Kilit değiştirdiğim gün, sabah saat altıda kapı zili tam vaktinde çaldı.

O gün, yeni kilidimi değiştirdiğim sabahın tam altısında kapı zili çaldı. Erken kalkmıştım, kahve pişiriyordum, bir yandan eşime ekmek kızartıyordum. Mutfak hâlâ tost kokuyordu, telefonum şekerliğin hemen yanında yüzü aşağı dönük yatıyordu; sanki o da gelenlerin kim olduğunu görmek istemiyordu.

Şaşıp kapı dürbününden bakınca, kayınvalidem karşımda, iki büyük çantayla ve o meşhur yüz ifadesiyle bekliyordu evet, bildiğin, hayra alamet değil bu dedirten cinsten. Yanında da eşimin kız kardeşi, ellerini çaprazlamış, ağzı büzülmüş Tipik sen zaten suçlusun bakışı atıyor. Kapıyı açtım ama öyle canım çektiği gibi genişçe değil.

Ne erken geldiniz, dedim hafifçe.
Aile meseleleri için erken olmaz, dedi kayınvalidem. Davet bile beklemeden içeri daldı.

Koridordaki ışık hâlâ geceden yanıyordu; sarımsı loşluk eski ayakkabılığın üstüne vuruyordu. O anda terliklerimin gıcırdadığı bile gerildi, sanki evim de benim gibi kasılmıştı.

Eşim uykulu bir şekilde yatak odasından çıktı; üzerinde bir tişört, pantolonu da buruş buruş. Annesine baktı, sonra bana; niye geldiklerini anladığını anladım. İşte o an, göğsüm sıkıştı.

Sakin konuşacağız, dedi eşim.
Sakin… İnsanlar sakin olalım diyorsa, kesin bir şey almaya çalışıyorlardır.

Mutfakta oturduk. Kayınvalidemin çay kaşığı, sinirli sinirli bardağında takırdadı. Kendi gayet özgüvenli görünüyordu, ama ben anladım. Eşimin ablası oturmadı; buzdolabının yanında dikilip bana evin misafiriymişim gibi bakmaya başladı.

Bizce artık meseleleri çözmenin vakti geldi, dedi kayınvalidem. Bu ev neticede ailenin evi

Eşime baktım.

Ailenin, çünkü beş yıl boyunca seninle birlikte taksitleri ben ödedim. Bu sayılmaz mı?
Eşim derin bir nefes aldı, saçını düzeltti.

Senin katkını kimse inkâr etmiyor, dedi.

O katkı kelimesi bana tokat gibi geldi. Ben katkı filan yapmadım. Kredi çektim, harcamalarımı kısıtladım, hafta sonu çalıştım; bir kış, cam kırıldığı için naylonla yaşadım sırf taksit ödenmeli diye.

Demek bu, katkı mı oluyor? Dedim hafif sinirli.

Kayınvalidem fincanı hafifçe masaya tık diye bıraktı.
Sesini yükseltme. Eğer benim oğlum olmasaydı, başını sokacak yer bulamazdın.

Sessizlik oldu. Ağır, soğuk bir sessizlik; eski buzdolabı bile daha fazla uğuldamaya başladı. Yan dairede su sesi duyuldu. Sıradan bir sabah… Ama mutfağımda benim yerim tartışılıyordu.

Sonra öyle bir şey dedi ki, hayatta unutamam.

En doğrusuna, ev ailede kalmalı. Eğer azıcık gururun varsa, kendin çekip gidersin.

Nasıl oldu da çayımı dökmedim, bilmiyorum. Sadece yavaşça masaya bıraktım.

Ben aile değil miyim? Diye sordum.

Kimse hemen cevap vermedi. Eşimin ablası omuz silkti.

Dürüstçe duymak istiyorsan…

O anda, gerçeği onların sözlerinde değil, eşimin sessizliğinde gördüm. Beni savunmadı. Yeter demedi. Bu onun da evi demedi. Masaya baktı sadece, sanki masa örtüsünün desenleri benden daha önemli.

Ayağa kalktım. Ocak yanındaki çekmeceyi açtım, yıllardır sakladığım dosyayı çıkardım. Tüm makbuzlar, bankadan gelen dekontlar, sözleşme, tamirat listesi hatta kayınvalidem gençler kendi başına halletsin diyerek bana bıraktığı kombinin faturası bile var.

Dosyayı masanın üstünden eşime doğru kaydırdım.

Şu belgeleri annene yüksek sesle oku, dedim.
Gözlerini kaldırdı, sanki beni tanıyamadı.

Şimdi mi?

Evet, şimdi.

Kayınvalidem kuru bir kahkaha attı.

Belgeler, belgeler… Kadın evi birkaç kağıtla kurmaz.

Hayır, dedim. Evi saygı ile kurar, ve sizde tam da o eksik.

Bu sefer sandalyem gıcırdadı, geri çekildim. Kapının yanında durdum ve koridorda dikildim.

Ya düzgün ve dürüstçe konuşacağız, ya da hemen gideceksiniz.

Kayınvalidem bir anda beyazladı. Herhalde rolünü aşmamı beklemiyordu. O sus pus, kavga olmasın diye yutan kadın. Ama insan bir yere kadar yutuyor. Sonra kendi sessizliğinde boğulmaya başlıyor.

Nihayet eşim kalktı.

Anne, yeter, dedi sessizce.

Kayınvalidem bana kırgın baktı, sonra oğluna, sonra tekrar bana.

Onun yüzünden bize sırt mı döneceksin?

Ben cevabını beklemedim. Zaten tüm cevabımı, daha önceden o sessizliğinde almıştım. Sadece açık kapının yanında bekledim.

Sözsüz vedalarla çıkıp gittiler.

Ardında sadece sert bir kahve kokusu, koridordan gelen serin hava ve bir hakikat kaldı; acıtıyor ama ferahlatıyor: Ev, sana tahammül edilen yer değil. Ev, saygı duyulan yer.

Şimdi siz söyleyin bir adam, sizi evinizden kovarlarken sessiz kalıyorsa, bu çaresizlik mi, yoksa ihanet mi?

Rate article
Lifequest
Kilit değiştirdiğim gün, sabah saat altıda kapı zili tam vaktinde çaldı.