Aileyle Gelen Sınavlar

Aileyle Gelen Sınav

Ayşen yıllardır böylesine huzurlu ve mutlu hissedeli çok olmuştu. Uzun süre yalnızlıkla mücadele ettiğinden, birbiriyle aynı günler geçirmiş ve umutlarını neredeyse yitirmişti. Ta ki hayatına Serdar girene kadar… O, Ayşenin tüm dünyasını baştan aşağı değiştiren adam olmuştu. Serdar, Ayşenin bugüne dek tanıdığı herkesten çok farklıydı; nazik, sakin, düşünceli ve sevecendi.

Ayşen, Serdarda hep iyi yanlar görürdü. Bir derdi olduğunda yanında olur, ister ağır, ister önemsiz meseleler olsun, onunla saatlerce konuşabilirdi. Serdar hiçbir zaman ufak tefek şeylere öfkelenmez, tartışma çıkarmaz, karşısındaki insanı ezmeye ya da kendi fikrini zorla kabul ettirmeye çalışmazdı. Ayşen uzun zamandır beklediği o insanı sonunda bulduğuna inanıyordu.

Fakat çevrelerinde sadece bir mesele konuşuluyordu: Serdar, Ayşenden sekiz yaş küçüktü. Ayşen içinse bunun zerre önemi yoktu. Ona göre yaş yalnızca bir sayıdır; gerçek yakınlık ve bağ ise ancak saygıyla, şefkatle, ortak sevinçlerle kurulur.

Apartmandaki komşu kadınlar, özellikle yaşça büyük olanlar, bu ilişkiyi ağızlarından düşürmüyordu. Kimi zaman Ayşenin arkasından imalı bakışlar atarlardı; kimi zaman da açık açık konuşurlardı:

Bak hele, derdi içlerinden biri gözünü kısmış, başını sallayarak, başına bir iş gelmesin sonra. Senin Melis de oldu on beş, fıstık gibi kız. Emin misin, o adam ona yan gözle bakmaz?

Ayşen içinden derin bir nefes alır, dışarıya ise gayet soğukkanlı bir cevap verirdi. Bu sözlerin tamamen çekememezlikten ve dedikodudan ibaret olduğunu çok iyi biliyordu.

Saçmalamayın lütfen, diyerek biraz da sert çıkardı. Serdar aklı başında bir adam. Asla böyle bir şey yapmaz. O, beni seviyor.

Sözlerinde büyük bir güven vardı; Ayşen ilişkilerine inanıyordu. Onun için önemli olan ikisinin arasındaki gerçek hissiyat, dışarıdan bakanların ne dediği değildi.

Her ne kadar Serdar dışarıda duymazdan gelse de kulak misafiri olduğu dedikodular bazen sabrını zorlardı. Yine de insanlar arasında soğukkanlılığını korur, hafifçe kaşını kaldırarak, Ne hali varsa görsünler der ve yanlarından sessizce geçip giderdi. Yalnız baş başa kalınca, içindekiler taşardı; sinirle saçını karıştırarak mırıldanır:

Duyduğun sözlere bak! Ne insanlar var, sanki bir Türk dizisinin içindeyiz de bizi konuşuyorlar. Başkalarının hayatını neden bu kadar didik didik eder insan?

Ayşen usulca elini onun elinin üstüne koyar, yumuşak ama kararlı bir sesle:

Takma kafana. Herkes akşam olup televizyonu açınca ne görürse onun etkisine giriyor. Seni tanımıyorlar. Sonra gelir, özür de dilerler.

Ayşen ve Serdar yabancıların dedikodularını bir nebze umursamamaya çabalasa da, Melis için mesele bundan ibaret değildi. Melis, annesinin ilgi odağı olmaya alışık bir genç kızdı ve şimdi alıştığı düzenin sarsıldığını hissediyordu. Önceleri annesiyle baş başa akşam oturmaları yapar, uzun uzun dertleşirlerdi. Şimdilerde ise Serdarın hayatlarına girmesiyle annesinin ilgisi bölünmüştü. Üstelik Serdar, Melisin davranışlarından rahatsız olduğu noktaları da saklamıyordu.

Bir akşam Serdar yine Melisin akşam eve erken dönmesi gerektiğini söylediğinde, Melisin sabrı taştı. Hızla içeri dalıp ellerini savurarak, sesi titreyerek annesine çıkıştı:

Anne, niye böyle devam ediyoruz? Biz çok iyiydik. Kimse bize karışmazdı. Şimdi geldi bu adam, hemen emirler vermeye başladı!

