Kayınvalideme öyle bir hediye verdim ki, görünce anında fenalaştı! Her baktığında titremeye devam edecek bir armağan!

Kayınvalideme öyle bir hediye verdim ki, gözleri dolacak! Ne zaman o hediyeye baksa içini titreme saracak. Ama asla atamayacak, mutlaka saklayacak ve en görünen yere koyacak! İşte böyle olur bu işler. Kedinin ciğerden ağlaması misali! O aksi Kadriye Hanım yok mu! On beş senedir Cemle evliyiz, ağzından bir kez olsun tatlı kelime duymadım. Sert, soğuk kadın. Başkaları arada ağzından istemeyerek iyi laf sızdırır. Ama bu kadın sadece siyah gözleriyle insanı süzüp susuyor. Elimden geldiğince ziyaretine gitmemeye çalışıyorum; yılda bir kere beş dakika uğrayıp çıkıyorum, – diyordu Zeynep, çocukluk arkadaşı Özleme.

Özlem başıyla onaylayarak dinliyordu. Onun içi de kaynıyordu; kendi kayınvalidesi Şükran Hanımı o da pek sevmezdi aslında.

Cumartesi günleri, eskiden beri sürüp gelen bir geleneğe uygun olarak, üç çocukluk arkadaşı toplanıp küçük bir kız kıza gün yaparlardı.

Zeynep kuafördü, her buluşmada arkadaşlarının saçını başını yenilerdi. Bugün de kısa süreliğine uğramıştı, müşteri bekliyordu. Özlem ise aşçıydı ve her seferinde dağ gibi lezzet getirirdi; Zeynepin oğlu Kerem böyle derdi. Üçüncü arkadaşları ise Melikeydi, hemşireydi ve geçenlerde yeni bir yere tayin olmuştu. Nereye gittiğinden arkadaşları haberdar değildi, sormak istiyorlardı, lakin konu kayınvalidelere kayınca unutmuşlardı.

Hiç çekemiyorum şu kadını! Benim için kim ki! Olmasa daha iyi olurdu… diye devam etti Zeynep.

O sırada sessizce oturan Melike araya girdi, Zeynepin sözünü kesti:

Sonra ne olacak peki Zeynep, birden rahatlayacak mısın? alayla sordu.

Yani… herhalde, diye mırıldandı Zeynep ve sustu.

Bu sabahı düşündü. Hediyesini özenle hazırlayıp, paketlemişti. Yüzünde sinsi bir tebessüm. Kadriye Hanıma verdi. Kadın, tıpkı bir çocuk gibi, kutuyu hemen açmaya yeltendi. Ama Zeynep önceden uyarmıştı: Ben çıktıktan sonra aç! Zaten bütün hevesini ve doğum gününü gölgeye çeken plan işliyordu.

Siz bana yeni işyerimi soruyordunuz, Melike konuşmaya başlarken iki arkadaşı dikkat kesildi.

Özel bir polikliniğe mi geçtin yoksa? tahmin yürüttü Zeynep.

Artık parayı kürekle toplarsın! diye güldü Özlem.

Hayır, bir huzurevine başladım, dedi Melike sakince.

Bir anda ortam sessizleşti.

Neden? dedi şaşkınlıktan küçük dili tutulan Özlem.

Orası malum, son dönem hastaların olduğu yer… Üzmüyor mu seni? Para peki? dedi Zeynep, başını sallayarak.

Ne para sevdasıymış arkadaş! Zeynep, senin için tek kelime: Aptal dedi Melike hüzünle.

Kim? Kayınvalidem mi? alay etti Zeynep.

Sen aptalsın Zeynep. Çünkü yaptığın ve söylediğin şeyler kötü niyetli. Ben Kadriye Hanımı çok tanımam. Ama senden hiç iyi söz duymadığına mı takıldın? Ne zaman evde iki oda daha almak için paraya ihtiyacınız oldu, kim merkezdeki evini satıp kenarda köşe ev aldı? Senin kayınvaliden. Hiç söylenmeden, ikiletmeden yaptı bunu.

