Bu Olay Bir Türk Okulunda Yaşandı

Bu olay, 1986 yılında Anadolunun bir kasabasındaki devlet okulunda yaşanıyor. Olayın tanıkları ise, henüz sekiz yaşındaki çocuklar olduğu için, kimseye bir şey anlatmamış ve olay asla duyulmamış. Hatta aileler, olup biteni büyük ihtimalle duysalar da, öğretmene bir şey dememişler. Hiç kimse…

Ben ise bu olayı bizzat o öğretmenden dinledim. Yıllarca, yaptığı bir davranış nedeniyle yaşadığı vicdan azabı ve pişmanlık, peşini hiç bırakmamış. Olay gerçekten de üzücüydü, doğrusu tam olarak nasıl bakmam gerektiğini de bilmiyorum.

Sizlerin de düşüncelerini merak ediyorum…

O sene, üniversiteden yeni mezun olmuş, 22 yaşında genç bir sınıf öğretmeni Zonguldaka atanıyor. Kendisi de hâlâ genç kız; deneyimi yok, ama ilk kez bir sınıf alıp, hem meslekte hem de kişilik olarak ne kadar becerikli olduğunu göstermek istiyor.

Ve aslında, bunu da gayet başarılı yerine getiriyor. Özellikle ona, belirli bir seçmeden sonra kalmış öğrenciler verilen bir sınıf denk geliyor; hem başarıları hem de disiplinleriyle okul idaresini ve aileleri sevindiriyorlar. Büyük bir sıkıntı yaşanmıyor.

Yine de, 35 kişilik sınıfta, öğretmeni biraz zorlayacak birkaç öğrenci her zaman çıkar. Elif Hanımın – adını böyle koyalım – da birkaç zor öğrencisi var. Onlarla kısa sürede iyi ilişkiler kuruyor, ilgilerini çekip sınıf ve okul yaşamına katmayı başarıyor. Hepsiyle… bir hariç.

Sınıfta bir çocuk var: Tolga. Tolga, babasız büyüyen bir çocuk. Annesi ona pek vakit ayırmıyor; Karnı doydu ya, yeter, gözüyle bakıyor. Tolga da kendi başının çaresine bakmaya alışmış, çocuklarla da büyüklerle de iletişim kurmak istemiyor, doğrusu bilmiyor da.

Elif Hanım, Tolgayla yakınlık kurmak, onu kazanmak için çabalıyor ama nafile… Tolga, her şeyi kasıtlı olarak tersine çeviriyor. Bazen bütün ders boyunca masanın altına giriyor, diğer çocuklara suratlar yapıp güldürüyor. Küfürlü sözler söylüyor, üstelik bunu herkesin duyacağı şekilde bağırarak yapıyor. Arkadaşlarını ve özellikle kızları fena halde ağlatacak şekilde hakaret edip, laf atıyor. Okul bahçesinde sigara içiyor; bunu en büyük öğrenciler bile yapmaya cesaret edemiyor.

Bir yetişkin ya da öğrenci ona uyardığında ise, alaycı bir şekilde dikleniyor:

Eee, bana ne yapacaksın ki?

Ama yaptığı en kötü şey, tükürmek!

Sınıfta, Tolganın en az bir defa tükürmediği çocuk yok neredeyse. Bunu da açıkça keyif alarak yapıyor: Ağzını doldurup, sıradaki hedefine tükürüyor.

Pislik kelimesi bile az kalır.

Elif Hanım defalarca konuşuyor, nasihat ediyor, uyarıyor; hiçbir şey değişmiyor. Tolga inadına aynı şekilde devam ediyor.

Bir gün Elif Hanım, artık çaresizce Tolganın annesine gidiyor. Aslında ebeveynlerden çok az yardım ister, ama bu durumda başka çare kalmıyor.

Lütfen oğlunuzla konuşun. Bana kulak asmıyor. Tüm sınıfa tükürdü. Sırada ben varım sanırım.

Anne de yardım edeceğini söylüyor ve Tolgaya iyi bir dayak atıyor. Ertesi gün Tolga okula morluklar içinde ve gözlerinde nefretle geliyor.

