– Nerelerdeydin sen? diye ters bir sesle sordu Selim, eşi eve girer girmez.
– İşteydim Selim.
– Bugün cumartesi ama!
– Ben cumartesileri de çalışıyorum biliyorsun.
– Çalışıyorsun da para nerede?
– Sen kendin çalışıyor musun peki?
– Konuşma bana hâlâ! dişlerinin arasından çıkardı bu kelimeleri ve tehditkar şekilde yaklaştı ona. Çabuk markete git! Evde yiyecek hiçbir şey kalmamış.
– Selim, elimizde sadece iki bin lira kaldı, maaşa daha bir hafta var. Sen de hiç değilse bir işe girseydin ya da arabayla taksi yapsaydın bari.
– Ben taksici miyim sana göre? Şükret benim evimde oturuyorsun, kapıyı açtı. Hadi, git bakalım markete!
***
Gözünden yaşlar süzüldü Zeynepin. İnsanın içi nasıl acıyor böyle! Sanki suçlu oymuş gibi. Dört yıldır evliler. Başlarda her şey fena değildi aslında. Hem kendi ailesi hem de Selimin ailesi para biriktirip onlara iki oda bir salon bir daire almışlardı. Sonra biraz daha para biriktirip bir araba aldılar; yerli, ucuz bir şey, ama sevinçten havalara uçmuşlardı. Her şey Selimin üstüne kaydedilmişti, evin reisi o ya. Zeynepin ailesi köydeydi ama onlar da üstlerine düşeni vermişti.
Selimin babasıyla ufak bir işi vardı. Büyük kazançları yoktu belki ama rahatça geçiniyorlardı. Fakat Selim kendini çok önemli sanmaya başladı, babasıyla da kavga edip işi batırdı, her şey gitti. Bir senedir hiç çalışmıyor, ne bekliyor belli değil.
Günden güne Zeynepe bağırmaya, hatta el kaldırmaya başladı. Zeynep haftada altı gün çalışsa da para yetmiyor, Selim her şeyden onu suçluyordu. Defalarca köye, ailesinin yanına dönmeyi düşündü ama orada iki kız kardeşi de yaşıyor ve bir de o çökecekmiş gibi hissediyordu.
***
Apartmandan çıkıp gözyaşlarını sildi; yakındaki markete değil, biraz uzaktakine gidecekti. Hem daha ucuz, hem de eve dönmek istemiyordu.
Bir marketin önünde lüks bir cip durdu ve hafif aksayan bir adam indi. Göz ucuyla onu gördü.
– Zeynep! diye mutlu bir ses duydu birden.
Hızla başını döndürdü:
– Murat!
İlkokuldan beri arkadaşıydı Murat. Çocukken sakat kalmış, ellerinde bacaklarında sıkıntı vardı. Hep hastanelerde geçti çocukluğu. Erkekler çoğu zaman dalga geçerdi ama Murat vazgeçmezdi, sınıfın ve hatta okulun en başarılısıydı. Her ameliyat sonrası biraz daha iyi olurdu. Birinci sınıfa neredeyse kucakta getirilmişti ama liseyi altın madalya ile bitirip mezun olunca yürüyebiliyordu ve neşesi yerindeydi.
Şimdi o lüks cipten inmişti, mutlulukla yaklaşmıştı.
– Zeynep, sen misin gerçekten? sesi neşeliydi fakat bir yandan da güven doluydu. Uzun zamandır seni göremedik. İki sene önce toplanmıştık, Elif haber verdiğini söylemişti, gelmedin.
– Evet, işler yoğundu, diye kekeledi Zeynep, ki Murat hemen anladı bir şey olduğunu.
– Markete mi gidiyorsun? diye sordu Murat, konuyu değiştirmek istercesine.
– Evet.
– Beraber gidelim! Ben de alışveriş yapacağım.
Murat, Zeynepi kolundan tutup markete çekti ama bu market Zeynepin parasının yetmeyeceği kadar pahalıydı. Zeynep bir an durakladı, Murat anladı meseleyi. Ona dikkatlice bakınca başka şeyleri de fark etti.
– Zeynep Bir şeyler demek istedi.
