Koca, akrabasını eve yerleştirdi. Eşi bir ay sabretti—ta ki onun sakladığı gerçeği öğrenene kadar

Günlük 14 Mayıs

Bugün tam altı buçukta eve geldi Yusuf. Aslında normalde sekizden önce uğramazdı, şaşırdım. Akşam yemeğinden sonra son tabakları yıkıyordum, kapının arkasında epey bir oyalanmasını duydum. Normalden uzun sürdü. İçimde bir his oluştu, bir tuhaflık vardı.

Nermin, diye seslendi koridordan. Sanki elinde çok kırılgan bir şey taşıyan biri gibi tedirgindi.

Ellerimi havluyla sildim, koridora çıktım. Yusuf’un yanında, ellisine yaklaşmış bir kadın duruyordu. Omzunda eski bir yol çantası, yanında kocaman bir bavul. Yusufun yüzünde ise bir işe girişmiş de sonucunun hayırlı olup olmayacağını tartamayan bir insan ifadesi.

Bu, Gülseren, dedi Yusuf. Kuzenim. Anlatmıştım ya.

Yanlış hatırlamıyorsam uzaktan bir keresinde, şöyle bir anlatmıştı. Eskişehirden mi gelmişti, Kütahyadan mı, tam aklımda değil. Aslında pek önemi de yok.

Birkaç hafta bizde kalacak, diye ekledi Yusuf. Pek zor durumu varmış orada.

Küçük bir süre, dedim içimden.

Merhaba Nermin, dedi Gülseren. Mahcup, sesi neredeyse fısıltı gibi. Kusura bakma böyle rahatsız ettiğim için. İnan, yük olmak istemem. Yemek yaparım, ortalığı toplarım, hiç rahatsızlık vermem.

Gülserene baktım, sonra Yusufa, tekrar ona. Başka ne denir ki? İnsan kapıda, elinde bavuluyla. Kimi sokağa bırakır ki?

Geç, dedim yalnızca. Ayakta kalma öyle.

Yusuf, öyle bir rahatladı ki, neredeyse içim acıdı. Her şey olup bitmiş, benim fikrim hiç alınmamış, işte bu kadar kolay.

Gülseren salona geçti, usulca etrafına bakındı, eşyalarını bir köşeye koydu.

Çok güzel eviniz, dedi. Süs olsun diye değil, sadece içinden geldiği gibi.

O bavula bakarken zor durum denen şey tam olarak neye denir, diye düşünüyordum. Çünkü bu söz öyle geniş ki, altında her şey olabilir.

Gülseren hakikaten hiç belli bile olmadı. Sabahın erken saatinde kalkardı, kedi kadar sessiz. Ben uyanmadan mutfağa iner, çayını içer, bardağını yıkar, mutfağı tertemiz bırakırdı. Hiç bir şeyi ortada tutmaz, banyoyu uzun uzun işgal etmez. Arada yemek de yapardı, izinsiz ama iddiasız: Sadece bir tencere çorba bırakır, ortalıktan kaybolurdu. Çorbası güzeldi, hatta benden daha iyi yaptığı bile oldu.

Bu da beni hafiften rahatsız etti.

Gerçekten de. İnsan huysuzluk etse mesele olur, konuşursun, çözersin. Fakat her şey düzgünken, sessizken, ortada bir gariplik var ve bulamıyorsun. Görünmeyen bir kıymık gibi; acıtmıyor, ama hep orada.

Bir hafta geçti. Ardından bir ay.

Yusuf rahatladı, şen şakrak geziniyor, Bak ne güzel idare ettik, diyordu. Ben de başımı sallıyordum. Gerçekten, idare ettik.

Bir tek Gülserenin sürekli telefonda fısıltıyla konuşması garibime gitmişti.

Salona kapalı kapının önünden geçerken, hızlı ve telaşlı, tanımadığım bir tonda konuştuğunu duydum bir gece. Sözleri seçemedim, sadece endişeli bir aceleyle konuşuyordu. O an, hava durumu ya da tarif konuşmuyor, anladım. Kısa bir süre dinledim, sonra yoluma devam ettim. Ama içimde bir sıkıntı kaldı. Sanki evde gaz sızmış da, kokusu hâlâ çıkmamış gibi.