Aynı gün, saldırı alanını genişletip, koridorda teneffüste tükürmeye başlıyor. Önce gizli gizli başkalarının kafasına, sonra da açıkça…

Sanki çocukların acı çekmesini izlemek ona zevk veriyor. Onların yüzlerindeki tiksinti ve çaresizliği görünce keyifle gülüyor. Neden liseli ablalarına tükürdüğünü anlamak ise zor: Güçsüz ve küçücük biri ama kendini kollama içgüdüsü hiç yok gibi.

Büyükler de birkaç kez Tolga’yı yakalayıp dövmüş, uyarıp salmışlar. O ise biraz uzaklaşıp, en ağır küfürleri savurmuş.

Yani velhasıl, Tolga ikinci sınıfın baş belası olmuş. Bütün maceralarının doruk noktası ise, bir coğrafya öğretmenine – herkesin sevdiği bir hocaya – yukarıdan tükürmesi oluyor. Merdivene çıkıp, alt kattakinin kafasına tükürürken öğretmeni büyük ihtimalle bir öğrenciyle karıştırıyor.

Öğretmen ne olduğunu fark etmese de, olayı gören onuncu sınıf öğrencileri hemen Tolgayı bulup, oldukça fena dövüyorlar; sağlık odasına götürülüyor.

Elif Hanım, bu işin sonu kötüye gidecek, yaşlı hemşire uyarıyor, bir şey yapmalısınız.

Ne yaptıysam fayda etmedi, diyor Elif Hanım, Uyarılara hiç tepki vermiyor, aksine daha beter oluyor.

Bazısı sadece kendi dilinden anlar, diye mırıldanıyor hemşire.

Yani, ona da mı tükürmemi istiyorsunuz? diye çıkışıyor Elif Hanım, bir an öz kontrolünü kaybederek.

Ne bileyim…

Bu konuşma öylece kalıyor ama Elif Hanımın aklına iyice yer ediyor.

Bir süre dayak yedikten sonra Tolga biraz sakinleşiyor, ancak az sonra her şey eskiye dönüyor.

Bir gün, sınıftaki bir kızın doğum günü oluyor. O kız çikolata getirmiş, herkesi ikram ediyor. Elif Hanım ve sınıf arkadaşları tebriklerini sunuyor. Tam o anda Tolga, doğum günü kızının yüzüne bir güzel tükürüyor! Kız ağlamaya başlıyor… Tolga ise memnun, yine gözleriyle Ne yapacaksın ki? diyor.

İşte Elif Hanım orada dayanamıyor…

Tolga’yı tahtaya çağırıyor.

Sessizce sınıfın kapısını içeriden kilitliyor. Ciddiyetle tüm sınıfa bakıp, şöyle diyor:

Tolga sizi en az bir kere tükürdüyse, ayağa kalksın.

Neredeyse hepsi kalkıyor.

Defalarca söyledik, çok iğrenç bir şey, ama Tolga bizi hiç anlamıyor. Bir de başka türlü deneyelim.

Çocuklar dikkatle öğretmenini izliyor, gözler dört bir yanda.

Size şimdi, adına hiç yakışmayacak bir davranış yapmanıza izin veriyorum. Kimse kibar biri böyle bir şey yapmaz, ama başka çaremiz kalmadı. Şimdi her biriniz sırayla Tolgaya bir kez tükürecek. Belki, ne kadar kötü olduğunu ancak böyle anlar.

Çocuklar, sessiz, yavaşça Tolga’nın yanına yaklaşıyor. Tolga kapıya koşuyor ama kapı kilitli. Arkadaşları onu lavabonun yanında köşeye sıkıştırıyor; bazıları göstere göstere tükürüyor, bazıları sembolik şekilde, belli ki rahatsız olup. Ama neredeyse herkes yapıyor: önce bir grup, sonra diğeri… Her şey son derece sessiz ve sistemli. Kimse gülmüyor, kimse bir şey demiyor.

Sınıfta yalnızca Tolga’nın hıçkırıkları duyuluyor.

