Kayınvalidem Hastayken Bile Benden İş Yapmamı İstedi, Ama Bu Kez İlk Defa Kararlı Bir Şekilde Hayır Dedim ve Kendi Sınırlarımı Korumayı Başardım

Günlük: İlk Kez Hayır Diyebildim ve Kendi Sınırlarımı Korudum

Bugün kendimi hiç olmadığı kadar yorgun ve hasta hissediyordum. Başım dönüyor, boğazım ateş gibi yanıyor ve vücudumun her yeri tutulmuştu. Elimde dereceyle, yatağımda gözlerimi zorla açarken Zeynep Hanım kayınvalidem odaya ani bir hareketle girdi ve güneş ışığını içeriye kadar soktu.

Yapamam şimdi, gerçekten çok kötüyüm, dedim zorla. Sesim bile çıkmıyor, gözlerim kısık. Ama Zeynep Hanımı durdurmak ne mümkün?

Yapamıyor musun? dedi sesi tel gibi gerilmiş bir şekilde. Ben senin yaşındayken kırk derece ateşle fabrikada çalışıyordum! Kimseye halimi anlatamazdım, kimse acımazdı. Hayat işte, ben yine de ayakta kalırdım.

Yataktan doğrulmaya çalıştım. Başım birden dönüp alnım soğuk soğuk terlemeye başlayınca tekrar boylu boyunca uzandım. Bu sabah ateşim 38.7ydi. Su içmek bile boğazımı acıtıyor.

Doktor çağırdım, dedim kısık bir sesle. Bugün dinlenmem lazım…

Doktor mu? Nanay! dedi ellerini havaya kaldırıp cama yürüyerek. Camı sonuna kadar açtı, ev buz gibi oldu bir anda. Şuna bak hele! Genç, sağlıklı kadınsın, kraliçe gibi yatıyorsun. Benim yaşımdayken iki çocukla, çalışan bir anneydim. Her şeye koştururdum. Sen ise tek başına, bak kendine bile bakamıyorsun.

Cevap veremedim. Artık tartışmaya takatim kalmamıştı. Zaten ne zaman anlatmaya çalışsam, ikna etmeye çalışsam, anlamıyordu. Üstelik üç yıldır bu evdeyiz; Kayınvalidem Zeynep Hanım sadece evin değil, neredeyse hayatımızın sahibi gibi davranıyor.

Bak şu bulaşıklar yığılı duruyor. Kaç haftadır yerler silinmiyor? Emre akşam gelince bu pisliği görünce çok mu mutlu olacak, ha? dedi, mutfağı kontrol etmeye giderek.

Kalkabilirsem temizlerim… Yarın mutlaka yaparım, dedim. Konuşmak bile acı veriyordu.

Yarın! Her şey yarına kaldı senin için. Ben mi yarın dedim hiç? Gerekiyorsa üç vardiya çalıştım, evi tertemiz tuttum, eşimi sıcak yemekle karşıladım. Siz gençler ise her şeyden şikayet… Biraz hastalandın diye herkes etrafında pervane mi olacak?

Gözlerimi kapatıp o sesi duymamaya çalıştım. Olmadı. Sesi boğuk boğuk da olsa kulağımda yankılanıyordu. Dünkü akşamı hatırladım; işe gidecek gücümü zor topladığım günü. Raporu teslim etmeden çıkmam imkansızdı. Eve geldiğimde biraz yemek yemek istedim, ama çorbayı ısıtmaya gücüm yetmeyince sürüne sürüne yatağa yatmış ve hemen uyumuştum.

Nerede Emre? dedi tekrar odaya girerek.

İşyerinde… Akşam gelir.

Tabii ki çalışacak. Oğlum ekmek parası peşinde, sen burada yatıyorsun. Kıymetini bil, diyecek başka şey yok.

Ben de çalışıyorum, diye hafifçe itiraz ettim. Her şeye birlikte ödeyip katkı sağlıyoruz.

Her şeye mi, ha? dedi burnundan soluyup. Benim daireme kira da vermiyorsunuz. Bedavaya oturuyorsunuz işte. Emre olmasa hâlâ bir odada iki kişi kıvrılıyordunuz.

