Sana elli oldu artık, kim ister seni, diye gülerdi eşi. Oysa Süheyla bunu test etmeye karar verdi.
Süheylanın kocası, Nedim Orhan Yıldırım, teorileri olan bir adamdı. Hem de öyle bir tane, iki tane değil, yirmiye yakın sağlam teorisi vardı. Gerçek menemen sadece domatesli olurdu mesela, kediler köpeklerden zekiydi, televizyonun sesi kırk ikiden fazla olmamalıydı, ne az ne fazla. Ama en büyük teorisi şuydu: Kadın ellisini geçince, bir erkeğe cazip gelmez.
Bunu bazen akademik bir ciddiyetle söylerdi:
Doğanın kanunu bu Süheyla, kişisel alma.
Bazen biraz felsefi bir tavırla:
Hayat bu, düzen değişmez.
Ama çoğunlukla, Süheyla yeni bir elbise giydiğinde ya da ruj sürdüğünde, ev haliyle nokta koyardı:
Elli oldun işte, kim ister seni.
Soru işareti yoktu sonunda. Net, tartışmasız.
Süheyla elli iki yaşındaydı. Bir inşaat firmasında muhasebecilik yapar, sabahları sporunu, akşamları kitap okumayı, pazarları da börek yapmayı ihmal etmezdi. Yaptığı börekleri Nedim afiyetle yer, fakat kimin yaptığına dair hiç düşünmezdi.
Yirmi altı yıl birlikte geçip gitmiş, Nedim göbek salmış, saçını kaybetmiş ve teorilerini pekiştirmişti. Süheyla ise Süheyla başka türden bir değişim içindeydi.
Onu ilk fark eden, en yakın arkadaşı Derya oldu.
Süheyla, dedi bir gün kahve içerlerken, gözlerinde o deli parıltı, sen güzel olduğunun farkında mısın hiç?
Hadi ordan, diye savuşturdu Süheyla, alıştığı şekilde.
Cidden diyorum bak, büsbütün güzel kadınsın. Hem bak, şunu yapalım: Bir arkadaşlık sitesine kayıt olalım, sırf eğlencesine!
Süheyla bardağını masaya bıraktı.
Tamamen delirdin mi?
Sadece bir profil hazırlar, güzel bir fotoğrafını koyarız. Ne olacağını görürüz.
Hiçbir şey olmaz, Derya. Elli yaşındayım ben. Kim ister ki?
Bunu söylerken kendi sesiyle şaşırdı; çünkü Nedimin sesiyle, kelimeleriyle konuşuyordu.
Derya kararlı, tatlı ısrarcı bir kadındı. İkna etmek için laf ebeliğine gerek görmezdi; yaptığı iş, reddetmeyi ayıp hissettirmekti. O akşam elinde dizüstü bilgisayarı, bir şişe şarap ve her şeyi planlamış edasıyla çıkageldi eve.
Şimdi şöyle, dedi kapıdan girerken şarabı masaya koyup, bir profil açıyoruz sana. Çabuk, güzel, tartışmaya açık kapı bırakmadan.
Ne profili be, Süheyla daha önlüğünü çıkarmadan söylendi.
Arkadaşlık sitesi işte. Söyledim ya.
Sen söyledin, ben de hayır dedim.
Sen kim ister ki dedin. Aynı şey değil.
Karşılıklı bakıştılar. Derya’nın bakışlarından kesin haklı olduğuna derinden inanan birinin sabrı akıyordu.
Derya, elli iki oldum ben
Farkındayım. Otuz senedir arkadaşım sensin.
Ee?
Eesi yok. Otur hadi.
Süheyla oturdu. Pes ettiği için değil; ayakları yılmıştı, gün uzun geçmişti. İşte rapor, sonra trafik Oturmak oturmaydı.
Hadi şu fotoğrafı ver, dedi Derya, bilgisayarı açarken.
Ne fotoğrafı?
Güzel bir fotoğraf işte. Yok mu öylelerinden?
Süheyla düşündü. Son çektirdiği resimler yılbaşı partisindendi: Kenarda, kadehli, bakışlar bir yana kaymış; çünkü Nedim o gece üç defa aramış, Dönmedin mi hâlâ? demişti.
Yılbaşından var bazı, ama
Göster bakayım.
Süheyla gösterdi. Derya uzun uzun baktı.
