Melek artık 60 yaşına gelmişti. Emekli olma vakti gelmişti ama aceleyle davranmıyordu. O gün mesaisini bitirdi, iş kıyafetlerini çıkardı ve evine gitmek üzere hastaneden ayrıldı. Dışarıda sağanak yağmur yağıyordu ve yanında şemsiyesi yoktu. Kapüşonunu başına çekerek otobüs durağına yürüdü. Birdenbire bir bebek ağlaması duydu; birkaç günlük bir bebek, durağın bankında yalnız bırakılmıştı.
Melek hemen bebeği kucakladı, yatıştırmaya çalıştı. Küçük vücudu yağmurdan sırılsıklamdı. Hemen hastaneye geri koştu, çünkü bebek çok ıslanmıştı. Hemen bir çocuk doktoru çağırdı. Doktor, Bir erkek bebek. Yaklaşık iki haftalık. Sağlığı yerinde, neden bırakılmış anlayamıyorum. Daha çok sevgiyi, ilgi ve şefkati hak ediyor, dedi.
O gece Melek, hastanede nöbette kalmaya karar verdi; zaten gözüne uyku girmeyecekti. Tam o sırada polisler geldi ve ondan ifade almak istediler. Melek, her an bebeğin yanında kaldı kollarından hiç bırakmadı.
İki saat sonra, polis genç bir çifti getirdi. Genç kızın gözleri ağlamaktan şişmişti, yanındaki delikanlı ise bembeyazdı.
Kendi bebeğimiz olabilir, görmek istiyoruz, dedi genç kız titreyen sesiyle.
Hemen önlüklerini giyip çocuk servisine geçtiler. Genç kız, oğlunu görür görmez gözyaşlarına boğuldu. Yavrusuna sarıldı; sanki bir daha bırakmayacakmış gibi bırakmıyordu. Melek ne olduğunu bir türlü anlayamamıştı. Tam o sırada, bir polis ona durumu açıkladı:
Zeynep ve Kerem gizlice görüşüyorlardı, çünkü aileleri ilişkilerine karşıydı. Zeynepin ailesi bir şekilde tahammül ederken, Keremin annesi sürekli ortalığı karıştırıyordu. Bebek doğduğunda, belki annesi yumuşar, sevinir sandılar. Ama olmadı Kadıncağız inatla Zeynepin başkasından çocuğu olduğunu düşündü. Aslında bu tamamen yanlış. O akşam Keremin annesi, yeni anne-babaya sinemaya gitmelerini teklif etmiş. Onlar dışarıdayken, fırsat bu fırsat diyip bebeği hastanenin önüne bırakmış.
Hikaye böyle, dedi polis. Muhtemelen bu çocuk bir daha asla babaannesini görmeyecekMelek, Zeynepin titreyen ellerini avuçlarının arasına aldı. Hepimiz bazen korkarız, dedi usulca, ama sevgiyi böyle büyüteceksiniz. Anne ve baba, bebeklerine bakarken, bir an için odada sessiz bir huzur yayıldı; dışarıdaki yağmur hafifledi, camdan içeri yeni bir günün solgun ışığı süzüldü.
Polisler usulca odadan çıktı. Zeynep bebeğini kıyafetlerine sardı, gözlerinde hem endişe hem umut vardı. Kerem, Melekin gözlerine teşekkürle baktı. Siz olmasaydınız, belki oğlumuzu bir daha göremezdik, dedi.
Melek gülümsedi, yaşlı elleriyle Zeynepin yanağını okşadı. Benim en güzel nöbetimdi, yavrum, dedi. Her çocuk, şansa değil, sevgiye bırakılmalı. Siz varsanız, o da hep güvende.
O sırada hastanenin eski radyo hoparlörlerinden sevdiği bir melodi çalmaya başladı. Melek kapıdan çıkarken, ardında yeni bir ailenin sessiz, umut dolu başlangıcını bıraktı. Gözleri dolu dolu, için için dua ediyordu: Bu çocuk, hayatına denk gelen ilk fırtınayı atlatmıştı; bundan sonrası bolca sıcaklık, bolca sevgi ve bir anne şefkatiyle geçsin diye…
Ve yağmur dindi gökyüzünde kocaman bir gökkuşağı belirdi. Melek, hastanenin önünde başını kaldırıp gülümsedi. Emekliliğe dair tüm kararlarını bir kenara bıraktı; hayatın yeni bir başlangıcı olduğunu, sevginin asla yaşlanmadığını, içten bir huzurla bir kez daha anladı.