Cevap vermedim. Burası onun en güçlü kozu. Evet, daire onun, evlenince Emre bir süre annemde kalalım demişti, ayağımızı yerden kesene kadar. Oysa bu bir süre yıllara yayıldı. Ve her gün burada misafir olduğumuzu hissettiren ayrıntılar…

Neyse, baktım sana güvenemiyorum, markete ben gideyim. Ama akşama kadar burada her şeyin düzelmiş olacak, duydun mu? Emre pislik görecek diye istemem, bir de şuraları iyice havalandır.

Kapı kapanınca içimdeki öfke ve çaresizlik gözyaşına dönüştü. Sessizce, hafif hıçkırıklarla yastığa gömüldüm. Boğazımdaki ağrıdan ya da yüksek ateşten ağlamıyordum. Sırf bu evde hiçbir zaman rahat rahat hasta bile olma hakkımın olmadığını bildiğimden. En kötüsü de buydu.

Yaklaşık iki saat sonra nihayet aile hekimi geldi. Yaşlı bir hanım… Durumumu inceledi, kaşlarını kaldırdı ve bir haftalık rapor yazdı.

Grip olmuşsun evladım, dedi reçeteyi doldururken. Ciddi bir viral enfeksiyon. Yüksek ateş var, boğaz kızarık. Mutlaka yatakta kalmalı, bol sıvı içmeli, sakın ayakta gezme. Vücut savaş veriyor şu an, güç lazım ona.

Çok teşekkür ederim, dedim neredeyse fısıltıyla.

Yalnız yaşamıyorsun değil mi? diye baktı.

Eşimle beraberiz. Bir de kayınvalidem geliyor sık sık…

E iyi, bırak yardımcı olsunlar, yardım istemekten utanma. Hasta olmak, zayıflık değil. Bedenin doğal tepkisi. Dinlenmek lazım, kimseye kahramanlık borcun yok.

Doktor gittikten sonra uyumaya çalıştım ama başım zonkluyordu. Kafamın içi karışıktı. Emreye raporu nasıl anlatacağım, annesi yine memnun olmayacak diye üzülür müydü? O her zaman annesini üzmemeye çalışırdı, hatta bazen bu durum bana desteğini esirgemesine sebep olurdu.

Akşam Emre eve yorgun ama mutlu döndü. Alnımdan öptü, sonra telaşla eline termometreyi aldı.

Ateşin çok yüksek…

Sabah neredeyse otuz dokuz çıktı. Doktor geldi, rapor verdi, dedim.

Kaç gün?

Bir hafta.

Yatağın kenarına oturup bir süre yere baktı.

Annem buradaydı mı?

Evet, uğradı.

Ne dedi?

Yine bildiğini. Sözde ben hasta numarası yapıyormuşum, kendimi şımartıyormuşum, evi idare etmem gerekirken yatıyormuşum.

Emre iç çekerek derin bir nefes aldı.

Biliyorsun onu… Hayatı öyle görür. O nesil öyle yetişti.

Emre, gerçekten kötüyüm, gözlerim kıpkırmızı olmuştu. Rol yapmıyorum. Konuşmak bile acıtıyor. Sürekli bana tembel olduğumu hissettirmesine dayanamıyorum.

Anlıyorum, dedi elimi tutup. Biraz sabret, olur mu? Muhatap olma. Birazdan kendi evine geçecek, her şey normale döner.

Mutfağa gitti ve ben yeniden yalnız kaldım. O beni seviyor biliyordum, onun için de durum kolay olmuyordu. Ama ne garipti ki, o hep ikili çatışmada sessiz kalmayı, annesini kırmamayı seçti. Oysa ben giderek ezildim, yok oldum.

Sonraki iki gün yarı baygın geçti. Ateşim inmedi, yatakla bütünleştim. Emre sabah erkenden işe gidiyor, ilaçları ve termosla çayı bırakıyor, akşam geç saat döndüğünde kısa biraz ilgilenip yine uyuyordu. Genel olarak yalnızdım.

Üçüncü gün öğle sularında kapı çaldı. Seslenildi, ama gerçek dünyada mı kaldım, rüyada mı belli değil. Dayanacak gücümü toplayıp kapıya gittim. Karşımda beşinci katta oturan Nebahat Teyze vardı. Hafif topluca, yüzleri şefkat saçan yaşlı bir hanım.

Ay yavrum, perişan görünüyorsun. Aslında kibrit için uğrayacaktım ama sende iş yok şu an.

Kibrit var, dedim kapının kenarına tutunarak. Dizlerim titriyordu.