Ayşen engin bir nefes aldı; sabırla kızına döndü, gözleriyle kararlı ama anlayışlı bir şekilde onu süzdü:

Serdarın dediği gayet doğru. Bu yaşta geceleri sokakta dolaşmak tehlikeli. Güvenliğine dikkat etmen lazım.

Yalnız değilim ki, diye bağırdı Melis. Arkadaşlarımla beraberim!

Eee, arkadaşlarından sana ne fayda gelir? Başı belaya girse, hiçbiri bir yetişkin kadar koruyamaz seni, dedi Ayşen ısrarla.

Melis birden kıpkırmızı oldu, yumruklarını sıktı ve dönerek:

Yeter! Odama gidiyorum, yemeyeceğim!

Odasının kapısını öyle sert kapattı ki apartmandaki herkes duymuştur. Ayşen ise kanepenin ucuna oturup düşündü. Neyi yanlış yapıyordu? Hayatında yeniden mutluluğu bulmuştu, seviyor, seviliyordu. Bunca zaman yalnız kalmanın ardından huzur bulmuştu.

Melis neden bu kadar sert tepki gösteriyordu? Belki de o yaşta her değişiklik büyük bir tehdit gibi geliyordu ona. Annesinin sevgisine, ilgisine alışmış bir genç için bu yeni gelen adam büyük bir sarsıntıydı. Şimdi evlerinde biri daha vardı; sadece annenin zamanını almakla kalmamış, kurallar koymaya, Melisin hayatına karışmaya başlamıştı.

Ama bir anne de sevilmek istemez mi? diye düşündü Ayşen, pencereden İstanbulun ufkuna bakıp günbatımını izlerken. Kızının onun sevincine ortak olmasını, Serdarın ne denli iyi biri olduğunu Melisin de fark etmesini çok isterdi. Fakat her kapı çarpması, her serzeniş, aralarındaki mesafeyi daha da büyütüyordu.

Oysa aylar önce birlikte mutfağa kapanıp çay içer, Melisin okul dertlerini, gelecek hayallerini saatlerce konuşurlardı. Şimdi Melis iyice içine kapanmış, odasından çıkmaz olmuştu.

Ayşen derin bir iç çekti. Bir yol bulmalıydı. Kızına kendini anlatmalı, aralarındaki bağın hiç değişmediğini göstermeliydi. Şimdi yanında biri daha vardı sadece; Ayşenin de biraz sevgi ve huzura hakkı vardı. Ama nasıl yaklaşsa, buzları nasıl eritse bilemiyordu. Zaman ve sabrın, aralarındaki kırgınlıkları iyileştireceğini umuyordu Ayşen. Bir gün, Melisin de Serdarı bir düşman değil, birlikte yaşanacak güzel bir hayatın parçası olarak göreceğine dair bir umut vardı içinde…

****

Bir sabah Ayşen daha gözünü açamadan, Melis odasında pat diye beliriverdi. Saçları dağılmış, yüzü öfkeyle alev alev, elleri yumruk halinde:

O adam beni yine Lenanımın yazlığına göndermiyor anne! Duyuyor musun? Serdarın bana karışmasına hakkı yok!

Serdar da kapıda durmuş, kollarını kavuşturmuş, sessizce bekliyordu. Yüzünde sert bir kararlılık vardı, ama tartışmaya girmesi halinde Melisi iyice öfkelendireceğini biliyordu.

Ayşen yatağında doğruldu, bir yandan saçını düzeltirken içinden nefretle geçti:

Doğru yaptı. Ben de izin vermezdim. Lenanın neler çevirdiğini tüm mahalle biliyor. O kızla takılmanı istemem.

On beş yaşındayım!diye bağırdı Melis. Arkadaşlarımla nereye gideceğime kendim karar verebilirim.

Ayşen sabırla kalkıp sabahlığını giydi, kızına gözlerini kısarak yanıtladı:

Önce oku, meslek sahibi ol, kendi paranı kazan. Şimdilik masraflarını ben karşılayıp seni büyütüyorum, o yüzden evin kurallarına uymak zorundasın.

Melis bir an dondu, dudakları titredi:

Yani senin kuralların? Bunu da yaptın ya! Her şeye karışıyorsun, o adamla mutluyken bize hayat hakkı yok!

