“Senin maceralarını biliyorum,” dedi eşi. Mehmet’in içi buz kesti. Hayır, irkilmedi. Yüzü bile sol…

Senin gezmelerinden haberim var, dedi eşim. Bir an içim buz gibi oldu.

Titremedim, rengim de atmadı ama içim öyle bir sıkıştı ki sanki buruşturulmuş bir kağıt gibi oldum. Olduğum yerde kaldım.

Nihal ocakta bir şeyler karıştırıyordu, bana arkasını dönmüş, üstünde minnacık puantiyeli bir önlük, mutfağı kaplayan kızarmış soğan kokusu… Evin tanıdık sıcaklığı Ama sesi… Sesi tam bir haber spikeri gibiydi.

Bir an yanlış mı duydum acaba diye düşünmeden edemedim; belki marketteki salatalık fiyatlarından falan bahsediyordur veya üst kattaki komşunun arabasını satmasından?

Ama hayır.

Hepsinden, dedi Nihal, dönmeden.

İşte asıl o an içten içe donup kaldım. Çünkü sesinde ne bir öfke vardı ne de kırgınlık. Ne de benim en çok korktuğum şeyler; gözyaşı, suçlama, vazo kırığı Sadece bir gerçeklik vardı sesinde, sanki Süt bitmiş diyor gibi.

Elli iki yıl yaşadım; yirmi sekiz yılı bu kadınla geçti. Onu avucumun içi gibi bilirdim: sol omzundaki beni, çorbanın tuzunu denerken yaptığı burun kıvırışı, sabahları derin iç geçirişi Ama bu sesi ondan hiç duymamıştım.

Nihal, dedim, sesim boğuk.

Boğazımı temizledim, tekrar denedim.

Nihal, ne diyorsun sen?

Yavaşça döndü bana bakarak; uzun, sakin bir bakış. Sanki ilk defa görüyordu beni. Ya da bir fotoğrafa bakar gibi, artık silikleşen eski bir kareye.

Mesela Asuman, dedi. Senin muhasebeden. 2018 olmalı.

Dizlerimin altından yer kaydı sanki. Abartı değil, gerçekten ayaklarımın altındaki zemin boşaldı, ben de havada asılı kaldım.

Allahım Asuman mı?

Yüzünü bile zor hatırlıyordum. Kurumsal yemekten sonra mıydı, neydi Kısa bir hikayeydi, hiçbir zaman ciddiye almamıştım. O zaman kendi kendime söz vermiştim: bir daha asla.

Bir de Sevda var tabii, dedi Nihal aynı sakinlikle. Fitness salonunda sana yanaşan. İki yıl oldu.

Ağzım açıldı, kapandı.

Sevda’yı da nereden biliyor?

Nihal ocağı kapattı, önlüğünü usulca çıkardı, katladı, masaya geçti.

Nasıl öğrendiğimi mi soracaksın, yoksa neden sustuğumu mu? dedi.

Susuyordum. Çünkü konuşmak istemediğimden değil; konuşamıyordum.

İlk başlarda, dedi Nihal, neredeyse on yıl önce fark ettim. Mesailerin uzadı. Özellikle cuma günleri. Eve neşeli, gözleri parıldayarak gelirdin. Yeni bir parfüm kokusu

Acı bir gülümsemeyle devam etti:

O zaman kendimi kandırdım. Belki işyerinden biri parfüm değiştirmiştir, abartıyorumdur, dedim. Bir ay boyunca içimi rahatlattım. Sonra ceketinin cebinde iki kişilik bir restoranda akşam yemeği fişi buldum. Şarap, tatlı Seninle oraya hiç gitmedik bile biz.

Bir şeyler söylemek, açıklama yapmak, yine yalan uydurmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi.