Ya küçük Kerem ağır hastayken, kim o muazzam profesör doktoru bularak çocuğu kurtardı, ha? O doktor, kadının eski arkadaşının oğluydu! Kerem bugün hayattaysa onun sayesinde. Ya geçen yılki mezuniyet gecesinde, o kaza nasıl unutulur? Hiçbir şey olmamıştı ama Cem bunu bilse affetmezdi. Yine Kadriye Hanım yetişti imdada: Zeynep benimleydi gece boyu dedi.

Sen yardım eden eli ısırıyorsun be Zeynep! Biz de sana gelirken, ben o turşuları, reçelleri, menemenleri Kadriye Hanım’ın hazırladığını biliyorum. Sen domates fidesini bile börekten ayırt edemezsin; hepsi kadının emeği! Bazı insanlar az konuşur, sevgisini işleriyle gösterir. Lafla peynir gemisi yürümez! patladı Melike.

Sağ ol canım dostum. Benim tarafımı tutarsın sanmıştım ama gördük. Bir de hakaret ettin! dedi Zeynep, kalkmaya yeltenerek.

Ama ona bir şey oluyordu. Az önce içini kemiren o sevinç, Melikenin sözleriyle huzursuz bir pişmanlığa dönüştü. Tam kapıyı çarpıp çıkacaktı.

Fakat içindeki o küçük çirkin kurt artık izin vermiyordu.

Özlem, ikiliyi izlerken beş kapuskalı börek yemiş ve hiç laf etmemişti. Ama artık Zeynepi desteklemiyordu.

O an, Zeynepin asıl ihtiyacı olan şey şikayet etmek değildi. Gerçekleri duymaktı.

Annem hayatta değil biliyorsunuz. Ben onsuz yaşıyorum, tam on beş yıldır, tıpkı senin gibi. Ama sen on beş yıldır hayattaki kayınvalidenden şikayet ediyorsun. Ben her gece annemin numarasını anımsarıp ağlıyorum, hatıralarına sarılıyorum. Keşke yanımda olsaydı. Senin ise hem annen hem kayınvaliden var. Niye böyle davranıyorsun? Onun yaşını, duygusunu önemsemiyorsun. Sen hep köylü diyorsun ya; peki Zeynep, saçlarımızı, topuzlarımızı her seferinde sen yapıyorsun, Allah razı olsun ama Kadriye Hanımın saçını hiç kestin mi, boyadın mı? devam etti Melike.

Zeynepte içi daraldı, nefes alamadı. Hiçbir zaman ona bir güzellik yapamadığını anladı.

Hiç yapmadım.

Ciddi misin? Zeynep, pes doğrusu. Bu hiç insanca değil. Ben kendi kayınvalidemi unutmam, güzel kadındır aslında. Boş verin benim laflarımı.

Kayınvalidemi hep ağırlarım; börek, kek, çörek, ne isterse. Çok sevinir, elleri küçük küçük, pamuk gibi olur, sıcacık. Özlem eski günleri düşünürken gözleri parladı.

İçindeki pişmanlık kurdu tamamen sessizliğe gömüldü. Artık ayağa kalkabildi. Ama hâlâ ruhu darmadağındı.

Gözlerinin önünde bu sabahki an canlandı. Kadriye Hanımın elleri O ise onlara kıskaç demişti; büyük, damarları belirgin, emektar eller. Çirkin bulduğu elleri Onun yüzüne ise “çürük patates” lakabı takmıştı. Kadın hakkında ne biliyordu ki?

Aslında onun hayatı hakkında hiçbir fikri olmamıştı. Pek de ilgilenmemişti.

Oysa Kadriye Hanım, her zorda yanlarındaydı. Kocası Cemin iki kardeşi, çocuk yaşta hastalanıp vefat etmişti. Önce kızlarını, sonra eşini hastalıktan kaybetmişti. Hayatta kalan tek oğlu Cemdi; en büyük mutluluğu oydu.