– Hayır Murat, ben bu markete giremeyeceğim. Kusura bakma.
Elini çekip kafasını eğdi, yanındaki uygun fiyatlı markete doğru yürüdü.
***
Zeynep marketten aldığı ürünleri, tek tek kuruşunu hesaplayarak aldı. Dışarı çıkınca Murat, arabasının yanında bekliyordu ve kararlı bir şekilde kolundan tuttu, ön koltuğun kapısını açıp emreder gibi dedi ki:
– Bin arabaya!
Zeynep hiç karşı gelmeden oturdu, Murat da yanına geçti.
– Anlat bakalım şimdi, ne oluyor?
Ve Zeynep çocuksu bir burun çekmeyle, bütün derdini döktü.
– Ayrıl ondan, olsun bitsin!
– Murat, nereye gideceğim? Her şeyin tapusu onun üstünde.
– Zeynep, ben bu şehrin en iyi avukatlarından biriyim. Ne tapusuna bakarız; yarısı senin. Telefonu çıkardı cebinden. Numarayı söyle bakayım.
Zeynep tereddütle numarasını söyledi, Murat hemen aradı, o da Zeynepin telefonunda çalmaya başladı.
– Bugün cumartesi. Pazartesi günü boşanma davası açıyoruz. Sonrasını bana bırak. Seni eve bırakayım, nerede oturuyorsun?
– Atatürk Caddesi, postanenin yanında.
– Ben de şu yeni yapılan apartmanda yaşıyorum, dedi ve yepyeni dokuz katlı binayı gösterdi.
***
Zeynepin evine vardılar. Murat inip kapısını açtı:
– Zeynep, kararını ver artık! Pazartesi seni mutlaka arayacağım. Hafta sonu bir şey olursa hemen beni ara.
– Murat, ben korkuyorum!
– Korkma, dedikten sonra gülümsedi.
***
Zeynep evinin kapısından girince Selim hemen girişte karşıladı:
– Kiminle gezdin arabada öyle?
– Sınıf arkadaşımı gördüm.
– Adam aç, sen dışarıda gezmişsin
Sonra birkaç ağır küfür duydu Zeynep ve bir yumruk.
Poşeti atıp öfke ve acıyla çıktığı gibi kapıdan fırladı, soluğu dışarıda aldı ve tam o sırada karşısına yine Murat çıktı.
– Arabaya bin!
Kapıyı açtı, Zeynepi oturttu ve araba hızla uzaklaştı.
***
Zeynep ancak Muratın üç odalı dairesine girdiklerinde kendine gelebildi.
– Murat, burası neresi?
– Benim evim, kimse sana burada zarar vermez. Ben burada yalnız yaşarım.
Tam o anda telefonu titredi ve Selimin öfkeli sesi yankılandı:
– Neredesin sen?
Sonra yine hakaretler. Murat telefonu Zeynepin elinden aldı ve son derece kararlı şekilde konuştu:
– Zeynep boşanma davası açıyor. Evin de onda kalacak.
– Neee? Sen de kimsin?
– Karışmaya devam edersen seni birkaç yıl misafir ederiz.
– Sen nesin ki? Kim oluyorsun?
– Biz gerekeni söyledik.
Murat telefonu kapatıp Zeynepe geri verdi. Zeynep hâlâ ağlıyordu.
– Tamam, Zeynep. Hadi toparla kendini, banyo yap, sonra yemek yeriz.
Zeynep banyodayken Murat çay koydu ve birilerini aradı.
***
Kısa bir çay faslından sonra Murat kararlı konuştu:
– Hadi, gidip işini çözelim Selimle!
– Hayır, korkuyla gözleri büyüdü. Ben korkuyorum
– Zeynep, gülümseyerek baktı. Bundan sonra ne dersen, öyle olur.
Apartmanın önünde bir polis arabası bekliyordu. İçinden bir komiser yardımcısı indi, selam verdi:
– Murat Bey, emrinizdeyiz.
Birbirlerine el sıkıp Zeynepi araca aldılar.
***
Birkaç dakika sonra Zeynepin kapısını çaldılar.
– Kim o yine? Selimin kibirli sesiyle kapıyı açtı.