Ayşen tam anlamıyla incinmişti ama kendini tutmaya çalıştı:

Ben senin annenim, hepsi senin iyiliğin için! Kötü bir şey olsun istemem.

Ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum!diye bağırdı Melis.Ama derdin benimle değil, tek derdin Serdarın gönlünü hoş etmek!

Serdar ileri adım attı, ama Ayşen göz temasıyla olma dedi. O da bekledi, ama gözlerinden kaygı okunuyordu.

Kızım bak, seni kısıtlamak değil amacım. Ama tecrübesizlik nelere yol açabilir bilmiyorsun. Hayat çok çabuk değişir, kötü bir şey istemem.

Sen karar verme benim yerime! Hiç anlamıyorsun, sormuyorsun bile!diye bağırdı Melis. Kendini dışarı attı, kapısını öyle bir çarptı ki tüm ev irkildi.

Ayşen koltuğa oturup sustu. Serdar sessizce yaklaşıp omuzuna elini koydu.

Peşinden gitsem mi?diye sordu alçak sesle.

Şimdi faydası yok. Soğusun, sonra konuşacağım.dedi Ayşen.

Kalkıp pencereye yaklaştı. Kara bulutların ardında güneşin cılız ışıkları belirmeye başlamıştı. Ayşen bu günün evde biraz huzur getireceğini umdu.

Melis ise odasına kapanmış, öfke ve kırgınlık arasında gidip geliyordu. İçinde fırtına kopuyordu ama gururuna yediremeyip odadan bir türlü çıkamadı. Vakit ilerledikçe öfkesinin yerini, yavaş yavaş bir yorgunluk ve tuhaf bir boşluk aldı. Akşam olup hava kararınca, açlığını bastıramayıp sessizce mutfağa indi. Peynir, sucuk, ekmek alıp bir bardak vişne suyu doldurdu. Bir yandan da içinden Melodisini mırıldanıyordu.

Tam o sırada Ayşen, şaşkın bir ifadeyle kapıdan belirdi. Kızına dikkatlice baktı yüzünde kavga sonrası bir tuhaf rahatlık vardı.

Keyfin yerine gelmiş galiba, dedi sakin bir tonda. Davranışların için özür dilemeyecek misin?

Melis aldırışsızca başını çevirip yanıtladı:

Sanmam. Özür dileyecek bir şey yapmadım.

Ayşen dişlerini sıktı, kendini zor tuttu. Kararlı ama kırıcı olmadan konuştu:

İyice düşün. Biz Serdarla dışarı çıkıyoruz. Sen, suçunun farkında değilsen evde kalırsın.

Melis omuzlarını silkti, ekmeğine tereyağı sürdü:

Hiç umurumda değil. Gidecekseniz, iyi eğlenceler.

Ayşen, çıkarken kızına son bir kez dönüp baktı. Fısıldayarak söylediği sözleri duydu:

Duydun mu bir şey?diye sordu.

Hayır, yanlış duymuşsun, dedi Melis sakin bir yüzle.

Ayşen bir süre daha kapıda bekledi, sonra odadan çıktı. Melis peynirine devam etti ama içindeki kararlılık daha da güçlenmişti. Planı hazırdı, vazgeçmeye niyeti yoktu. Bir şekilde Serdarın hayatlarından çıkacağını biliyordu.

****

Ayşen masada evrakları incelerken, cebindeki telefonu titremeye başladı. Hayret etti, çünkü Serdar gündüzleri kolay kolay aramazdı, işteyken onu rahatsız etmek istemezdi.

Serdar?diye açtı aceleyle.Bir şey mi oldu?

Telefonda ise bambaşka, ciddi bir kadın sesi duyuldu:

Ben Şehir Hastanesinden hemşireyim. Bu telefonun sahibi şu anda buraya yatırıldı. Gelebilir misiniz?

Bir an için dünya durdu sanki. İçine bir buz parçası oturdu. Kendini zor toparladı:

Tabii, hemen geliyorum

Diğer detayları dinlemeden hızla ceketini aldı, çantasını kaptığı gibi koşarcasına çıktı. Kimsenin bakışları umurunda değildi. Tek bir şey düşünüyordu: Yeter ki ona bir şey olmasın.

