“Bir Oda Ayırın Bana” Dedi Kaynana, Ancak Gelinin Yasal ve Hazır Bir Cevabı Vardı

Bana bir oda ayırın, dedi oğlunun annesi sesini yükselterek. Ancak gelinin aklında haklı ve yasal bir cevap hazırdı.

Al şu çantaları, çok ağırlar, ben o sırada paltomu çıkartayım, terliklerimi bulayım. Öyle ayakta dikilme, oğlum, annen geldi! En aydınlık, balkonlu odadan isterim. Bahar gelince çiçek fidelerimi pencere önüne dizeceğim.

Nermin Hanımın sesi dar koridorda yankılandı, duvarlara çarptı. Gülsüm, elinde mutfak havlusuyla mutfak kapısının eşiğinde donakaldı. Ocaktan yemeği yeni indirmiş, eşi Muratın işten gelişini bekliyordu. Ancak sessiz akşam beklentisi, üç koca pötikare çantayla, ağır valizle ve Nermin Hanımın palto düğmelerini eviymişçesine çözerken içeri dalmasıyla yerle bir olmuştu.

Murat ise, kapı girişinde suçlu bakışlarla halının üzerinde oyalanıyor, bir yandan da annesinin eşyalarını aradan geçirebilmek için çekiştirip duruyordu. Terden alnı parlıyordu, belli ki bu ziyaret onun için sürpriz değildi, ama Gülsüm için kesinlikle öyleydi.

İyi akşamlar Nermin Hanım, dedi Gülsüm, tüm çabasını harcayarak sesini sakin tutmaya çalışarak antreye bir adım attı. Bir kutlama falan mı var? Murat, neden haber vermedin annenin geleceğini? Odayı hazırlar, temiz çarşaf çıkarırdım.

Kayınvalide caddeden getirdiği çamurlu ayakkabılarını çıkarıp, terliklerini geçirdi, kirli suları umursamadan.

Ben ziyarete değil Gülsümcüğüm, dedi neşeyle saçını düzelterek. Artık bu evdeyim, tamamen taşındım. O yüzden, misafirlik çarşaf değil, doğru düzgün çarşaf çıkar. Hadi mutfağa, yoldan geldim, içim kazındı, çayı koy.

Gülsümün içinde buz gibi bir öfke büyümeye başladı. Bakışlarını Murata dikti. O ise, göz göze gelmemeye çalışarak ceketini çıkardı, yüzünde gergin bir sırıtış asılı kaldı.

Canım, hemen kızma ne olur diye mırıldandı Murat, annesinin peşinden mutfağa geçerken. Öyle denk geldi… Zor bir durum. Annemin bize ihtiyacı var. Sonuçta aileyiz, birbirimize sahip çıkmamız lazım.

Gülsüm onları takip etti. Nermin Hanım, Gülsümün hep oturduğu sandalyeye yayılmış, mutfak masasını ve et yemeğini gözden geçiriyordu.

Nasıl bir yardım? Gülsümün sesi buz gibiydi. Bu tonu, en dertli müşteriyle konuşurken kullanırdı, duygusunu bastırmak şarttı. Nermin Hanımın çok güzel iki odalı bir evi vardı iyi bir semtte. Tadilat mı var, su borusu mu patladı?

Nermin Hanım canı sıkılmış gibi bir cık çekip peçeteliği itti.

Evim yok artık, rahat bir ses tonuyla açıkladı. Kadere verdim. Resmen devir ettim, tapu bile dün eline geçti. Kaderin çocuğu büyüyor, kirada sıkışıyorlardı. Tek başıma koca daireye ne gerek var dedim. Muratın üç odalı evi var, çocuğunuz yok, yer çok. Oğlum bana bakmak zorunda.

Gülsüm kayınvalidesine dik dik bakarak sandalyeye oturdu. Bütün tablo zihninde rahatsız edici bir netlikle canlanıyordu. Kader, Muratın küçük kardeşiydi ve annesinin en gözde evladıydı. Hep her şey ona verilirdi. Murat ise, gençliğinden beri geri planda durmaya, sessiz sedasız hakkından vazgeçmeye alışmıştı.