Sonunda herkes yerine oturduğunda, Tolga’nın durumu içler acısı…

Açıklamaya gerek yok: Üzerine otuz kişi tükürmüş bir çocuğun nasıl görüneceğini hayal edin…

Tolga yere oturmuş, başını ellerinin arasına almış; gözyaşları yüzünden süzülüyor.

Elif Hanım tüm sınıfı tek tek süzüyor. Sınıfta derin bir sessizlik var.

Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz, ama ben çok utanıyorum. Kendimden de, Tolgadan da, sizden de.

Bütün çocuklar başlarını öne eğmiş…

Bugünü unutmayın, diye devam ediyor, Bir daha asla kimseye böyle hakaret etmeyin, ister sözle ister davranışla. Yoksa, sonucu gördünüz işte.

Kapıya gidip sonuna kadar açıyor. Tolga yarı eğilmiş bir halde dışarı fırlıyor…

Bu yaşananın bizim sırrımız olması gerektiğini söylemeyeceğim. Zaten bunu biliyorsunuz, diyerek sınıfa bakıyor Elif Hanım, Hepiniz çıkabilirsiniz.

Tolga o gün boyunca ortadan kayboluyor.

Ertesi gün de gelmiyor.

Elif Hanım, annesinin evine gidiyor. Annesi olan bitenden habersiz.

İyi değil, özür diler gibi anlatıyor annesi, Sürekli ağlıyor, okula gitmek istemiyor.

Onunla konuşayım, diyor Elif Hanım.

Anne içeri buyuruyor.

Elif Hanımı görünce, Tolga hemen yorganın altına giriyor.

Üzgünsün, biliyorum… diye başını okşuyor Elif Hanım, Şimdi korkuyorsun, herkesin sana güleceğini sanıyorsun.

Tolgadan ses yok…

Ama korkak değilsin, değil mi? Gülerler belki ama öldürmezler.

Yine sessizlik…

Başka bir sınıfa geçmek ister misin? Belki oradakiler tükürülmekten hoşlanır.

Tolga hemen yorganın altından fırlayıp, gözleri parlayarak:

Bir daha asla tükürmeyeceğim! diye bağırıyor ardından ekliyor: Lütfen sınıfımı değiştirmeyin…

Harika, diyor Elif Hanım. Arkadaşların merak etmişti, acaba hasta mısın diye.

Tolga başını öne eğiyor, bir şey demiyor.

Elif Hanım, onun saçlarını karıştırıyor:

Tamam, yarın görüşürüz!

Görüşürüz, sesi ince bir umutla çıkıyor.

Tolga sınıfa geri döndüğünde, kimse hiçbir şey olmamış gibi davranıyor…

O günden sonra bir daha kimse sınıfta tükürmüyor.

Üst sınıfa geçtiklerinde, tüm öğretmenler bu kadar uyumlu bir sınıf görmediklerini söylüyor.

Sanki tek yürek gibiler, diyor kimi.

Kesin, korkunç bir sırları var, diye şaka yapıyor bir diğeri.

Belki de Elif Hanım mezun ettikten sonra bir şeyler söylemek isterdi ama başka bir ile tayin olup bir daha okula dönmüyor.

Yıllar boyunca Elif Hanım bu olayın yükünü üzerinden atamıyor; defalarca düşünüyor, acaba çocukların psikolojisine zarar verdim mi diye korkuyor.

Bu hikâyeyi bana anlattığında, ona Tolga hakkında haber almaya çalışmasını ve rahatlamasını önerdim.

O da öyle yaptı.

Sonradan anlaşıldı ki, Tolga altıncı sınıftayken annesi emekli bir subay ile evleniyor. Üvey babası Tolganın askeri okula gitmesini öneriyor ve başvurularında destek oluyor.

Şimdi Tolga, yaklaşık kırk beş yaşında bir subay. Yıllar boyu sınıf arkadaşlarıyla iletişimini hiç koparmamış, hatta sıkça memleketine dönüyormuş.

Ve mezuniyet buluşmalarında kimse Tolganın dönüşümüne dair yaşananları hatırlamıyor, espriyle bile olsa… Belki de gerçekten unuttular…

Rate article
Lifequest
Bu Olay Bir Türk Okulunda Yaşandı