Zeynep, Cemi hâlâ ilk günkü gibi sevmeye devam ediyordu. Cemin o güzel huyları işte bu kadının emeğiyle şekillenmişti.

Sen oğlu gibi bir eşi, böyle bir anneyi küçümsemekle ne yapıyorsun be Zeynep? Ya işsiz, güçsüz, vurdumduymaz olsaydı oğlun? dedi iç sesi.

Birden Zeynep titredi.

Zeynep iyi misin? diye eğildi Melike.

İyiyim, iyiyim, dedi Zeynep, ağlamamak için kendini zor tutarak.

Konuyu değiştirmek istercesine fısıldadı:

Melike, işin nasıl gidiyor?

O insanların gözlerini hiç unutamam, kızlar. Çok acı çekiyorlar ama bakışlarında hep bir umut ve iyilik var. Hayata ve aileye dair ne çok şey duyuyorum. Bazısı ölüm döşeğinde Keşke annemi-babamı bir kez daha görebilseydim, diyor. Bir genç adam vardı, müthiş başarılıydı, annesini hiç ziyaret etmiyordu. Onun annesi burada kaldı, vefat edince diz üstü çöktü, Anne, lütfen dön! Her istediğini yapacağım, sadece birlikte olalım! diye ağladı.

Yaşlı bir baba, saçları dökülmüş kızına renkli tokalar getirirdi. O tokaları kutuya yerleştirip her gün ona umut aşılıyordu. Hastanemizdeki bir hemşire anlam verememişti başta, “ne gerek var” diye. Ama kız çocuğu, babasıyla, onun getirdiği tokalarla mutlu oluyordu. Kızcağız vefat edince, baba tüm tokaları çocuklara dağıttı ve Artık annesiyle birlikte, ben de bekleyeceğim, dedi. Demem o ki, insan elindekinin kıymetini hayattayken bilmeli! Yoksa sonra ne yapsan faydası yok… dedi Melike.

Özlem, tabakta börek kalmadığını fark etti, ama telaşa kapılmadı: Eve gidip yenilerini pişirirdi. Hemen kocasına Bu akşam aile toplanıyor, anneleri-babaları da çağır, tam kadro gelsinler, diye mesaj attı.

Ben gidiyorum kızlar! Acil aile toplantısı! Hoşça kalın! diyerek Özlem hızla ayrıldı.

Zeynep de ayağa kalktı, çantasını ararken yere düşürdü, içindekiler dağıldı. Melike sessizce yardım etti. Sonra ikisi de sessizce yollarına gitti.

Zeynepin akşamı yoğun planlarla doluydu ama içinden bir ses, Hayır, git Kadriye Hanıma, diyordu.

Telefonunu açmıyor Cem, ne diyeceğim ona acaba? Bu kadın onun annesi Eli ayağı titreyerek minibüse bindi.

Akşam olmuştu. Kadriye Hanımın küçük müstakil evi ışıl ışıl yanıyordu. Eskiden çok sinir olduğu, üzerinde papatyalar olan perdeler ve pencere kenarındaki sardunyalar şimdi Zeynepe çok sıcak ve güvenli geldi.

Özür dilemeliyim. Ne diyeceğim acaba? Ellerim boş, başka bir hediye alsam? Olmaz, zaman yok. Söz veririm yeni bir şey alacağım, o da üzülmüştür. Neyse, göreceğiz bakalım, diye düşünerek evin bahçesine doğru ilerledi.

Kapı açıktı; mutfak sofrasında büyük bir tabağa doldurulmuş mantı, soğuk ayran çorbası, kaşarlı krep… Cem oğluyla sohbet ederken Kerem iştahla anneannesinin sarmalarını yiyordu. Kadriye Hanım ise mavi elbisesiyle duvar kenarında duruyordu. İki komşusu ve yaşlı bir bey misafirleri olmuştu.