Ama Kadere arada bir harçlık vermek başka, tek evi elden çıkarıp gelinin evine kalıcı olarak yerleşmek bambaşkaydı.

Yani evinizi kızınıza verdiniz, dedi Gülsüm yavaşça. Ve bize gelmeye karar verdiniz. Murat, bunu biliyor muydun?

Kocası iyice kamburlaştı. Masa örtüsünü oyalayarak bakışlarından kaçtı.

Annem geçen hafta aradı, dedi boğuk bir sesle. Kaderin kirası ağır geldiğini söyledi. Doğrusunu istersen kararından zaten vazgeçiremedim. Sonuçta annemin malı, dilediği gibi harcar. Başka nereye gidecekti, sokağa mı? Anlayacağını düşündüm. En uzak odayı verelim, kimseye engel olmaz. Akşam yemeklerinde yardımcı olur, biraz da düzen tutar.

Ben düzeni kendim kurarım! diye atladı Nermin Hanım, oğlunun desteğiyle cesaretlenerek. Sizi rahatsız etmem. Emekli aylığım iyi, masraflara ortak olurum. Mesele, aile bütün olsun. Gülsümcüğüm, surat asma, ben uyumlu kadınım, çok güzel geçiniriz. Hadi yemeği koy hele, mis gibi koktu.

Gülsüm kıpırdamadı. Karşısındaki iki kişiye baktı, dört yıldır aynı yastığa baş koyduğu adamı tanıyamadı bir an. Kendi evinde, kendi özel alanında, kimlerle yaşayacağına dair kararların arkasından çevrilmişti işler.

Derin bir nefes aldı, düşüncelerini topladı. Panik yoktu, ama biliyordu: Bugün ödün verirse, bu kadın evde kök salar ve hayatı, sonsuz bir suçlama ve otorite kaosuna döner.

Kusura bakmayın Nermin Hanım, dedi sakince, ama kararlı bir sesle Burada yaşamayacaksınız. Ne uzak odada, ne başka bir odada.

Kayınvalide elini kaldırmışken dondu. Suratı şaşkınlıktan öfkeye kaydı. Murat yerinden sıçradı.

Gülsüm, ne diyorsun sen?! diye atıldı, eşine doğru bir adım attı. O benim annem! Kendi evime annemi getirmek hakkım, sonuçta evliyiz, her şey ortak! Karanlıkta annemi sokağa mı koyacaksın?

Aynen öyle! kızaran kayınvalide de bağırdı. Utanmaz! Ben oğluma geceler boyu uykusuz kaldım, sen beni kapı dışarı ediyorsun? Sen kim oluyorsun ha! Burası oğlumun evi, benim de hakkım var! Bakalım kim kimi gönderecek!

Gülsüm acı bir gülümsemeyle başını eğdi. Tam beklediği hamle buydu. Evli olmanın, bir evin tapusundan otomatik haklar verdiğini sananların tipik yanılgısıydı bu.

Murat, oturur musun, dedi sertçe. Sesi öyle kararlıydı ki Murat hemen sandalyeye çöktü. Şimdi durumları netleştirelim. Nermin Hanım, oğlunuzun evinde değilsiniz. Şu an bulunduğunuz yer, benim şahsi dairem.

Ne saçmalıyorsun! diye tısladı kayınvalide, kollarını kavuşturdu. İki yıl önce aldınız siz bu evi, Murat anlattı Demek ki ortak mal! Yarısı onun, dilerse beni kendi bölümüne kaydeder!

Bu evi evet, iki yıl önce, evliyken aldık, dedi Gülsüm sakince. Ama önemli bir ayrıntı var. Oğlunuz bunu size hiç anlatmadı. Evin tüm bedeli, baştan sona, ailem tarafından ödendi. Annemler büyük evini sattılar, birikimlerini eklediler, hepsini bana gönderdiler.

