Bugün yaşadıklarım, akşam yemeğinin gölgeleri hâlâ içimde, bana hayatın ve kendime olan saygımın ne kadar kıymetli olduğunu gösterdi. Günlüğümde bu akşamı bir daha yaşayacağım, belki de biraz daha az acıyla. Belki de yalnızca daha net bir gözle
Karşımda oturan adam, masanın öte yanında, İstanbulun ünlü bir restoranında bana bakıyordu. Mekân öyle lüks ki garsonlar sessizce süzülüyor, menüde fiyat yok, çünkü soruyorsan henüz bu dünyaya gelmemişsin demektir. O ise, alışkanlıkla birkaç bin lira değerindeki bir şişe Şirazı hiç düşünmeden sipariş etti. Yılını veya markasını sormadı bile, sadece someliye kısaca göz kırptı para nedir, hesap nedir, umursamıyordu.
Mehmet Bey; elli yedi yaşında, saçlarında asaletle karışan gri, üzerinde mükemmel kesilmiş ceket, bileğinde sade ama pahalı saat. Sakin bir tonla konuşuyor, tavırları uzun yılların getirdiği kendinden eminlikle dolu. Klasik bir kendi kendine yükselen adam; sıfırdan başlamış, her şeyi kendisi inşa etmiş ve şimdi, arkasına bakmadan seçebileceğini sanıyor.
İlk yirmi dakikayla her şey gerçekten harikaydı. İşten, seyahatlerden, kitaplardan sohbet ettik. Kendi başarılarından gösterişli bir kibir olmadan bahsediyor, belli ki kendisiyle gururlu. Ben de pazarlama dünyasından hikâyeler anlattım, son projeyi hatırladım, bitmek bilmeyen online toplantılardan ve ekranlardan yorulduğumu söyledim.
Sonra arkasına yaslandı, ağır bir yudum aldı ve bir cümleyle içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim:
Biliyor musun, kendi yaşımda kadınlarla ciddi bir ilişki düşünmüyorum. Elli yaşındaki kadın artık yatırım değil, masraf oluyor. Bu biyoloji, kişisel bir durum değil.
Donup kaldım, kadehi dudağıma bile götüremedim.
Alınma, dedi.
Alınma mı? Gerçekten mi?
Nasıl burada oturuyoruz: Pembe gözlüklerle değil
Onunla tanışmamız aslında çok sıradandıbir arkadaşlık sitesinden. Ben o sitede yeni denecek kadar yeni, boşanmanın ardından, üstelik kendi isteğimle değil, arkadaşlarımın ısrarlarıyla kaydolmuştum. Kendini eve kapatmayı mı düşünüyorsun? Çık, insanlarla tanış, dene, dediler hep.
Profilinde selfie yok, camdan yansımalar yok. Dağ manzaraları, seyahatler Tanıtım kısmı kısa ve sade: İş sahibi, dağları severim, güzel şarap ve akıllı kadınlar ilgimi çeker. Önce sohbet arıyorum.
Ben elli bir yaşındayım. Otuz gibi görünmeye çalışmadım. Samimi, filtresiz fotoğraflar. Profilim açık: Boşandım, çocuklarım yetişkin, çalışıyorum, gezmeyi ve kitap okumayı seviyorum. Sponsor aramıyorum, kimsenin sırtına yük olmam.
Bir hafta kadar yazıştık. Sohbet nezaketli, canlı ve esprilialtı şüpheli çizgi olmadan. Sonra buluşmayı teklif etti. Büyük beklentiyle değil, sadece görmek istedim: Acaba elli yaşından sonra buluşmalar nasıl oluyormuş?
Akşam yemeği hak ettiği gibi başladı, masraf sözüyle bitti.
Restoranı kendi seçti; pahalı ve statü gösteren bir yer. Güzel ama abartısız bir elbiseyle geldim; gösterişli olmak istemedim, sırf etkilemek için yırtınmak bana göre değildi. O ayağa kalktı, elimi öptü, sandalyeyi çekti.
İlk yarım saat, oldukça düzgün, yetişkin bir adam diye düşündüm.
İşten konuştuk. O, iş anlaşmalarını, partnerlerini, ticari zorlukları anlattı. Ben kendi projemden bahsettim; zor bir dönemde başlatıp yürütebildiğim projeydi. Dikkatle dinledi, yerinde sorular sordu.
Sonra konu geçmişe geldi. Ben boşanmamı kısaca ve sakin şekilde anlattım; şikâyetsiz, suçluyu aramadan, sadece bir gerçek: Olmadı, normal ayrıldık.
Başını salladı:
Anlıyorum. Benim de iki evliliğim oldu. İlki gençlik ve dışarıdan gelen baskılarla. İkincisi ise sürekli şikayetlerden bunaldığımda.
Gülümsedim:
Şikayet herkesin hayatında vardır, ama mesele, ne kadar haklı olduğu.
Dudaklarının kenarıyla bir tebessüm:
İşte bu yüzden kadınlara artık farklı bakıyorum. Daha mantıklı
Her şey burada çöktü.
Elli yaştan sonra kadın masraf olur. Nasıl anlattı?