Bir de kapı zili çaldığında Gülserenin donup kalması tuhaftı. Kuryeymiş, komşuymuş, postacıymış; kim olursa olsun, gözleriyle kapıya kitlenip, iyi mi kötü mü ne geleceğini bilmeden, korkuyla beklerdi.

Bunların hiçbiriyle ilgili konuşmadım.

Bir gün cesaretimi toparladım:

Gülseren, nasılsın? Her şey yoluna giriyor mu? dedim çekinerek.

Yavaş yavaş, diye cevapladı, gülümseyerek. Sakin, ölçülü. Merak etme Nermin. Biraz daha kaldı, yakında giderim.

Biraz daha. Neyin şartıysa artık…

Gözleri ardından düşüncelerim birbirine girdi. Burada bir şeyler gizli, hem de tam ortada. Ama ne, bilmiyorum.

Cevabım yoktu. Sonra o gece geldi. Su içmek için mutfağa kalktım. Salonun kapısı aralıktı. Sessiz bir gece, Gülserenin sesi netçe duyuluyordu.

Şu an onların yanında kalıyorum. Hiçbir şey bilmiyorlar.

Elimde şişeyle donup kaldım.

Hiçbir şey bilmiyorlar.

Yatıp tavana bakarken, Yusuf derin uykudaydı. Ne dedim, ne sorabilirim bilemedim. Önce anlamam gerek diye düşündüm.

Ve anlamam ise cumartesi günü, öğlen vakti geldi.

Kapı çaldı. Gayet sıradan bir zil. Açtım.

Kırklı yaşlarda, takım elbiseli bir kadın ve arkasında daha genç, sessiz bir adam.

Merhaba. Gülseren Hanımı görmek istiyoruz. Bu adreste kaldığını biliyoruz.

Sırtımdan soğuk bir dalga geçti.

Siz kimsiniz? dedim.

Borç takip firmasıyız, dedi kadın kısaca, özür dilemeden. Alışmış belli.

Kadına, dosyasına, arkasındaki adama ve borç takip sözcüğüne bakakaldım. Evde istemediğin bir misafir gibi havada asılı kalıyor.

Bir dakika, dedim. Kapıyı kapadım.

Gülseren salondan çıkıp geldi, elinde telefonu ve sanki hep bu anı beklemiş gibi korkulu bir yüzle.

Benim için mi geldiler? dedi sessizce.

Hiçbir şey demedim.

Nermin, açıklayabilirim, dedi hemen.

Önce onlarla konuş, dedim ve kenara çekildim.

O an Yusuf şehir dışındaydı. Telefonunu aradım.

Yusuf, hemen gelmelisin. Konuşmamız gerek.

Hayırdır, bir şey mi oldu?

Sadece gel.

Ev sessizleşti. Konuklar gitti, Gülseren ortadan kayboldu.

Masada otururken düşündüm: Zor durum yalnızca geniş değil, aynı zamanda başka bir hayat. Artık bir buçuk ay oldu, o zor durum bizim evde. Ben ise hep başımı salladım ve tuhaf bir sabır gösterdim.

Hayır. Artık yeter.

Yusuf üç saat sonra geldi. Kapıdan bir girdi, yüzüme baktı ve her şeyi anladı.

Hayırdır? diye sordu açıkça, sesinde telaş vardı.

Gel, dedim. Gülseren de gelsin.

Gülseren salon köşesinde oturuyordu. Duruşu dimdik, korkulu birine benziyordu. Ellerini kucağında kenetlemişti.

Yusuf koltuğa geçti.

Biri bana bir açıklama yapacak mı? dedi.

Gülseren, bugün kimler geldi, Yusufa anlat, dedim duru bir sesle.

Gülseren kafasını kaldırmadan konuştu.

Takipçiler, dedi. Borç takip firması.

Yusuf üç saniye kadar ne dediğini kavrayamadı.

Neyin borcu? dedi.

Büyük bir borcum var, dedi Gülseren. İki sene önce kredi çektim. İşler yolunda gider sandım, olmadı. Sonra yeni krediyle kapatmaya çalıştım, o da olmadı. Sonuçta evsiz ve borçlu kaldım.

Sesinin tonu, çok yorgun.

O yüzden kaçıyordum. Onlardan.

Yusuf’un yüz ifadesi yer kaymasına uğramış gibiydi.