Olsun, evliyken göndermişler! kayınvalide inat etti ama gözlerinde şüphe beliriyordu.

Ama resmi olarak, ailem bu parayı noterden bağış anlaşmasıyla, açıkça “ev alımı” için bana devretti. Türk Medeni Kanununun 220nci maddesine göre, evlilikte tek eşin hibe yoluyla elde ettiği mal, yasal olarak onun şahsi mülkiyetidir.

Gülsüm, bembeyaz kesilen Murata döndü.

Muratın burada hiçbir hak payı yok. Sadece geçici oturum hakkı var, onu da e-Devletten iptal edebilirim. Burada onun yarısı falan yok. Bu ev yüzde yüz bana ait. Tek yetkili mal sahibi olarak burada yaşamanıza izin vermiyorum.

Mutfakta derin, uğultulu bir sessizlik oldu. Sadece duvardaki saat işliyordu. Nermin Hanımın nefesi ağırlaştı, bakışlarıyla oğluyla gelinini sırayla taradı.

Murat dedi boğuk bir sesle. Doğru mu bunlar? Bana anlatmamıştın

Anne, detaya girmedim, mırıldandı Murat yüzünü silerek. Kimin üstüne olduğu ne fark eder dedim, aile sayılırız Gülsüm, çok sert davranıyorsun, evet hukuken senin, ama insanlık açısından? Annem şimdi ne yapsın? Kaderin evi dolu, bebek var, yer yok. Annem kız kardeşim uğruna evinden oldu. Sen vicdanlı ol, kalmasına izin ver.

Vicdan dediğin yerde, Nermin Hanım başını düşünmeliydi, dedi Gülsüm. Kendi elleriyle evi verip barınaksız kalmak, sonra gelip benim evimde hak iddia etmek mantıklı değil. Kadere her şey gitti, gayet iyi bir semte yerleştiler. Hakkaniyetli olan, Nermin Hanımın kimin yanında yaşayacağına kendi verdiği kararla karar vermesidir. Neden benim huzurumdan, kendi rahatınızdan faydalanmak zorundayım?

Çünkü Kaderin işi yok, kocası ancak masrafları çıkarıyor, evlerinde yer yok! Siz ise çalışıyorsunuz, arabanız var, yurtdışlarına bile gidiyorsunuz! Bir anneye bir köşe çok mu? Yazıklar olsun!

Yazık değil, dedi Gülsüm. Ama kendi deyişinizle, herkes kendi seçiminin sonuçlarını yaşar. Seçiminiz Kader ise, onunla yaşayın.

Oraya gidemem! kayınvalide çığlığı bastı, yüzü kızardı. Sabaha kadar bebek ağlıyor, dinlenmem gerek! Oğluma geldim! Murat, bir laf etsene! Erkek gibi davran, karını hizaya sok!

Murat, saçını başını yolup küçücük mutfakta dönüp durdu. Bir yanda onu yıllardır idare eden annesi, bir yanda net sınırlar çizen karısı.

Gülsüm, yalvarırım, dedi ancak sesi kısık ve çaresizdi. Elini uzattı ama Gülsüm uzaklaştı. Anne bir ay kalsın, çıkış yolu buluruz. Belki Kader yeni ev bulur, anneme oda tutarız. Şimdi gecenin bir vakti ne yapacağız yok mu diyorsun?

Gülsüm, kocasına baktı; içinde, ona duyduğu saygı yavaş yavaş ölüyor gibiydi. Uyuşmazlıktan kaçmak için, kendi sınırlarını, evini feda eden bir adam… Her şeyden haberi varmış ve karısının karşısına çıkar çıkmaz karar vermişti.

Bugün bir ay, yarın on yıl olur, dedi soğukkanlılıkla. Ortak daire istemiyorum. Nermin Hanım, lütfen telefonunuzu çıkarın.

Kayınvalide şaşkınca baktı.

Neden ki?

Kaderi arayın. Planlar değişti deyin, şimdi ona gidiyorsunuz valizlerinizle birlikte.