Sende bekle, ben sana yardımcı olayım bari. Böyle sallanarak düşeceksin, dedi, koluma girip yatağa kadar götürdü. Sırtımı düzeltti, yastığı düzeltti.

Yalnız mısın kızım?

Emre işte…

Kimseler bakmıyor yani.

Cevap veremedim.

Nebahat Teyze mutfağa gitti, kendi başına orada bir şeyler karıştırdı. Sonra elinde koca bir çay bardağıyla döndü.

Al kızım, iç. Maltepe reçelinden koydum; ateşe birebirdir.

Çok sağ olun… Dedim gözlerim nemlenerek.

Yanıma oturup bazen susarak, bazen ufak şeyler anlatarak bana eşlik etti. Bana kimse kızmıyor, suçlamıyor olması bile bambaşkaydı.

Zeynep Hanımı sordu.

Geldi mi?

Evet.

Destek oldu mu hiç?

Yok, hasta numarası yapıyormuşum.

Nebahat Teyze derin bir nefes aldı.

Zeynepi iyi bilirim ben, mahalleye taşındığından beri. Kadın güçlüdür, ama çok sert. Hayat ona acımasız davrandı, o da herkesten aynı gücü bekliyor. Oysa herkes bazen zayıf olma hakkına sahip. Yardım istemek, yorgun düşmek, hasta olmak insanca şeylerdir.

Bizim zamanımızda kimse kimseye acımazdı, iş bitmezdi deyip duruyor, dedim.

Der tabii, öyledir de. Ama bu güzel bir şey mi sence? Hayatı ağır çekmekle övünmek mi marifet? Ben de o nesildendim, üç çocuk büyüttüm, bazen çok zordu. Ama derdim hep çocuklarım kolaylık yaşasın. Bana zor geldiyse, onları kolay geçmesini isterim.

Göğsüme bir şeyler oturdu; bu sözleri ne zamandır duymak istemişim meğerse…

Çok zorlanıyorum, dedim. Çalışıyorum, eve para getiriyorum, gücüm yettiğinde evi de çekip çeviriyorum ama ne yapsam beğenmiyor, hiçbir şey yapmazsın deyip azarlıyor.

Bak kızım, iyi dinle: Kimseye, özellikle de kayınvalidene, hiçbir şey ispatlamak zorunda değilsin. Senin hayatın, sağlığın, duyguların yalnızca sana ait. Hiç kimse ne zaman hasta olacağını, ne zaman yorulacağını sana dikte edemez.

Ama onun evinde yaşıyoruz…

Ve bu ona seni küçük düşürme hakkı mı veriyor? Hayır. Ev beton; aile ilişkisi başka. Gelinkayınvalide çatışması eskiden beri var, ama kimse hepsini sineye çekmek zorunda değil.

Elimi çaresizce iki yana açınca Nebahat Teyze sabırla açıkladı:

Yok, tartışmaya girme, anlamaz. Kafanda bir cam duvar hayal et. O ne söylerse söylesin, sesini duvar karşılıyor ama sana değmiyor. Gözünü kırpmadan dinle, gerektiğinde başını salla ama içinden bu söz bana ait değil de. Bu onun öfkesi, onun geçmişidir; senin yükün olmak zorunda değil.

Bir süre düşündüm. Gerçekten de çok basit ama zor bir tavır. Ne tartış, ne cevap ver. Onun acısını üstlenme.

Ya Emre? dedim fısıltıyla. O hep sineye çek, diyor. Annesiyle beni seçmek istemiyor. Destek çıkmıyor.

Üzgünce gülümsedi.

Erkeklerde annelerine karşı net olmaları uzun sürer. Sen kendine sahip çıktıkça, o da sana başka bir gözle bakar. Güçlendiğini gördükçe, o da karşılıklı davranır.

Kafamı salladım.

Kalan günlerde Nebahat Teyzenin dedikleri aklımda yankılandı.

Beş gün sonra ateşim düştü, yürüyecek hale geldim; hâlâ zayıftım ama eskiye göre kontrol bende. Ertesi sabah Emre arkadaşlarıyla buluşmaya gitti. Saat onda kapı tekrar çaldı. Tüm halimle açtım: Zeynep Hanım girmişti bile içeri.

İyileştin mi? Hadi bakalım, miskinlik bitti, işler birikti.

Günaydın Zeynep Hanım, hoş geldiniz.