Ne mi yaptım biliyor musun? gözlerime baktı. Banyoda ağladım. Sonra yüzümü yıkadım, akşam yemeğini hazırladım, seni gülerek karşıladım. Kızımıza hiçbir şey söylemedim on beşindeydi, üniversiteye hazırlanıyordu, ilk aşkıydı. Niye bilsin ki babasının

Duraksadı, sanki masanın üzerinde görünmeyen bir tozu siliyordu.

Dayanırım dedim kendi kendime. Geçer, adamlar hep böyle; orta yaş krizi, hormon, safsatalar. Ailesi sağlam olsun yeter.

Nihal, dedim, zorla.

Dur, elini kaldırdı. Bitirmeme izin ver.

Sustum.

Sonrası geldi, ikincisi, üçüncüsü Kaç kere oldu sayamadım. Telefonun hep şifresizdi. Bakmadığımı mı sandın? Yazışmalarını okudum. O saçma mesajları… Seni özledim, canımlar, Sen en iyisisinler Fotoğraflarınızı gördüm, sarılırken, gülerken Sesi ilk defa titredi ama hemen kendini toparladı. Derin bir nefes aldı.

Sonra durup kendime sordum hep: Neden devam ediyorum? Beni sevmeyen bir adamla neden yaşıyorum?

Ben seni seviyorum! dedim dayanamayarak. Nihal, inan

Hayır, dedi kararlılıkla. Beni değil, rahatını seviyorsun. Temiz evi, sıcacık yemeği, ütülü gömlekleri, soru sormayan karını

Kalktı, pencereye yöneldi. Uzunca dışarıya, karanlığa baktı.

Ne zaman karar verdim biliyor musun? dedi, bana bakmadan. Bir ay önce. Kızımız hafta sonu eve geldi. Mutfağıda oturuyorduk, çay içiyorduk. Anne, bir tuhafsın sen. Sessizleştin, kendin değilsin artık dedi. O an dank etti: Haklıydı, ben de artık kendim değildim. On yıldır başkası için yaşıyorum.

Sırtını izlerken anladım; onu kaybediyordum. Belki… değil, şu anda, gözlerimin önünde gidiyordu.

Ben boşanmak istemiyorum, dedim sesim çatallanarak. Nihal, ne olur

Ben istiyorum, dedi sakince. Evrakları aylar önce verdim. Bir ay sonra mahkeme var.

Ama neden şimdi? diye çıkıştım.

Dönüp yüzüme baktı; uzun, dikkatlice. Hafifçe gülümsedi, hüzünle.

Şunu fark ettim: Sen beni hiç aldatmadın. Çünkü insan ancak değer verdiğini aldatır. Ben senin için hep oradaydım, sadece. Hava gibi.

Gerçek buymuş.

Kanepenin köşesine büzülmüş yaşlı bir adam gibi kaldım; Nihal ise koridor kapısında ayaktaydı. Yirmi sekiz yıllık evlilik, bir kız, yaşadığımız ev Ve dev bir uçurum vardı şimdi aramızda.

Anlıyorsundur, dedim kısık sesle, sensiz yapamam ben.

Alışırsın. Geçer. dedi kısa ve net.

Hayır! Atıldım araya, yanına koştum. Nihal, söz veriyorum! Değişeceğim, bir daha asla

Yalçın, elini kaldırdı durdurmak için. Mesele onlar değil. Hiç olmadı.

Peki ne?!

Bir müddet sustu. Onca yıldır içinden geçen, ama diyemediği, ya korktuğu, ya da onuruna yediremediği o kelimeleri aradı.

Bir düşün, bana nasıl hissettirdin? Her gezmeni bitirip eve geldikten sonra, yanında yatarken bile kendimi boş bir varlık gibi hissediyordum. Saklamaya çalışmıyordun ki! Telefon ortadaydı. Gömleklerin ruj lekeli çamaşırlara atılırdı. Beni aptal sandın, kör sandın.

Sanki biri göğsüme çarptı.

İstememiştim, dedim.

