarım, kızımıza da babasının neden gittiğini kendin anlatırsın.
Kendin! Anladın mı?
Normal yaşamak nasıl olacak peki, Serdar? diye fısıldadı Yasemin. Hiçbir şey yaşanmamış gibi mi? O mesajları hiç görmemişim gibi mi davranayım mesela?
Gecenin ikisinde Ali Yedek Parça yazıp ellerini özlediğini söylemese olmuyor muydu?
Serdar derin bir of çekip ayakkabılarını bağcıklarını bile açmadan, topuğuyla bastırarak çıkarmaya koyuldu.
Yine aynı konu Yeter artık. Türkçe sana hiç mi işlemedi? Bitti. Evde miyim? Evdeyim. Seninle miyim? Seninleyim. Para veriyor muyum? Veriyorum.
Daha ne eksik? Diz çöküp özür mü dileyeyim yani? Öyle bir şey bekleme, bekletme kendini!
İstediğim bu değil. Benim tek istediğim, benimle sanki senin ayağına dolanan bir dertmişim gibi konuşmayı bıraksan. Her hareketinde azar, her lafında alay ediyorsun
Çünkü çekilmezsin artık! diye bağırdı Serdar. Evde hayalet gibi ağır ağır dolanıp suratını bir karış asıyorsun.
Sence ben eve keyifle mi geliyorum? Geldiğim gibi sorgu, ya da buz gibi bir sessizlik!
Normal bir kadın çoktan kapatırdı şu konuyu, evin huzuru için. Ama yok, illâ yara deşilecek, ille içim didiklenecek.
Yanından geçip mutfağa geçti. Yaseminin omzuna çarptı, o ise tökezlese de ayakta durdu.
Yasemin bir zamanlar kendini bahtiyar sanmıştı. Serdar başarılıydı, güçlüydü, iyi bir babaydı. Üç yaşında Elif adında bir kızları, güzel bir evleri, ikisinin de düzgün bir işi vardı.
Ama altı ay önce ortaya çıkan ihanet bir anlık değildi Serdar başka bir hayatı aylarca yürütmüş.
Yasemin tesadüfen öğrenmişti Elif babasının telefonunda oyun oynarken ekrana Ali Yedek Parçadan, O iç çamaşırını aldın mı, sana çok yakışıyor. mesajı düşüvermişti.
Gerçekler ortaya çıkınca Serdar inkâr etmedi. Önce sustu, sonra öfkelendi, en son şöyle dedi:
Evet, oldu. Ama geçti gitti. Abartıp büyütme, hâlâ buradayım.
O günden bu yana bir kez bile özür dilememişti. Kendini hiç suçlu hissetmemiş, bu tavır Yasemini her şeyden çok kırıyordu.
Yasemin mutfağa girince, Serdar masaya oturmuş telefonda sosyal medyayı karıştırıyordu. Önünde fırında balık vardı; Yasemin onu soğumasın diye özenle üstünü kapamıştı.
Tuzdan mı kıstın? Tabağın kapağını kaldırırken atarlandı Serdar. Yoksa ağlamaktan tadı mı alamıyorsun artık?
Serdar, yeter artık. Elif odada, her şeyi duyuyor.
Duyarsa duysun, dedi alayla, balıktan kocaman bir parça ağzına atarak. Anlasın ki, annesi babasını evden kaçırmak için elinden geleni yapıyor. Zaten istediğin bu değil mi? Benim gitmem.
Ben senin adam gibi olmanı istiyorum. Aileyi birlikte ayakta tutacağımıza söz vermiştin. Yaptığın bu mu yani? Sürekli beni aşağılamak mı?
Serdar çatalı bıraktı elinden.
Bak güzelim, aile dediğin proje işidir, ben de bu projeye emek harcıyorum. Kızıma zaman ayırıyorum, kursunu ödüyorum, kreşe bırakıyorum.
İstedin ya hani, Elifin bir babası olsun diye? İşte var. Ama o eski meseleyi bana üç aydır her gün yaşatan sen olduktan sonra sana iyi davranmak zorunda değilim!