Geçtim zaten. Bahçede çuvalla patates var, onu depoya indireceğiz. Emre söz verdi gelecekti, gelmedi. Şimdi beraber gider, bitiririz.

Yani bugün mü?

Aynen. Hava güzel, niye bekleyeceğiz?

Doktor ağır kaldırmamı yasakladı, daha yeni kendime geliyorum.

Ohoo! Hastalıktan kaçmakta üstüne yok zaten. Bir haftadır yatıyorsun, yeter bu kadar. Gücün de yerinde maşallah.

Elleri titriyordu. İçim sıkıştı, Nebahat Teyzenin cam duvarı aklıma geldi.

Zeynep Hanım, maalesef gelemem, dedim. Sesim sakin ama kararlıydı.

O an sustu, öylece bana baktı.

Nasıl yani? Sana red mi ediyorsun? Seni bu evde barındıran bana?

Eviniz, emeğiniz için minnettarım. Ama sağlığım da bana ait. Halim yokken zorlamayacağım kendimi.

İyice yaklaşıp parmağını uzattı, sinirle Vay, vay, konuşana bak. Emre seninle fazla yumuşak davrandı, işte şimdi anladım. Evin kimde olduğu seni ilgilendirmez, benim dediğim olur! dedi.

Ama yine de içimde bir sıcaklık, gücüm vardı:

Eviniz haklısınız, buranın sahibi sizsiniz. Ama bedenim bana ait. Yardım edemem çünkü iyileşmemişim.

Demek ki bana hayır diyorsun. Bakalım Emre ne diyecek!

Çıktı, kapıdan çarparak gitti. Yavaşça sandalyeye oturdum; ama içimde öyle hafifledim ki… Üç yıl sonra ilk defa çok net bir hayır dedim. Dünya başıma yıkılmadı, yalnızca kayınvalidem gitti.

Akşam Emre geldiğinde yüzünden anladım, annesi aramış anlatmış:

Ne oldu? Annem aradı, bana kötü konuştuğunu söyledi.

Hiç. Sadece patates toplamaya gelemeyeceğimi söyledim.

Neden? Sonuçta yardım istiyordu.

Daha yeni iyileşiyorum. Ağır iş yasak. Çok isteseydi rica ederdi, halimi sorardı. Emre, bana emir verir gibi konuştu. Ben de reddettim. Sonra hakaret etti.

Yalnızca üzülmüştür…

Durup derin bir nefes aldım. İçimde o cam duvar bir anda örüldü.

Bunu bir daha yapmayacağım. Hasta olduğum için özür dilemeyeceğim. Hiç kimse bana tembel ya da aciz diyemez, ne annenden ne başkasından. Buna artık izin vermeyeceğim, dedim açık açık.

Burası onun evi, dedi tekrar.

Yani benim onuruma bedava oturma hakkımızdan daha değersiz mi diyorsun?

Demek istemedim…

Diyorsun ama. Ben de çalışıyorum, kira verebiliriz. O evde yaşamama gerek yok eğer böyle devam edecekse.

Ağır bir sessizlik oldu. O gece birbirimizle konuşmadık. İçim kırılmıştı. Emre annesini incitmemek için uğraşıyor ama ben ise kendimi kaybediyordum.

Sabah o işe gidince, kendimi toparlayıp dışarı çıktım. Sonbaharın serin ama aydınlık havası, yolda yere dökülen yaprakların sesi bana güç verdi.

Dönüşte Nebahat Teyzeyle karşılaştım. Ağır poşetleri vardı.

Sen daha yeni iyileştin, ben taşırım, desem de elindeki yükü birlikte taşıdık.

Yukarı çıkarken fiyatlardan, mahalleden konuştuk. Daireye geldiğinde beni süzdü:

İyi misin?

Daha iyiyim. Size minnettarım.

Kayınvalideyle durum ne?

Dediklerinizi yaptım. İlk defa hayır dedim.

Müthiş! Kendi hakkını korudun demek.

Şimdi Emre bana kızgın. Bana durumu alevlendirdin dedi.

Erkekler değişimi sevmez. Her şey eskisi gibi gitsin isterler, hiç kimse rahatsız olmasa keşke! Ama kendini koru. Gün gelir, anlayacaktır.

Ya anlamazsa?

Omuzlarını silkti.