Yarım saat sonra hastanedeydi. Serdarı yatağa uzanmış buldu. Suratında sıyrıklar, gözü mosmor, dudağında kan vardı. Ama bilinci yerindeydi ve Ayşeni görünce hafifçe gülümsedi.

Serdar!Ayşen hemen yanına gitti, elini tuttu.Ne oldu? Kim yaptı bunu?

Serdar başını yana çevirip zorla fısıldadı:

Kim olduğu hakkında pek fikrim yoktu. Bir şeyler sayıklıyordu Melis hakkında. Çok sinirliydi.

Ayşenin içi öfkeden kabardı. Kim olabileceğini anlamıştı: Eski eşi Selim. Yıllardır kendisini de kızını da ondan korumak için uğraşmıştı.

Sen hiç merak etme, ben bu işi çözeceğim, dedi elini sıkarak.Şimdi gidip öğrenirim.

Serdar birden doğruldu, acıyla, ama kararlılıkla:

Sakın tek başına gitme!dedi beklenmedik bir ciddiyetle.Kardeşini falan çağır. Tek başına tehlikeli olabilir.

Ayşen ona bakakaldı. Adam onca acı çekiyordu, hâlâ onun güvenliğini düşünüyordu. İçinden gözleri doldu.

Söz. Yalnız gitmem, dedi sakin olmaya çalışarak. Serdar yatarken abisini aradı, kısaca olanı anlattı, sonra tekrar Serdara döndü.

Her şey iyi olacak, dedi, hem kendine hem ona güven vererek. Hepsinin üstesinden geleceğiz.

****

Ayşen, eski eşi Selimin evine varınca kapı daha kapanmadan söze başladı:

Derdin mi var Selim? Merak etme, dert sahibi yaparım seni!

Selimin gözü bir an parladı, tükürüğünü yuttu ama öfkesini gizleyemedi:

Sen ne düşünüyordun da bu adamı eve getirdin? Hiç kızını düşünmedin mi?

Ayşen, yıllardır alışık olduğu bu ithamlara karşı neredeyse bir duvar kesilmişti.

On beş yıldır Melis için uğraşıyorum. Sen terk edip gideli daha kız iki yaşındaydı! Şimdi bana hesap mı soruyorsun?

Selim öfkeden duvara yumruk attı, duvardaki fotoğraflar titredi.

O adam Melise sarkıyor! Vallahi gebertirim!

Ayşen kollarını kavuşturup buz gibi bakarak cevap verdi:

Ne zaman, nasıl olacak o? Bir kere bile baş başa bırakmadım. Serdar benden hep sonra gelir eve, hafta sonlarımız da aynı. Asıl senin kızın onu sevmediği için atıp tutuyor.

Kızım yalan söylemez!diyerek Selim üstüne yürüdü.Ben alacağım onu senden. Yanımda yaşayacak!

Ayşen buruk bir şekilde gülümsedi:

Para pul işine gelince göreceğiz. İstediği şeylere karşılamak için cebin ne kadar dayanır bakalım? Bir haftada bıkıp geri gelir böylesine.

Selimin yüzünde anlık bir memnuniyet belirdi.

Gelmez. Hemyüzüme baka bakakendi istedi. Burada yaşamak istemiyor, çekinip korkuyor o adamdan.

Ayşen bir an donakaldı. Ama hemen toparladı.

Peki, öyleyse… İstediğini yapsın. Ben beklerim, nasıl olsa bana dönecek.

Asla!Selim ağzını sıkı sıkı kapatsa da içinde tereddüt vardı.

Ayşen camdan dışarı çocukları seyretti. Aklından türlü düşünceler geçti. Melisi herkesten iyi tanırdı: alınganlıklarını, öfkelerini… Ama babasını tanımaz denebilirdi. Şimdi ona gitmek… Bu iş ciddiydi.

Farkında mısın, dedi sessizce, kızımı bana karşı kullanıyorsun sadece. O ise canlı bir insan, daha on beşinde.

Selim omuz silkti, umursamazdı:

Benim kızım. Hakkım var.

Ayşen bir adım güneşe yaklaştı, gözlerinde kararlılık:

Hakkın varsa, bunu kanıtla. Baba olmak, beni kıskanıp hayatımı karartmak değildir. Gerçekten onun için uğraşıyorsan, mutlu olmasını sağla.

Selim cevap vermek için ağzını açtı, ama sonra sustu. Yıllardır hangi baba olduğu, şimdi yüzüne vurulmuştu. Fakat hemen toparlandı:

Bana mı kaldı mutluluk anlatmak?diye gürledi.Peki, sonuçta göreceğiz kim haklı!