Ben şartımı koydum: Bu konu kapandı kapanacak, yoksa giderim. Açık konuşayım: Gidecek olursam, parasız kalırsın.
Evi böleriz; sana kalan kısmı satmak zorunda kalırsın. Bana milyonlarca lira ödersin.
Var mı? Yok. Demek ki kiraya geçeceksin, başka bir mahalle, başka bir kreş Kızını da oradan oraya taşımayı göze alıyor musun?
Yaseminin içi parçalandı. Serdar onun zayıf yanlarını ondan iyi biliyordu. Elifin alıştığı arkadaşıyla, muhitinden, düzeninden kopma düşüncesi, bütün yükünü Yaseminin omuzlarına yıkıyordu.
İşte sus, diye noktaladı Serdar. Ye şu yemeği. Kemiklerin sayılacak neredeyse, insana fenalık geliyor bakmaya.
***
Akşam, Elif uyuyup oyuncak tavşanına sarılırken, Yasemin balkonda derin derin düşüncelere dalmıştı.
Serdar, toplumun gözünde iyi baba sayılırdı: İçki içmez, el kaldırmaz, Elif onu çok severdi.
Babacığım, benim kahramanım sen misin? derdi küçük kız sabahları.
Yasemin, bu düzeni yıkmaya nasıl kıyar, diye kendine soruyordu.
Salondan Serdarın biriyle telefonda konuştuğu sesi geliyordu. Yasemin kulak kesildi.
Evet, yarın aynen devam. Merak etme, ben söylemiştim ya, bir şekilde hallederiz. Biraz söylenir, sonra susar. Başka ne yapabilir ki?
Yaseminin bütün bedeni buz kesildi. Serdarın, hakkında gerçekten böyle düşündüğüne inanmak istemedi.
Balkon kapısının kolunu hışımla itti.
Serdar, ayaklarını uzatıp koltuğa yayılmıştı. Onu görür görmez telefondaki konuşmayı bitirdi.
Kimle konuşuyordun? diye sordu Yasemin.
İş arkadaşımla. Telefonu da vereyim istersen tiyatral bir şekilde uzattı telefonu. Haydi bak bakalım, dedektifimiz!
Bak ama dikkat et: Silinmiş, hoşuna gitmeyecek bir mesaj bulursam, yarın annemin yanına giderim. Sonra suçlu sensin.
Dalga mı geçiyorsun Serdar? Yasemin yaklaşırken. Yaptığın onca şeyden sonra bana şart mı koyuyorsun cidden?
Koyuyorum. Çünkü evin erkeğiyim; ailemi nasıl yöneteceğime ben karar veririm. Ya arkamdan geleceksin, ya da yolun açık. Benden sonrası senin bileceğin iş.
Yaseminin kulağına eğilip fısıldadı:
Şunu bil ki, Elifi benim gibi sevecek başka adam bulamazsın. Biri oldu mu, o sana bakarken kızına katlanır, sonra Elif onun için dert olur, gör bak. Bunu ister misin?
Sen rezilsin Serdar, diye fısıldadı Yasemin.
Ben gerçekçiyim, diyerek gülümsedi Serdar. Neyse, ben duşa giriyorum. Yarın bana o bordo gömleğimi hazırla. Ve ütüle, bugün yakasında kırışıklık vardı, sinir oldum.
Banyoya gitti, Yasemin salonda öylece kaldı.
***
Sabah yine bildik telaşla başladı. Yasemin peynirli çörekleri kızartırken, Elif çorap giymemek için sızlanıp duruyordu.
Serdar mutfağa girdiğinde bordo gömleğini giymişti, Yasemin onu gece yine de ütülemişti.
Anne, cumartesi hayvanat bahçesine gidecek miyiz?
Tabii ki Elifciğim, diye gülümsemeye çalıştı annesi.
Baba, sen de gelir misin? Bana aslanı göstereceğine söz vermiştin!
Serdar kızının başını okşadı, yüzü hemen değişti.