Gitmem! Onlara dokunmayacağım, ben sizde kalacağım demiştim, aile bütünlüğü bozulmasın!

Biz de aileyiz, dedi Gülsüm. En azından öyleydik. Murat, eğer annen aramazsa, sen arayacaksın. Bir minibüs taksi çağırıp bütün çantaları Kaderin adresine nakledeceksin.

Nermin Hanım taktik değiştirmeye çalıştı, elini göğsüne koydu, ağır ağır sandalyeye çökerken, hıçkırıklar arasında:

Ay… Fenalaştım Tansiyonum fırladı Ambulans çağırın Beni öldürdünüz…

Murat, bembeyaz kesilmiş, bardakla su getirmeye koştu. Gülsüm ise kıpırdamadı. Bu tiyatroyu iyi biliyordu. Kayınvalidesi sapasağlamdı, düzenli check-uplardan yıldızlı pekiyi alırdı.

Gerçekten kötüyseniz hemen 112yi arıyorum, dedi soğukkanlılıkla. Ekip gelip tansiyonunuzu ölçer ve hastaneye yatırır. Valizleriniz sabaha kadar burada kalır, Murat da yarın Kadere götürür. Tercihiniz: Ya şimdi Kaderi arayıp gidiyorsunuz, ya da ambulans geliyor. Burada kalma seçeneğiniz yok.

Hastane lafından hemen toparlanan Nermin Hanım, istemeyerek de olsa telefona sarıldı, Sanki Kaderin horlayacağını umarak açtı hoparlörü.

Telefon açıldı, bebek sesiyle karışık sinirli bir kadın sesi yükseldi.

Alo! Anne, ne var yine ya? Dedim akşam arama, bebek uyutmaya çalışıyoruz, daha yeni sızdı

Kaderim, kızım, dedi annesi kederle. Çok kötüyüm. Muratın karısı beni eve almıyor, sokakta kalıyorum. Kızım kocana söyle gelip beni alsın, burada valizlerle olup kaldım…

Bir anlık sessizlikten sonra, bebek sesi daha gürleşti ve Kaderin sesi hiç şefkat barındırmadan konuştu.

Anne, delirdin mi? Nereye geleceğiz? Ev yerle bir, çocuk yatağı, dolap, beşik Nereye sığacaksın? Salonda mı yatacaksın? Sen hani Muratların üç odalı evi bomboş, orada kalacağım dedin?

Gülsüm almıyor! ağlamaya başladı annesi. Dedi ki, evi bana devrettin, ona gitmelisin

Boş ver o kadını, bana akıl veremez! diye bağırdı Kader. O Muratın sorunu, karını hizaya getirsin. Bizi karıştırma, zaten evde yer yok! Annem, Murat ne yapıyorsa yapsın. Tamam, kapatıyorum, vaktim yok!

Telefon kapandı. Nermin Hanım sönmüş ekrana bakakaldı, dudakları titredi. Kızı, uğruna evinden feragat ettiği o gözbebeği, onu tıpkı bir yük gibi azarlamıştı.

Gülsüm sahneyi sessizce izliyordu. Hiç acımadı. Herkes hak ettiğini yaşar.

Murat öylece, mutfakta kalakaldı. O başkasının sırtından herkesi memnun etme hayalini artık gömemeye başlamıştı.

O zaman dedi Gülsüm, sandalyeden kalktı. Oyun bitti. Murat, taksi çağır.

Gülsüm dedi Murat, acıyla. Nereye gideceğiz gece vakti Kaderin evi dolu, o da almıyor annemi.

Taksiyle annene iyi bir otel bul, birkaç günlük odasını kendi kartından öde. O süre içinde kiralık bir oda ya da apartman bulursunuz. Nermin Hanımın iyi bir emekli maaşı var, birlikte kirasını ödersiniz. Ama evimde huzurumu bozamazsınız.

Muratın yüzü soldu. Kiraya başlamak, otelde masraf demek; bugüne kadar bütün temel ihtiyaçları Gülsüm karşılamıştı.

