Bir kar tanesi gibi yok oldular, eşim onları fırlattı.

Bu olay, geçen yazın sıcak bir cuma günü yaşandı. Eşim işteydi, ben de kızım ile birlikte pazara alışverişe gitmiştim.

Alışverişimizi tamamladıktan sonra yavaş yavaş evimize döndük.

Eve vardığımızda günlük işlerimizi yapmaya başladık, kızım ortalığı topluyordu, ben de yemek hazırlıyordum.

Birdenbire dışarıdan ani bir fren sesi geldi. Uzaktan akrabalarımız gelmişti. Kuzenim, eşi ve 15 yaşındaki kızları kapımızın önündeydi.

Hemen onları içeri davet ettim, hızlıca sofrayı hazırladım. Ne olduğunu sordum. Dün kuzenimin doğum günüymüş, kutlama bahanesiyle bize uğramak istemişler.

Böyle bir şeyi hiç beklememiştim tabii. Misafirler çaylarını içerken, eşimi arayıp durumu anlattım. Eşim, mangal yapmamızı önerdi, tam da buzlukta mangallık dana eti var dedi.

Yanlarına gittim, hazırlıksız yakalandığımı anlattım ve mangal teklifinde bulundum; etleri hemen marine ederim, bir iki saate hazır olur, eşim de tam işten dönmüş olur dedim.

Onlar başlarıyla onay verip oturma odasına geçtiler, kanepelere yayıldılar, televizyonu açıp izlemeye koyuldular.

Bu durumdan dolayı kafam karışmıştı doğrusu. Kuzenimin eşine yardım etmesini rica ettim, fakat eli ağrıyor dedi; kuzenim de yol yorgunuyum diyerek omzunu döndü, televizyona dalıp gitti.

Ben ise sessizce mutfağa dönüp eti doğramaya ve marinelemeye başladım. Sonunda kızımla birlikte her şeyi biz yaptık, sofrayı kurduk, ama misafirler bir kere olsun gelip yardım etmeyi teklif bile etmediler.

Eşim geldiğinde sakin bir şekilde olanları anlattım, çok şaşırdı, akrabalarımın saygısızlık ettiğini söyledi ve onları yemeğe çağırdı.

Akşam yemeğinde mezar sessizliği vardı, herkes sessizce yiyordu, kuzenimin eşi üç şiş birden alıp iştahla yemeye başladı. Eşim, bakışıyla durumdan hiç hoşlanmadığını belli etti.

Yemek bittikten sonra, belki biraz yardım ederler diye bulaşıkları yıkamak isteyip istemediklerini sordum, ama ne mümkün; kuzenim manikürüm bozulur dedi, kızı da ellerini yıkamak istemedi.

Ardından akrabalarımız, geç olduğu için gitmeyeceklerini; bende kalmak istediklerini, hatta eşimle birlikte yattığımız yatağı kullanmak istediklerini söylediler. Kuzenimin eşi, bel ağrısı için sert yatakta yatmalıymış.

O anda eşim sabrı taşmış olacak ki, yüksek sesle bağırmaya başladı:

Burası otel mi, ben garson muyum sizce? Hadi bakalım, çabuk toparlanın ve evinize gidin!

Donup kalmıştım. Hızla eşimi sakinleştirmeye çalıştım, ama akrabalarımız çoktan kapıdan fırlayıp arabalarına bindi ve gazı köklere eve döndüler…

Şimdi düşündüğümde, o günün sonunda yaşadıklarımıza hâlâ inanmakta zorluk çekiyorum. Herkes kendi evinin, kendi yemeğinin, kendi rahatının değerini bilmeliymiş meğerO gece, evin içinde garip bir sessizlik hâkimdi. Oturup bir süre bakıştık eşimle, kızım ise ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Sonunda birbirimize sarılıp bir kahkaha patlattık; yaşadığımız absürtlüğe gülmekten başka çaremiz yoktu. O anda evimizin sıcaklığının, misafirperverliğin aslında karşılıklı olduğunu hatırladım. Yaptığımız mangalın kokusu hâlâ perdelerdeydi; kızım da yanımıza gelip “Anne, iyi ki birlikteyiz,” dedi.

O an içimden bir huzur geçti. Böyle tuhaf akraba ziyaretleri belki de bize kendi ailemizin değerini tekrar öğretmek içindi. O gün birbirimize bir adım daha yaklaşmış, kendi sınırlarımızı çizmiş olduk. Kapımızı yine çalacak olan olur elbet; ama artık biliyorum, evimizin sıcaklığı ve huzuru, sadece hak edenlere ait.

Rate article
Lifequest
Bir kar tanesi gibi yok oldular, eşim onları fırlattı.