İstemedin mi? Tam karşıma geçti. Gözleri parlıyordu, ama ağlamıyordu. İçinde birikmiş onca yılın hıncıyla Hiç beni düşünmedin. Başkasını öperken ne düşünüyordun? Karım anlamaz mı, Ne fark eder mi?

Sustum.

Korktuğum şeyin aslı buydu. Gerçekten hiç düşünmemiştim. Nihalin varlığı bana hep tabii ki gibi gelmişti. Hiç gitmez, hep burada olur sanıyordum.

Eve dönüp, hiçbir şey olmamış gibi davranmak Çünkü senin dünyanda hiçbir şey değişmemişti. Karın yerinde, aile bir arada, hayat nasıl gidiyorsa öyleydi.

Arkasını döndü.

Ama ben o dünyada yoktum. Hiç.

Bir adım attım. Omzuna dokunmak, sarılmak istedim.

Çekildi.

Gerek yok, dedi bitkin. Geç artık.

Ellerini tuttum.

Nihal, yalvarırım! Bir şans ver! Değişeceğim, gerçekten!

Parmaklarımızı inceledi bir müddet. Sonra yüzüme baktı; korkmuş, perişan halime. Ve anladı: Ben yalnız kalmaktan korkuyordum. Kayıptan değil.

Yalnızlıktan korkuyordum.

Bilir misin, dedi sessizce, ellerini kurtarırken, ben de çok korktum. Yalnız kalmaktan, sensiz, ailesiz. Fakat sonunda şunu anladım:

Çoktan yalnız kalmışım. Seninle bir evde, ama yalnız.

Ve anahtarlığını aldı, çantasını kaptı, çıktı gitti.

Üç hafta geçti.

Ev bomboştu şimdi; Nihal ilk gün kızımıza taşınmıştı. Ben kanepede pinpon gibi oradan oraya dönerken telefondan eski isimleri geçiyorum: Asuman muhasebeden, Sevda fitness salonundan başkaları da vardı. Eskiden bir anlamı olan

Sevda’yı aradım.

Meşgul attı.

Asumana mesaj attım; okudu, yazmadı.

Diğerleri hiç açmadı bile.

Ne tuhaf; ben evliyken herkesin ilgisini çekerken şimdi özgürken kimimizin umurunda bile değilim.

Hiç kimseye lazım değilmişim.

O koltuğa gömüldüm, o devasa, bana yabancılaşan evde İlk defa, elli iki yaşında, gerçekten ne kadar yalnız olduğumu hissettim.

Telefonda Nihalin adını buldum. Uzun uzun baktım. Parmaklarım titredi.

Mesaj yazdım. Sildim. Tekrar başladım. Yine sildim.

Sonra sadece yazdım: Görüşebilir miyiz?

Bir saat sonra cevap geldi: Neden?

Düşündüm. Affet mi desem? Geç. Geri dön mü? Komik olurdu. “Değiştim” mi? Yalan olurdu.

Sadece gerçeği yazdım:

Yeniden başlamak istiyorum. Mümkün mü?

Üç nokta Gidiyor geliyor.

Sonunda yanıt: Cumartesi kızda buluşalım, iki gibi. Konuşuruz.

İçimden bir yük kalktı.

Ne olacak bilmiyordum. Affedecek mi. Geri dönecek mi. İkinci bir şansı hak ediyor muyum

Parmağımdaki alyansa baktım.

Ve yıllar sonra ilk kez, her şeye yeniden başlamaya hazır hissettim kendimi.

Eğer izin verirse.

Hayat bana ağır şekilde öğretti: Karşındakini, zaten burada sanmanın bedeli çok pahalı. Kıymet bilmeyen, yalnız kalır. Olmaz deme, oluyor.

Kimi zaman en önemli olanı kaybetmek lazım, onu anlamak için.

Rate article
Lifequest
“Senin maceralarını biliyorum,” dedi eşi. Mehmet’in içi buz kesti. Hayır, irkilmedi. Yüzü bile sol…