Gelirim tabii, güneşim. Eğer annemiz uslu durursa, babayı üzmezse birlikte gideriz.
Yasemin elindeki spatulayı düşürecekti neredeyse.
Serdar, ne konuşuyorsun? diye fısıldadı, Elifin çizgi film izlediğinden emin olunca.
Ne var bunda? dedi Serdar savunmasız gözlerle. Çocuğa aile düzenini, hiyerarşisini öğretiyorum.
Kadınca hallerin yüzünden hafta sonumuzun mahvolmasını istemiyorsan uslu dur.
Yasemin cevap veremedi. Ne dese yine arkasını kızına saklanan kocası buluyordu.
***
Bütün gün işte eli ayağı birbirine dolaştı. İyi misin? diyen iş arkadaşlarına Uykusuzum, deyip savuşturuyordu.
Öğle arasında, bir emlak sitesine girdi. Ev kiraları tuzluydu; bulunduğu mahalledeki düzgün daireler bir çırpıda kapılıyordu.
Daha ucuza, şehrin öteki ucunda daireler vardı.
Gidiş geliş iki saat sürer, kreş altıda kapanır. Kızımı almaya yine geç kalacağım, deyip bilgisayarı kapattı. Nasıl olacak bu iş, nereye gideceğiz?
İş gününün bitmesine bir saat kala Serdar aradı:
Bak, ben bugün geç kalacağım. İşim var. Akşam yemekte beni beklemeyin. Bir de, Yasemin…
Hı?
Yarın için güzel bir kırmızı şarap al. Bu gece sakin sakin konuşup bir noktaya varalım; senin krizlerine tahammülüm kalmadı.
Serdar, ben…
Yasemin, bu bir rica değil, fırsat. Daha güzel bir ortam yaratmamız gerek. Şans veriyorsam kıymetini bil. Hadi, Elife selam.
Telefonu kapattı. Yasemin ekrana baktı, ta ki ekran kararana kadar. Bütün bunlara rağmen konuşmaya çalışmalı mıydı? Artık daha kötü ne olabilir diye düşündü
***
Elif hemen uyuyuverdi; Yasemin ise ikinci saatini mutfakta geçiriyordu. Aldığı şarap masada, kendine kızarak yine de onu almıştı.
Serdar neredeyse gece yarısına doğru geldi, çok keyifliydi.
Aferin, dedi yanaklarından öperek (Yasemin istemsizce geri çekildi). Hadi ama, bırak lütfen şu tripleri. Birer kadeh dolduralım.
Düşündüm de bize bir tatil iyi gelir. Gelecek ay Antalyaya gidelim mi, üçümüz? Elif denizi çok sever, ben otel bile ayarladım önceden.
Serdar, ne tatili? şok olmuştu Yasemin. Biz evde iki yabancı gibiyiz!
O senin işin, dedi Serdar şarabı yudumlayarak. Ben birleştirmek için çabalıyorum. Ama bir şartım var: Bu mevzudan bir daha bahsetmeyeceksin.
Ne kontrol, ne ima, ne gözyaşı Hayatımıza aynı şekilde devam edeceğiz, hiç yaşanmamış gibi.
Güven ne olacak peki? Yasemin gözlerinin içine baktı.
Güven, şu an lüks sayılır, alacak mertebede değilsin, dedi Serdar, alay ederek. Sana denge lazım, kızımızın bir babası, bu evin de bir sahibi olmalı.
Tüm bunlar sende var. Tek bedeli: sessizliğin. Bence harika bir alışveriş.
Ya böyle bir şarta razı gelmezsem?
Serdar kadehini ağır ağır masaya koydu.
O zaman yarın çantanı toplayıp çekip git. Ciddiyim Yasemin. Yıldım artık bu kavgadan.
Ben adamım, arkamda sağlam eş isterim, sürekli sorun çıkaran kadın değil.
Hazır değilsen affetmeye, unutmaya, yol bu ayrılırız.