Ayşen derin bir nefes aldı; acısını yutkundu.

Ben düzgün bir hayat kurmaya çalıştım. Kızım ve kendim için. Sen ise hep ortalığı karıştırdın.

Bakalım, göreceğiz,dedi Selim, kapıya yönelirken.Melis kendi kararını verir!

****

Serdar hastaneden çıktığında, puslu bir rüzgâr vardı İstanbulda. Gökyüzüne uzun uzun baktı, derin bir nefes aldı. Yaşamak, sırf nefes almak bile şükredilecek bir duyguydu.

Ayşen hastane önünde bekliyordu, kabanına sıkı sıkı sarınmıştı. Serdarı uzaktan görür görmez yanına koştu ama kucaklamaya bile çekindi, ona zarar vermek istemiyordu. Gözlerinde sonsuz bir sevinç, endişe ve minnet vardı.

Sonunda özgürüz, diye şaka yaptı Serdar. Evimize gidip biraz dinlenelim.

Tüm gidiş yolunda Ayşenin elleri titremeye devam etti. Ama Serdar onun içine su serpti:

Senin hiçbir suçun yok Ayşen. Sakın kendini suçlama.

Ayşen bir şey demek istedi ama Serdar devam etti:

Ciddiyim. Seninle alakası yok. Olacakları bilme şansın yoktu.

Çevreden Neden polise şikayet etmiyorsun? diye sorduklarında Serdar yine sakindi:

Kızım için biri yanlış davransa ben de aynısını yapardım. Adam babadır. Kızını korudu.

Selime karşı ise asla kin gütmüyordu. Geçmişi bir yara gibi taşısa da onu aşıp geçmiş olmanın huzurundaydı.

Birkaç gün sonra, Melis elinde meyve dolu bir poşetle içeri girdi. Yavaşça, sessizce adım attı. Gözleri yerde, meyveleri sehpaya bıraktı.

Ben… konuşmak istiyorum, dedi kısık sesle.

Serdar ve Ayşen göz göze geldi. Serdar başıyla onayladı: “Sen başla.”

Anne…Melis gözünü Serdardan kaçırmadan konuştu,Her şeyi ben uydurdum. En başından beri… Olurunu, sonunu düşünmedim. Sadece… onun gitmesini istedim. Her şey eskisi gibi olsun…

Sesi titredi. Gözyaşlarını zor tuttu.

Canının acımasını istemedim, kimse zarar görsün istemedim. Babam gelip konuşup, bizden uzaklaşmasını sağlar sanıyordum. Hastaneye kaldırıldığını duyunca çok korktum, çok utandım.

Serdar yanına yavaşça yaklaşarak:

Kimse sana darılmadı. Korktun, karıştın. Herkes hata yapar. Asıl önemli olan, dürüst olman, dedi.

Melis gözyaşlarına boğuldu.

Annemin mutlu olduğunu görmemişim. Hep beni unutacağını sandım. Herkesin hayatında yeri olmalıymış.

Ayşen kızını kucaklayıp sarıldı.

Her şey iyi olacak kızım. Birlikte atlatacağız, diye fısıldadı.

Melis başını annesinin omzuna yasladı.

O geceden sonra Melis bir karar verdi. Babasıyla yaşamayı, annesinin de kendi hayatını kurmasına imkân tanımayı seçti. Daha fazla ikilemde bırakmak istemiyordu.

Babamda kalacağım bir süre, dedi annesine akşam. Onun da anlaması için zamana ihtiyacı var. Belki, birlikte gerçek bir aile olabiliriz.

Ayşen elini sıkıca tuttu, gözlerinden yaşlar süzüldü.

Çok güçlüsün kızım. Seninle gurur duyuyorum.

Melis, gözyaşları arasından hafifçe gülümsedi.

Annemin mutluluğu benim de mutluluğum. Serdarla mutluysan, öyle olması gerekiyordur.

Evde o akşam ilk defa, huzur dolu bir sessizlik vardı. Bu sefer sessizlik boğucu değil, sanki bir bahar yağmuru gibi tatlı ve umut doluydu. Yara kapanacak, güneş yeniden doğacaktı… Yeni bir hayat başlamıştı bile.

Rate article
Lifequest
Aileyle Gelen Sınavlar