Hiçbir zaman kendi çocuğumu kıskanacağımı düşünmemiştim. Dile getirince bile kulağa tuhaf geliyor. Ama işin aslı bu.
Kızım Ela doğduğunda yirmi altı yaşındaydım. Gençtim, korkuyordum ama mutluydum da. Bütün dünyam onun etrafında dönmeye başladı. İşimi bıraktım, onu büyütmekle ilgilendim. Eşim şantiyede çalışıyordu, çoğu zaman evde olmuyordu. Evdeki her şey bendim; hem anne, hem baba, hem arkadaş.
Yıllar nasıl geçti anlamadım. Ela büyüdükçe onunla gurur duydum. Okul gösterileri için elbiseler alıyor, geceleri ders çalışırken yanında oturuyor, pazar günleri ona en sevdiği böreklerden yapıyordum. Hep onunla yaşıyor gibiydim. O zaman bunu hiç fark etmemişim.
Sonra genç kız olunca biraz uzaklaştı. Çocuklar böyle büyür işte, dedim kendi kendime. Ama içimde kocaman bir boşluk oluştu. Artık bana her şeyini anlatmıyordu. Onun bir dünyası vardı artık, benim merkezinde olmadığım.
Sonra lise mezuniyet balosu geldi çattı. Onu elbisesiyle merdivenden inerken gördüğümde öyle bir an nefesim kesildi. Çok güzeldi, kendine güveniyordu. Yanında bir delikanlı vardı, gözünün içi Elaya hayran bakıyordu. O an, sadece gurur duymadım; bir yandan da korktum, Kızımı kaybediyor muyum? diye.
Üniversite için başka bir şehre, İzmire gittiğinde ev büsbütün sessizleşti. Sabahları kalkıp hemen okula hazırlanan olmadı. Ne dağınık defterler, ne de kahkahası kaldı evde. Eşim bu sessizliğe alışmıştı, ama bana resmen ceza gibi geliyordu.
Onu her gün arar oldum. Ne yedin, nereye gittin, kimlerleydin? diye soruyordum. Ela da gitgide daha kapalı davranmaya başladı. Bazen telefonlarımı bile açmıyordu. O zaman içim acıyordu. Kendi kendime, Bunca yıl hayatımı ona adadım, şimdi bana vakit ayıramıyor mu? diyordum.
Bir gün hafta sonu eve döndü. Baktım, çok değişmiş: Daha özgüvenli, daha bireysel biri olmuştu. Heyecanla yeni planlarından, stajdan, hayallerinden bahsetti. Sevineceğim yerde, ona ne kadar zor olduğunu, dikkatli olması gerektiğini anlatıp durdum. Gözleri bir an karardı, çok iyi anladım o bakışı. O an, sevgimle onu boğduğumu ilk defa fark ettim.
O gece mutfakta yalnız kaldım ve ilk kez kendime Ben kimim, annelikten başka? diye sordum. Uzun süre yanıt bulamadım. O kadar Elanın hayatıyla yaşamışım ki, kendimi tamamen unutmuşum.
Hep iyi olduğum hesap işiyle ilgili bir muhasebe kursuna yazıldım. Yeniden başlamak için cesaretim yoktu halbuki. Sonra yarı zamanlı bir iş buldum. Yıllardır görüşmediğim arkadaşlarımla buluşmaya başladım. İlk adımlar zordu ama sonra nefes aldığımı hissettim.
Elayla ilişkimiz de değişti. Onu çocukmuş gibi sorgulayıp sıkmaktan vazgeçtim. Karşılık beklemeden yalnızca dinledim. O da bana daha çok güvenip anlatmaya başladı. Anladım ki, gerçek sevgi kimseyi yanınızda tutmaya çalışmak değil, ona özgürce uçması için kanat vermekmiş.
Tabii ki hâlâ özlüyorum Elayı. Odamda onun sesi, varlığı hep aklımda. Ama artık yaşamına kıskançlıkla bakmıyorum. Onun yol aldığını görmekten gurur duyuyorum. Temeli olmaktan mutluyum, yoluna taş koyan biri olmadığım için huzurluyum.
Şunu öğrendim; çocuklar bizim malımız değil. Onlar evimize misafir; bir müddet kalıp sonra kendi yollarına gidecekler. Bizim asıl görevimiz onları tutmak değil, gitmeye hazır hale getirmek.
Ve bir kadın, annelik rolüyle kaybolmamalı. Çünkü çocuklar büyüdüğünde, insanın kendisiyle kalabilmesi için sağlam durması gerek.