Güzelmiş, dedi. Hayatında sürekli kambur gezdiğin halde burada dimdik. Nasıl oluyor bu?
Fotoğrafta kimse bana bakmıyor ki, diye karşılık verdi Süheyla ve bu lafın ne anlama geldiğini kendi de tam anlamadı.
Derya bir an sustu, ona baktı ve şarabı açtı.
Uzun sürdü profili hazırlamak. Aslında yapan Derya’ydı, Süheyla ise her satır üzerinde itiraz ediyordu.
Tanışma amacı? Süheyla, yaz sohbet bence.
Kimseyle sohbet etmek istemiyorum.
Önemli değil, yaz.
Kendinizden bahsedin? Derya, ne diyeyim ben? Muhasebeciyim, börek yaparım, elliden sonra işi bitmiş kadınlara dair teorisi olan biriyle yaşıyorum mu yazayım?
Hayata aktif bakan, kitap okumayı ve gezmeyi seven yazalım.
Gezmiyorum ki ben.
Peki gezmek ister misin?
Süheyla düşündü.
Evet!
O zaman yalan değil!
O yılbaşı fotoğrafı seçildi. Süheyla bordo bir elbisede, saçlar toplanmış, bakışlarının içinde canlı bir ışık vardı. Nedim bu elbiseyi hiç görmemişti; çünkü o gece, Süheyla eve döndüğünde çoktan uyumuş oluyordu.
Tamamdır, dedi Derya, bilgisayarı kapatırken. Profil hazır.
Peki şimdi ne olacak?
Bekleyeceğiz.
Neyi?
Göreceksin.
Süheyla kendisine şarap koydu. Camdan dışarı baktı. Dışarıda sıradan bir akşam: Lamba, çıplak bir kavak dalı, başka bir şey yoktu. Nedim salonda televizyonun sesini tam kırk ikiye ayarlamıştı. Ekran kendi kendine mırıldanıyordu.
Eh, neyse, diye düşündü Süheyla. Profil de profil, zaten hiçbir şey değişmez.
Kadehini bitirdi, bulaşıkları toplamaya gitti.
Ertesi sabah profilden habersiz kalktı. İşe gitti, bütün günü üç aylık raporun başında geçirdi, öğle arası alt kattaki yemekhane çorbasını zorla yuttu, saat üçte pencereye dalmış pervazda güvercin sayıyordu.
Telefon çantada unutulmuştu.
Beşte bir ara çıkardı. Belki Nedimden bir şey gelmiştir diye. Ondan yoktu. Ama bir bildirimin üzerinde kırmızı bir daire vardı.
Dairede 11 yazıyordu.
On bir mesaj. Bir günde.
Süheyla telefona baktı. Telefon da ona baktı. Çantanıla tekrar bıraktı, üç dakika sonra yeniden çıkarıp açtı.
On bir.
Nasıl olsa spam dedi içinden.
Açtı. Spam değildi. On bir adam vardı fotoğraflı, isimli, gerçek mesaja yakın şeyler yazmışlar. Bazısı sadece Selam, profilini beğendim demişti. Bazısı daha uzun. Bir tanesi, Murat, elli dört yaşında, üç paragraf yazmıştı: kitaplardan, onun fotoğraftaki gözlerinden, gezmekten söz etmiş.
Süheyla yazıyı iki kere okudu.
Gezmeyi ben de yazmıştım, diye utandı hafifçe. Ama çok da değil.
Akşam Deryayı aradı.
On bir tane birden, dedi selam vermeden.
Şimdi mi?! Derya sevindi. Demiştim sana bak!
Birisi kitaplardan yazmış.
Hemen cevap ver.
Vermem.
Süheyla.
Ne Süheylası? Elli iki yaşındayım, evliyim ben.
Olsun, cevap ver.
Vermedi. Akşam bulaşıkları yıkarken üç paragraflık Muratı düşündü.
Deli misin sen? dedi kendine.
Ama sabah uygulamayı açtı yine. Kırmızı dairedeki sayı bu kez on bir değildi.
Yirmi sekiz.
Süheyla yatağın kenarına oturdu. Nedim hâlâ uyuyordu.
Yirmi sekiz adam bir gecede ona yazmıştı.