Bir yudum aldı, bana neredeyse felsefi bir bakışla ve kendi teorisini anlatmaya başladı:
Çok düşündüm bunu. Elli yaşından sonra kadın başka bir kategoriye giriyor. Artık çocuk doğurmuyor, kariyerini de zaten inşa etmiş. Arkasında eski eşler, yetişkin çocuklar, alışkanlıklar, kırgınlıklar, korkular İstediği istikrar, ama duygusal olarak sanki bir denge yok. Finansal güven istiyor, karşılığında ev ve rutin sunuyor.
Sessizce dinledim. İçimde buz gibi bir his usulca yükseliyordu.
Kendisini daha da rahat hissedince devam etti:
Genç kadın ise yatırım. Onunla gelecek kurabilirsin, enerjik, hayattan bezmemiş, geçmişin gölgesini taşımıyor. Rahat. Akran kadın Kusura bakma ama, bir bakıma çok yol yapmış araba almak gibi. Belki gider ama onarımı pahalıya patlayabilir.
Kadehi usulca masaya koydum.
Gerçekten ciddisin?
Omuz silkti:
Sadece dürüstüm. Çoğu erkek de böyle düşünüyor, ama söylemiyor. Ben ise açık konuşmayı severim.
Açıklık, karşındakine saygı demektir dedim. Beni muhasebeci gibi değerlendirdin, masraf kalemi olarak.
Kaşlarını kaldırdı, hafif gülümsedi:
Akıllı kadınsın. Bizim yaşımızda illüzyonlara gerek yok, gerçeklere bakmak lazım.
Çantamı aldım.
Neden kalkıp pahalı şarabı bitirmeden gittim?
Sessizce, ağır hareketler olmadan kalktım. Hesabı bölüştüm, kendi payımı masaya bıraktım.
Şaşırdı:
Nereye gidiyorsun? Seni kırmak istemedim, erkekçe düşündüm sadece.
Ona bir süre baktım ve dedim ki:
Komik olan şu; sen yatırımlardan, masraftan bahsediyorsun ama şöyle bir bakalım. Sen elli yedi yaşındasın. İki boşanma. Saçların gri. Muhtemelen tansiyon ilaçların var. Çocukların büyümüş, büyük kısmını yanında olmadan geçirmişsin çünkü iş kuruyordun. Genç bir kadın arıyorsun, çünkü aşık olmak değil, bir yaşıt kadının seni gerçek görmesini istemiyordun; yorulmuş, korkmuş ve başarı maskesi altında bomboş olduğunu fark etmesinden korkuyorsun.
Yüzü değişti.
Yanılıyorsun diye başladı.
Hayır, dedim. Sen yatırım değil, ayna arıyorsun; yaşını göstermeyen bir ayna, hayranlık duyan, sorgulamayan genç bir kadın.
Paltonu giydim.
Ve evet, sen de masraf oldun. Erkekler yaşlanınca asil olduklarına inanıyor, kadınlar ise sadece yaşlanmış oluyor.
Ve çıktım. Arkama bile bakmadan.
Bu akşamdan ne öğrendim?
Akşamın serinliğinde yürürken içimde öyle tuhaf bir huzur vardı. Ne öfke ne kırgınlık Sadece berraklık.
Şunu anladım; bu tip erkekler az değil. Elli yaş üstü birden gençlik, enerji ve hayranlık bekliyor. Kadınlardan standartlara uymasını istiyorlar, kendileri ise o standartları çoktan kaybetmişler.
Çoğu zaman aşk değil, yaşlanma ve ölüm korkusu konuşuyor. Zamanı inkâr etmek için çırpınıyorlar.
Bir şey daha öğrendim; yalnızlık ceza değil, seçim. Kendini satmak veya birinin masraf kaleminde yer almak zorunda değilsin. Bu bir seçim.
Sonrası
Bir hafta sonra yine o sitede profilini gördüm. Yazısını değiştirmiş: 28-38 yaş arasında bir kadın arıyorum. Oturmuş bir hayatım var, istikrar ve rahatlık sunabilirim.
Gülümseyip bu yazıyı yazdım. İntikam için değil, Acaba çok mu seçiciyim? Acaba standardımı düşürsem mi? Acaba bu son şans mı? diye kendini sorgulayan kadınlar için.
Hayır.
Biz ne masrafız, ne yatırım, ne de bir varlık. Biz kadınız. Canlı, karmaşık, tecrübemiz ve hikâyemizle. Eğer bir adam sizi bilanço gibi inceliyorsa, kalkın ve gidin. Şarabı bitirmeden. Hesap vermeden.
Son
O akşamdan üç ay sonra, başka bir adamla tanıştım. Benim yaşımdaki biri elli üç. Boşanmış, iki çocuk babası. Tarih öğretmeni. Zengin değil, ilk adamın standartlarında başarılı sayılmaz.
Ama bana bakarken gözlerinde hesap yok. İlgili, sıcak, istekli. Günüme dair sorular sorar, esprilerime güler, sinemada elimi tutar, saçımı öper.
Mutluyum. Çünkü o mükemmel olduğu için değil, onun yanında kendim olabiliyorum; kırışıklarım, geçmişim, şüphelerimle.
O da öyle. Sade maaşı, yorgunluğu, gri saçlarıyla. Canlı bir kalbiyle.
Ve bu, en pahalı şaraptan çok daha değerli.