Bakın, ne güzel olmuş değil mi? diyerek Kadriye Hanım masada duran hediyeyi gösteriyordu.

Konuşmaya devam etti:

Bu Zeynep işte, Cemin karısı. Adeta bir prenses gibi. Bembeyaz, zarif, çok güzel. Gözlerine bakınca içim huzurla doluyor. Allahım ne güzel yaratmış! Artık Zeynep yanımda hep olacak, bak ressam onun güzel bir portresini yapmış. Gözlerim doldu görünce. Bundan iyisi olmazdı!

Zeynepin yüzü ateş gibi yandı. Çocukken babaannesinin bir vazosunu kırınca suçu kardeşi Kadire attığı zaman olduğu gibi mahcupdu.

Kayınvalidesine verdiği doğum günü hediyesi… Portreydi. Kendi portresi. Kadriye Hanımdan asla ona güzel söz duymadığını düşünürken, aslında kadının onu çok sevdiğini fark etti. Ve kendince sevmediğini, çekemediğini sandığı kayınvalidesinin onun portresine her gün sevgiyle bakacağını hiç düşünmemişti.

Zeynep o kadar güzel ki, ona bakmaya utanıyorum bazen. Ben beceriksiz, yaşlı, çirkinim, o ise pırıl pırıl! İki lafı bir araya getiremiyorum. Ama içimden sarılıp sarmalamak geliyor. Rabbim kızlarımı küçük yaşta aldı ya benden, yerine Zeynepi, oğlumun eşini verdi. Ceme de hep diyorum, bak karın yediğin içtiğin altın gibi!

Şimdi bununla yaşa bakalım! dedi Zeynepin içindeki pişmanlık kurdu ve bir daha da ortaya çıkmadı.

Zeynep ayağa kalktı, Cemin kulağına yaklaştı:

Tam işim vardı aslında Annem tekrar aradı mı? dedi fısıldayarak.
Sabah tebrik ettin ya, gel dedi Kadriye Hanım.

İşleri iptal ettim. Kadriye Hanım Ben size anne diyebilir miyim artık? Doğum gününüz kutlu olsun! dedi gözleri dolarak.

Gerçekten de içinden diz çöküp af dilemek geldi, Melikenin anlattığı hikâyedeki adam gibi Hakiki sevginin ve affetmenin önünde saygı duruşunda bulunmak istedi bir an.

Zeynep kızım! Hoş geldin, vaktini bana ayırdın, teşekkür ederim. Benim güzel kızım! dedi Kadriye Hanım, ona sevgiyle bakarak.

Yaşlı misafir de memnuniyetle gülümsedi.

Keyifli bir akşam, bol kahkahalı, bereketli bir masa ve sıcacık bir aile ortamı oluştu.

O an Zeynep düşündü: Bugün bir bayram, ben yaşıyorum, sağlıklıyım. Annem babam geliyor, sevgili eşim, oğlum, iyi bir kayınvalidem ve değerli dostlarım var. Aslında ben dünyanın en zengin kadınıymışım!

Haydi sofraya! diye seslendi Kadriye Hanım.
Ne güzel! Bayramdan sonra Güzellik Günü yapalım, isteyen varsa saçını başını yapayım! Herkese bir güzellik borcum olsun! dedi Zeynep gülümseyerek.

Ve o anda Zeynep anladı ki gerçek değer, en yakınında, eylemlerle gösterilen sevgide saklıydı. Hayatta şikâyet etmek kolay; elindekinin kıymetini bilmek ve lafla değil, kalpten sevmek gerek. Çünkü bir gün, farkında olmadan en çok değer verdiğimiz insanı da kaybedebiliriz. Bu yüzden, sevdiklerimizi incitmek yerine onlara sıkıca sarılmak ve her anın kıymetini bilmek gerekir.

Rate article
Lifequest
Kayınvalideme öyle bir hediye verdim ki, görünce anında fenalaştı! Her baktığında titremeye devam edecek bir armağan!