Aile hayali kurduğumu sanıyorsan, yanılıyorsun. Eş istemiyorum. Özellikle senin gibi birini asla.

Birkaç yıl önce, arkadaşım Murat evlendi. Açıkçası, bu kadar uzun süre bekar kalmasına şaşırmamıştım; Murat otuz üç yaşındaydı. Her zaman kendi yolunda yürümüş, evlilik fikrine karşı durmuştu. Hafta sonu annesinin evine gitmek, haftalık alışveriş yapmak, aileyle vakit geçirmek gibi şeyler ona hep uzak gelmişti. Arkadaşları ve ailesi espri yaptıkça, Murat gülümseyerek aynı cümleyi tekrar ederdi:

Kendi evim var, düzenli işim var, daha ne isterim ki? Kendi başımın çaresine bakabiliyorum. Hem sadık bir dostum var köpeğim Karabas. Onunla huzurumuz yerinde, derdimiz yok. Kadınlar mı? Bugün var, yarın yoklar.

Ama, her şeyin bir sonu olur ya, sonunda o da yakalandı. Bir kadının ellerine düştü. Üstelik o kadın öyle sıradan biri değildi, akıllı ve ulaşılmaz görünüyordu. Bu da Muratın merakını ve isteğini katbekat artırdı. Kızın adı Gülçindi; bir kafede karşılaştılar ilk kez. Yirmi dokuz yaşındaydı, bir kez evlenip boşanmıştı, çocuğu yoktu.

Bir süre sonra bir kez daha buluştular. Gülçin bazen Muratın evinde kalmaya başladı. Sonra bir baktı ki, dolabına Gülçinin kıyafetleri bile asılmış. Farkına varmadan birlikte yaşamaya başlamışlardı. Günlerden bir gün, mutfakta oturmuş çay içerlerken, Gülçin sordu:

Murat, biliyor musun birkaç defa evlilikten söz ettin. Galiba, ben de razıyım bu işe.

Murat nasıl uğraşsa, başını zorlasa da böyle bir şey söylediğini hatırlayamadı. Ama itiraz etmek de istemedi. Vazgeçmeye kalktıysa da Gülçin konuyu hemen nişan, düğün hazırlıklarına çevirdi.

Murat bir gariplik olduğunu hissetti, ama artık çark edemedi. Eninde sonunda evlenmek zorunda kalacaktı. Gülçin de iyi bir seçenekti doğrusu. Böylece bir bekar daha eksildi.

Evlerinin ilk yılı masal gibiydi. Arada basit anlaşmazlıklar oluyordu: Gülçin, Muratın geç saatlerde eve gelmesini ya da sarhoş gelmesini hiç sevmezdi. Murat kızınca, Gülçin eski eşiyle arada bir konuşur, dertleşirdi. O da mevcut kocasındaki dertlerini anlatırdı. Muratı rahatsız eden buydu: eşi neden eski eşiyle hâlâ konuşuyordu?

Gülçin ise kendini şöyle savunurdu: İnsanlara daha nazik davranmalısın. Günlerden birinde Murat iş yerinde patronunun doğum gününü kutladı, tabii ki eve yine alkollü döndü. Yan odada uzanırken, karısının köpeğiyle konuşmalarını duydu:

Sen ne numaracı bir şeysin Karabaş! Gün boyu yaptığın tek şey yemek yemek, uyumak. Sahibin de pek farklı değil. Aslında, sen ondan akıllısın. Tek laf etmeden her şeyi anlıyorsun. Ama Murat? Hiçbir şeyi anlamak istemiyor. Nasıl yaşıyorsun onunla, aklım almıyor.

Murat kalkıp Gülçine dersini vermek isterdi, ama işler tuhaf bir hal aldı.

Yine sarhoş döndü eve… Sen de dayanamıyorsun değil mi bu kokuya? Her gün daha beter. Ben de bakamıyorum artık yüzüne. Keşke evlenmeseydim. İlk bakışta düzgün gelmişti ama meğerse tam bir serseriymiş. Eski kocam ondan bin kat iyiydi. O içki içmezdi, para kazanırdı. Niye ayrıldım ki ondan? Bir kere ya da iki kere beni aldattı, ama kim aldatmıyor ki? Onca hediye aldı, çok güzel gönül aldı benden. Hâlâ dönmem için yalvarıyor. Ne yapsam Karabaş? Her şey senin elinde. Bir işaret ver bana yeter.

Birden Murat odaya girdi. Karabaşı yanına çağırdı, Gülçine döndü ve dedi ki:

Sen sanıyorsan ki ben aile özlemiyle yanıp tutuşuyordum, aldanıyorsun. Evlilik bana göre değildi, hele senin gibi biriyle asla! Evime sen geldin, burayı sen bastın. Artık sana katlanamıyorum. Bir saatin var, toparlan, git. Eski kocan seni bekliyordur. Ya da kime gideceksen git! Bir de… Yarın adliyeye gidip boşanma için başvurabilirsin.

Gülçin gitmek yerine ağlamaya başladı, Muratı suçladı, özür diledi. Ama Murat kararlıydı, Gülçini kapı dışarı etti. Dışarıda bir taksi çağırdı Gülçin, bindi ve bilinmeyen bir yöne doğru kayboldu. Her şey bir rüya kadar yabancı ve tuhaf, İstanbul geceleri gibi sisli ve anlaşılmazdı.

Rate article
Lifequest
Aile hayali kurduğumu sanıyorsan, yanılıyorsun. Eş istemiyorum. Özellikle senin gibi birini asla.