Ama şunu bil: Bende ne varsa alırım. Sözümden caymam. Ve bunun suçunu da sende, gururunda ararsın.
Kalkıp gitti. Yasemin, karanlıkta öylece kalakaldı. Sadece banyodan akan suyun sesi duyuluyordu. Bu apaçık kabalık, açıkça bir şantajdı.
Güçlü bir kadın olsa şu kadehi yüzüne fırlatıp çekip giderdi. Ama olmuyordu
Çünkü Yasemin öncelikle bir anneydi; Elifi düşünmek zorundaydı. Herkes hata yapabilirdi.
Belki de eşi bir kez tökezlemişti, sırf Elif için affetmek gerekiyordu…
Anne? dedi uykulu bir ses koridordan.
Yasemin hızla gözyaşlarını sildi, döndü. Kapıda Elif duruyordu.
Anne, korkunç bir rüya gördüm Babam nerede?
Burada kızım, dedi Yasemin, Elifi kucağına alıp sımsıkı sarıldı. Baban duşta, hiçbir yere gitmedi. Hadi bana gel, geçti hepsi. Hep birlikteyiz.
Gerçek mi? Elif boynuna sokuldu. Hep beraber olacağız, değil mi?
Yasemin gözlerini sımsıkı kapadı, kalbinin darmadağın olduğunu hissediyordu.
Her zaman, canım. Her zaman.
Elifi odasına taşırken, Yasemin kendi kendine karar verdi: Ailesini koruyacaktı. Yarın, ihanetini unutmak için elinden geleni yapacaktı. Ama o yarın gelene kadarErtesi sabah, Yasemin perdeleri aralarken odasına dolan serin ışıkta bir şeyi ilk kez bu kadar açık fark etti: Serdarın kurduğu düzenin içinde her gün biraz daha eksiliyordu. Elifin minik ayak sesleri koridorda yankılanırken, içindeki fırtına bir anlık karara dönüştü. Belki de annelik, sadece çocuğunun neşe dolu bir evde büyümesini sağlamak değildi; ona hayatta sevilmeyi, saygı görmeyi hak ettiğimizi de göstermekti.
Elif yanına kıvrılıp sütünü yudumlarken, Yasemin onun saçlarını okşadı. Anne, en iyi arkadaşım sensin, diyerek gülümsedi Elif. O an Yaseminin kalbi bir anda hafifledi; yıllardır kendini bir şantaja boğdurmanın Elif için bir koruma olmadığını anladı. Çaresizlik diye düşündüğü şeyin aslında bir seçim olduğunu fark etti.
Serdar giyinmiş, aceleyle kapıya yönelmişti. Akşam geç kalmam, dedi umursamazca, yarın sabah konuşuruz. Yasemin içinden ona veda etti; bu adamla asla gerçek bir huzur olmayacaktı.
Krevetenin başucundaki telefonu aldı, kısa bir mesaj yazdı: Elifle biraz annemde kalacağız, birkaç gün baş başa düşünmem gerek. Ardından, ilk kez korkmadan Serdarın yüzüne baktı. Evi değil, huzurumuzu korumak zorundayım, dedi. Hayat bana da bana ait.
Elifin elinden tutup giriş kapısına yürüdü. Kapının önünde bir an durdu, derin bir nefes aldı, anahtarları cebine koydu. Yeni bir sayfa açmanın korkutucu ama mümkün olduğunu biliyordu artık.
Kapıdan çıkarken Elif ona bakıp Anne, şimdi nereye gidiyoruz? diye sordu.
Yasemin gülümsedi, Özgürlüğe, kızım. Hem de yan yana.
Ve arkalarında kalan dargınlıklar, yarım kalmış özürler ve kırık vaatlerle o evi terk ettiler. O an Yasemin, ne kadar geç olursa olsun bazı masalları kendi ellerinle yeniden yazmak gerektiğini anladı.
Sokak serin ve aydınlıktı. Her nefeste biraz daha hafiflediği, biraz daha cesaret topladığı yepyeni bir yol onları bekliyordu.