O zaman tekrar düşüneceksin, gerçekten böyle bir eş ister miyim diye. Her şeye tampon olan ama kimseyi koruyamayan ‘tampon’ koca gibi, duydun mu? Asıl seçimi kendin yapacaksın.

Ben kafamı salladım. Seviyorum ama böyle saygısızlığa yıllar boyu katlanamam.

Akşam Emre eve farklı bir ruh halindeydi. Yemeği yerken sessizlik. Sonra bir anda konuştu:

Annem bugün yine aradı. Sana laf etti. Ama ilk defa düşündüm; hakikaten normal değil onun sana bu şekilde davranması. Senin de hakkın var, ben bunu görememişim. Affet.

Bir anda gözlerim yaşardı, hıçkırıklar arasında ona dokundum.

Gerçekten mi böyle düşünüyorsun?

Evet. En büyük korkum annemi kırmaktı, ama fark ettim Bu şekilde senin canını yakmak daha kötüymüş. Bundan sonra seni koruyacağım. O isterse gelsin, ama sana bir daha hakaret edemez. Eğer yine aynı tavrı gösterirse, taşınmamız gerekirse, taşınırız.

Ağladım. Ama bu kez gözyaşım çaresizlikten değil, rahatlamaktandı.

Ertesi sabah Zeynep Hanım yine geldi. Mutfağa davet etti Emre onu, konuşmak için. Ben odada bekledim. Kapıdan çıkıp gitmeden bana bakmadı. Emre geldi, Anlattım. Sana bir daha saygısızlık etmeyeceğini, yoksa buradan taşınacağımızı söyledim dedi.

O gün sonra sırada dışarı ev bakmaya başladık. Ben ise yeniden çalışmaya döndüm, daha güçlü bir ruhla.

Bir hafta sonra Zeynep Hanım kapıyı çaldı. Onu ilk defa farklı görüyordum; yorgun, kırılgan.

Konuşabilir miyiz? dedi.

Tabii, dedim.

Emreyle konuştum. Sana nasıl davrandığımı düşündüm. Hep güçlü olmam gerekti, tek başıma çocuk büyüttüm. Kolay olmadı; o yüzden herkesten o gücü bekledim. Meğer doğru değilmiş. Af dilerim, Lale. Kırdıysam, üzdüysem…

Tüm içtenliğiyle söyledi. Taşınacak mısınız? dedi endişeyle.

Konuşuyoruz… dedim. Ama birlikte yaşayacaksak bunu karşılıklı saygıyla sürdürmek isterim.

Uygun, dedi başıyla. Deneyelim. Zor olacak, biliyorum, ama deneyeceğim.

O gün akşam Emre geldiğinde bunları anlattım. Bir şartla, dedim: İlk hakarette, ilk baskıda hemen gideriz. O da kabul etti.

Birkaç gün sonra hep birlikte oturup yeni kuralları konuştuk. Eleştirisiz, kontrolsüz, birbirine yönelik hakaretsiz bir yaşam. Zeynep Hanım zorlandı tabii ama çabalıyordu. Nebahat Teyze bir gün merdivende gülümseyip Bak kızım, duvar işe yarıyor mu? dedi. Yarasa da, asıl Emre değişti; evi beraberce koruyorsunuz artık.

Gerçekten öyle. Önümüzde uzun bir süreç var, kolay değil. Zeynep Hanım bir gecede değişmeyecek, Emre de sürekli her şeye ayak uyduramayabilir. Ama artık ben sınırlarımı koruyabiliyorum. Sadece hayır demekle, hem kendimi hem de ailemi korumayı öğreniyorum. En önemlisi, içimde ilk defa gerçek bir huzur var.

Akşam eve döndüğümde Emre beni mutfakta bekliyor.

Geldin mi? Hadi, yemek hazır.

Bugün çok güzeldi, dedim. Gerçekten de öyleydi.

Artık içimde korku değil, hafiflik var. O büyük taş gitmiş, yerini güven ve umut almış. Evin hâlâ tapusu Zeynep Hanımda olabilir, ama artık ailemizi başkası değil, biz yönetiyoruz ve huzurlu günlerin bir gün bize de uğrayacağına gerçekten inanıyorum.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem Hastayken Bile Benden İş Yapmamı İstedi, Ama Bu Kez İlk Defa Kararlı Bir Şekilde Hayır Dedim ve Kendi Sınırlarımı Korumayı Başardım