Gülseren, dedi. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?

Biliyorum.

Adresimizi kullandın, bize sormadan.

Farkındayım.

Nermin, benim haberim yoktu, dedi Yusuf. Gerçekten yoktu.

Biliyorum, dedim.

Gülseren sessiz kaldı. Masadaki bardağa takıldı gözleriyle.

Gülseren, şunu anlamanı istiyorum, dedim. Yardım etmek başka, bunu gizli yaşamak başka. Destek olurduk belki. Bilseydik. Ama evimizde yalan istemem.

Gülseren bana baktı.

Haklısın, dedi. Biliyorum. Çok korktum. Gidecek yerim yoktu. Kızımın evi küçük. Arkadaşımda tadilat var. Yusuf hep Bir şey olursa gel, derdi. Ben de…

Bavulunla geldin, devam ettim. Hem de borcunla.

Yusuf yere bakıyordu, sonra sordu:

Gülseren, borcun ne kadar?

Çok, dedi. Durdu. Sekiz yüz bin lira. Faizlerle daha da fazlası.

Yusuf içini çekti.

Bak, sana bu parayı veremem. O kadarımız yok.

Ben istemiyorum zaten, dedi hemen Gülseren. Zaten para için gelmedim. Sadece biraz zaman istedim. Bulamazlar diye düşündüm, ama…

Artık buldular, dedim yavaşça. Bugün kapımızdaydılar.

Bir sessizlik oldu.

Gülseren gözlerini kapattı.

Evet, biliyorum.

Biraz zaman kazanmak çözüm değil, dedim. Bunları bekleterek bir yere varılmaz, çözmek gerekir.

Nasıl, bilmiyorum.

Ben biliyorum, dedim.

Yusuf şaşkınlıkla baktı.

Bak Gülseren, ben hukukçu değilim. Ama apartmandan Sema abla üç sene önce aynı durumdaydı. Borcunu yapılandırdı. Çocuklarının desteğiyle üstesinden geldi. Onun numarasını verebilirim. Bir de, işin yok dedin ya?

Yok, dedi usulca.

Bir arkadaşımın butik dükkânı var, yarım gün satış elemanı arıyor. Çok para değil ama resmi çalışma mahkeme için de iyi. Bir de şu yakında bir oda gördüm, geçen hafta kiralık ilanı vardı. Yaşlı bir teyzenin yanında, çok ucuz ve rahat görünüyor.

Gülseren bana baktı, yüzünde sabahın ilk aydınlığı gibi hafif bir değişim vardı.

Bunca şeyden sonra neden yardım ediyorsun? diye sordu.

Çünkü zor durumdasın, dedim açıkça. Çünkü Yusufun kardeşisin.

Yusuf gözlerini kaçırmadan bakıyordu. Sonra içi titreyerek, sessizce:

Teşekkürler Nermin, dedi.

Cevap vermedim. Mutfakta çay koymaya gittim.

Çünkü bu tarz anlardan sonra bir demlik çay her zaman iyi gelir. Bunu iyi biliyorum.

Gülseren dört gün sonra taşındı.

Önce Sema ablayı aradı, görüştüler. Sonra arkadaşımdan iş için olumlu haber geldi; kabul etti, bir haftalık deneme süresine başladı. Yakındaki odanın sahibi yaşlı bir hanım, gayet sevecenmiş. Rahat bir ortam, ona göre.

Tüm süreç üç gün sürdü. Dördüncü gün, bavulunu topladı.

Koridorda vedalaşırken gereğinden fazla durdu. Sanki başka bir şey daha söylemek ister gibi.

Nermin, nasıl… dedi.

Hiç, sözünü kestim ve sarıldık.

Yusuf, Gülsereni taksiye kadar uğurladı. Ben koridorda öylece kaldım.

Bir ay sonra Gülserenden arama geldi. Kısa: İşe başladığını, ilk taksitini ödediğini, yeni odasının iyi olduğunu, ev sahibinin pazar günü börek yaptığını söyledi.

Gülümsedim.

Çok kısa, ama içimi ferahlatan bir görüşmeydi.

Rate article
Lifequest
Koca, akrabasını eve yerleştirdi. Eşi bir ay sabretti—ta ki onun sakladığı gerçeği öğrenene kadar