Beni bir seçim önüne mi bırakıyorsun? dedi yumruklarını sıkarak. Annem mi, sen mi diyorsun?

Seçimini zaten yapmıştın, Murat, hem de arkamdan, dedi Gülsüm buz gibi. Güvenimi sarstın. Annene iyi bir oğul olmak isterken bana haksızlık ettin. Şimdi lütfen gereğini yap. Otelini ayarla, evini bul. Erkekliğini göster.

Ya annem giderse ben de giderim dersem? dedi Murat son ümidiyle, ayrılma tehdidini savurdu. Sevildiğini bildiğinden, Gülsümün pes edeceğini umuyordu.

Gülsüm kımıldamadı. Mutfak tezgahından anahtarları aldı, önüne bıraktı.

Spor çantan dolapta, eşyaların toplu. On dakikada hazırlanırsın. Annenle birlikte çıkabilirsin. Ben kimseyi zorla tutmam. Kendi sınırlarını bile koruyamayan bir adama ihtiyacım yok.

Muratın yüzü buruştu. Blöfün işe yaramadığını anladı. Karısının asla vazgeçmeyeceği ortadaydı. Gözünde; annesiyle otel, kira, çift masraf, eve dönüş hayalini suya düştü.

Nermin Hanım, oğlunun vazgeçtiğini görerek yaşlı adımlarla kalktı.

Onun önünde eğilme oğlum, dedi, gururlu değil, şimdi kırık bir sesle. Gidelim. Paramla öderim, senin parana gerek yok. Bu cadıdan uzağa

Murat panik halinde telefonundan taksi çağırmaya çalışırken, ellerinin titrediğini görüyordu.

Hemen geliyorum anne, hazırlan.

Gülsüm de sessizce onları takip etti. Nermin Hanım, içini çekip ayakkabısını giyerken, terliklerini torbaya tıkarken, Murat ceketini giymeye çekinirken, onları izledi. Eşyaları toplamadan Murat gitmedi, belli bir umudu kalmıştı: Annesini bırakıp gece geri dönecek, barışma şansı arayacaktı.

Oysa Gülsüm biliyordu; artık her şey değişmişti. Bugünkü kırgınlık, onarılmazdı.

Taksi geldi. Murat, balyaları sürüklerken kaçamak bir bakış daha attı, sonra kapıyı çekip çıktı.

Nermin Hanım, eşiğinde durdu ve önce gözleriyle, sonra uğursuzca fısıldadı:

Bumerang geri döner, Gülsümcüğüm. Bir gün sen de aynı yalnızlığı yaşarsın, bir bardak suyu bulamazsın.

Yaptıklarınızın bedelini daha şimdiden ödüyorsunuz, Nermin Hanım, dedi Gülsüm sakince, Dikkat edin merdivende, asansör yine arızalı.

Kapıyı çekip gittiler. Murat’ın gözleri dolu dolu, son bir defa baktı ve kapı kapandı.

Evin içinde derin bir sessizlik çöktü. Gülsüm, kapıyı iki kilit ve sürgüyle kapattı. Antrede, kayınvalidesinin çamurlu ayakkabısından kalan su birikintilerinin üstünü sildi. Sonra mutfağa dönüp soğuyan yemeğini ısıttı, tabağı önüne aldı. Yağmur cama hızla vururken, mutfağın camında kendi yansımasına baktı ve göğsünde hafifleyen bir huzur hissetti.

Evini korumuştu. Kendi huzurunu savunmuştu. Önünde zor günler ve belki de bir boşanma vardı, ama geleceğe dair korkusu kalmamıştı. Haklarına ve kendi emeğine yaslanan kimse, başkasının pötikare torbalarıyla sokakta kalmazdı.

Hayatını savunanın borcu olmaz.

Rate article
Lifequest
“Bir Oda Ayırın Bana” Dedi Kaynana, Ancak Gelinin Yasal ve Hazır Bir Cevabı Vardı