Korkarak, bir şey kıracakmış gibi dokundu. Mesela; Yusuf, kırk sekiz yaşında mühendis, kediyle çekilmiş komik bir fotoğraf. Kemal, elli altı, takım elbiseli, ciddi, Çok güzel bir bayansınız yazmış. Sonra da Hakan burada durdu kırk bir yaşında, arkasında dağlar, Selam. Kendinizi anlatır mısınız? yazmış.
Kırk bir. On bir yaş küçük.
Kapadı telefonu. Açtı tekrar.
İkinci günün akşamına doğru sayılar elliyi geçti.
Elli üç mesaj. Hatta bir sayarken elli dört oldu.
Mutfakta oturup çay içerken, mesajları markete ekmek almaya gidip hazine bulmuş gibi karıştırıyordu. Mesela Volkan, elli yaşında iş insanı, bir şiir göndermiş başkasının ama yine de hoş. Bir diğeri, Barış, Çok ilgimi çektiniz, tanışmak isterim demiş. O dağlı Hakan yine yazmış, çünkü cevap vermemişti, beklemiş ve nazikçe tekrar yazmış: Yoğunsanız sorun yok.
Süheyla uzun uzun baktı ekrana.
Nedim içeride televizyonla bir şeyler tartışıyordu. Televizyon karşılık veriyordu. Birbirleriyle iyi geçiniyorlardı.
Kim ister seni, diye hatırladı.
Elli dört kişi iki gün içinde. Bazısı yaşıtı, bazısı genç. Biri şiir yazmış, biri iki kere sormuş, gücendirmeden.
Nedim Orhan Yıldırımın teorisi gıcırdamaya başladı. Yavaşça, eski parke gibi. Ama bu gıcırtı derindi.
Süheyla çayını bitirdi, kupayı lavaboya koydu. Uzun süredir ilk kez mutfaktaki pencere camında yansımasına baktı; öylesine değil, dosdoğru.
Camda elli iki yaşında bir kadın vardı; yüzü dik, gözleri ışıklı. İki gün içinde elli dört yabancı adamdan mesaj alan biri.
Vay be diye fısıldadı Süheyla yansımaya.
Yansıda bir memnuniyet vardı.
Telefon komodinin üstündeydi.
Nedim gözlüğünü almak için elini uzattı, tam o sırada ekran parladı: bir bildirim.
Nedim umursamazca kaldırdı telefonu. Baktı. Kaşları çatıldı.
Bir daha baktı.
Ekranda: Hakan: Günaydın! Sizi düşündüm
Nedim ağırlaştı, yatağa oturdu. Sanki önemli bir şey duymuştu da ne olduğunu henüz kavrayamıyordu; iyi mi, kötü mü, belirsiz.
Süheyla, diye seslendi.
Süheyla mutfakta kahve yapıyordu. Duydu ama acele etmedi.
Süheyla!
Geliyorum.
Elinde fincan, sakince odaya girdi. Nedim telefonu sanki hareketli bir şeyi tutuyormuş gibi gösterdi.
Bu da ne böyle?
Süheyla ekrana baktı, sonra Nedime. Kahveden bir yudum aldı.
Bildirim, dedi.
Onu anladım. Bu Hakan kim?
Arkadaşlık sitesinden biri.
Uzunca bir sessizlik.
Ne arkadaşlık sitesi? Sen kayıt mı oldun oraya?
Oldum.
Neden?!
Süheyla fincanı komodine bıraktı, kocasına uzun uzun baktı; kızgın değil, tam bir merakla sanki cevabı belli bir bilmecede doğru şıkkı bulmak gibi.
Senin teorini test ediyordum, dedi.
Hangi teori?
Hani şu Elli yaşından sonra kadın kimseye cazip gelmez meselesi, hatırlıyor musun?
Nedimin ağzı açıldı, sonra kapandı. Tekrar telefona döndü üç yeni bildirim peş peşe gelmişti.
Kaç kişi şey
Elli dört, dedi Süheyla. İki gün sürdü.
Elli dört, Nedim tekrarladı, sanki sayı dar geliyormuş gibi.
Üstelik bazıları benden genç, Süheyla bardağı alıp mutfağa döndü.
Nedim Orhan Yıldırım odanın ortasında, telefon elinde öyle kaldı. Bir sabah daha, lamba sönmüş, kavak dalı çıplak, serçeler cıvıldıyordu. Her şey sıradandı. Sadece teori artık sökmüyordu.
Hiç.