– Selim Karaca siz misiniz? Polisin sesi sertti.
– Evet.
– Size bazı sorular sormam gerekiyor.
Selim pis pis Zeynepe bakıp
– Buyurun, dedi dişlerinin arasından.
Ev sahibi ve polis içeri geçti, salonda masaya oturup tutanak tuttular.
– Zeynep, hemen kimliğini ve birkaç parça eşyanı topla.
Muratın sesi sakindi ama Zeynepin içini başka bir huzur kaplamıştı. Uzun zamandır kendini sahipsiz ve savunmasız hissediyordu.
Ve bir anda karşısına ilkokuldan beri kocaman bir dostluğu olan birisi çıkmıştı. O zamanlar hep bütün kızlar yakışıklı prens hayali kurardı, beyaz atlı olmasa bile beyaz arabalı biri olurdu. Aksayan rahmete bakmazdı ama Zeynep biliyordu Muratın kalbini.
Belgelerini aldı Zeynep, niye olduğunu bile bilmeden Murata teslim etti. Murat ona mutlu gözlerle bakıp gülümsedi. Zeynep hemen eşyalarını toplamaya başladı. Ne yaptığını düşünmeden, geleceğiyle ilgili kaygı duymadan topluyordu; çünkü biliyordu ki artık kötüye gitmezdi. Murat onu asla yarı yolda bırakmazdı ve içinden yavaş yavaş o insanı mutluluğa götüren duygular kabarıyordu.
– Komiserim, işlemler tamam, dedi polis ayağa kalkarak.
– Tamam, bana bırak.
Polis koltuğuna oturdu:
– Bak Selim, pazartesi Zeynep boşanma davası açacak. Senin de başvurman gerekecek. Çocuğunuz yok, tek celsede biter. Her şey adil bölüşülecek.
– Eğer kabul etmezsem? Selim iğrenç bir sırıtış attı. Ayrıca her şey benim üstümde.
– O zaman Zeynep hem boşanma hem mal paylaşımı hem de şiddet davası açacak. Ben baronun başkanıyım, mahkemede en doğru karar çıkar gerekirse.
– O kadınla akşam yalnız görüşüp konuşacağım, istediklerimi yapacağım.
– Kim dedi ki eşi senle yalnız kalacak?
– Daha evliyim, karımla aynı evde kalmaya hakkım var.
– O zaman hemen seni polis nezaretine aldırırım, pazartesiye kadar karın da evde kalır. Uygun mu?
– Tamam ya, gitsin nereye isterse, biraz düşündü, pes etti Selim.
– Güzel. Pazartesi sabah seni alacağım, beraber müracaat edeceğiz.
***
Zeynepin telefonu çaldı, annesiydi. Boşandıktan sonra annesiyle arası biraz bozulmuştu; ailesi ayrılık istemezdi hiç, annesi babası yirmi beş yıldır kavgasız dövüşsüz yaşamışlardı.
– Anne! diye sevinçle açtı telefonu.
– Kızım, selam, annesinin sesi pek keyifsizdi.
– Ne oldu, anne? Niye bu kadar üzgünsün?
– Sen pek neşelisin! Galiba kocandan ayrıldığına sevindin.
– Anne, dürüst olacağım: Evet, sevindim.
– Bilemem artık, kendi hayatın.
– Anne, niye aradın?
– Buse de evlenmek istiyor.
– Kimle?
– Şehirde biriyle. O da şehirde yaşamak istiyor. Adamın evi barkı yok, sadece aşkı var. Onun ailesi de üç odalı evde, bir oğulları daha var. Nerede kalacak bizim Buse? Oturduk, hep beraber birikim yapıp ona bir oda bir salon ev alalım dedik, düğün de yapmayacağız. Ama kızın tadı kaçtı.
– Şimdi benim evde otursunlar, sonra bakarız.
– Zeynep, sen nerede kalacaksın?
– Anneciğim, Zeynepin sesi neşeyle çatladı Ben de evleniyorum!
– Daha yeni boşandın, hemen mi?
– Söz veriyorum, bu sefer ömür boyu! İsmi Murat. Onu aşkla, gerçekten seviyorum!




