Mark senin hala çok genç. Ayrıca neden böyle bir yetimi başına almak istesin ki? Şimdi tüm değerli eşyalarını saklamakta fayda var, kim bilir onun kafasından neler geçiyor!

Elif, kapının eşiğinde durmuş, Markı sımsıkı tutuyordu. Gözlerinde korku belli, dizleri tir tir titriyordu.

Anne, bu benim arkadaşım Elif, dedi Mark, yine bir iş seyahatinden yeni dönmüştü.

İki haftadır evden uzaktaydı ve bu sefer yalnız dönmemişti. Mark ve ailesi, iki odalı mütevazı bir apartman dairesinde yaşıyordu. Geceleri Elif, Markın odasında kalıyor; Mark ise mutfakta yatıyordu.

Nereden buldun kızım bunu? diye sordu annesi. Şimdiki gençler hep parlak giysilerle, kaşlarında piercingle geziyorlar.

Anne, ben şanslıydım. Elifle aynı yurtta kaldım. O, bir yetiştirme yurdunda büyümüş.

Ertesi sabah, Markın ablası annesini ziyarete geldi.

Senin gençler nerede?

Nüfus müdürlüğüne gittiler, başvuru yapacaklarmış.

Mark hâlâ çok genç. Hem niye şimdi bir yurtta büyümüş kızı sırtına yük ediyor? Bence değerli eşyalarını iyi sakla, belli mi olur neler düşünür?

Ne diyorsun sen? diye annesi şiddetle karşı çıktı.

Ben de yurtta büyüdüm. Yani farklı mı oldum şimdi diğerlerinden? dedi Markın babası Elifi savunarak.

Bekle, bekle bakalım, huyu suyu ortaya çıkar elbet, diye ablası alay etti.

Elif hakkında böyle konuşmaya kalkma sakın! diye Markın babası sertçe çıkıştı.

Markın ailesi, çocuklarının kendi kararlarını alma hakkına sahip olduğuna inanıyordu.

Bu yüzden olaylara müdahale etmediler. Gençler önce aileyle beraber kalmaya, sonra da ayrı eve çıkmaya karar verdiler. Gerçek şu ki Elif ev işlerinde pek becerikli değildi. Kayınvalidesi bazen pes etmek istese de, kayınpederi hep Elifin arkasında durdu.

Bir gün Mark, Elifin üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okumak istediğini söyledi. Böylece ailede yalnız Mark çalışacaktı. Tabii kayınvalidesi bu fikre pek sıcak bakmadı. Ama karşı da çıkamadı. O da hayatın bir diploma olmadan zor olacağını biliyordu.

Bir süre sonra gençler daha küçük, kendilerine ait bir daireye taşındılar. Elif, yarı zamanlı Türkçe öğretmenliğine başladı.

Kayınvalidesi oğluna üzüldü, bir müddet tekrar yanlarında kalmalarını teklif etti. Fakat kayınpederi, oğlunun ve gelininin kendi kararlarına saygı gösterdi.

Bir gün, kayınvalidenin ablası iki tava getirerek geldi.

Bak sana ne getirdim. İstersen birini sana satarım, istersen çocuklarına verirsin. Artık herkes geçim sıkıntısı çekiyor, onların durumu daha da zor.

İnan bana çocuklarım gayet iyi idare ediyorlar. Elif hem okuyor, hem evi temiz tutuyor, yemek de yapıyor.

Kayınvalidesi, tavayı Elife hediye etti. Hemen ardından da nasıl kullanacağını anlattı: Sadece tahta kaşıkla karıştırmalıydı.

Bir hafta geçti. Kayınvalidesi gelinini ziyarete geldiğinde, Elif mutfakta ağlıyordu.

Köfteler yandı, diye hıçkıra hıçkıra döküldü Elif, Tavayı tel fırçayla temizledim. Oysa bu senin hediyendi.

Yeter kızım, sakin ol, dedi kayınvalidesi, sarılıp teselli etti.

Mark ikisini de yerde bulunca, bir an lafa girecek gibi oldu, sonra elleriyle onlar halleder dercesine işaret etti.

Aradan on sekiz yıl geçti. Elif artık bir okulda müdür yardımcısıydı. Bu zaman zarfında kayınvalidesi için gelin değil öz kız olmuştu. Ama kayınvalidesinin ablası ömrü boyunca onlara hep imrenmişti.

Bir insanın nerede büyüdüğü ne kadar önemli? Yeter ki yüreği güzel ve samimi olsun.

Rate article
Lifequest
Mark senin hala çok genç. Ayrıca neden böyle bir yetimi başına almak istesin ki? Şimdi tüm değerli eşyalarını saklamakta fayda var, kim bilir onun kafasından neler geçiyor!