6 Haziran 2024
Bugün yaşadığıma hâlâ inanamıyorum. Bunu kendime itiraf etmek benim için kolay değil ama ülkemde yaşadıkça görüyorsun dedikleri gibi, ölümle burun buruna gelmek insana başka bir göz verir. Belki de bu satırları, yaşadıklarımı unutmamak ve yeniden hatırlamak için yazmam gerekiyor.
Bir zamanlar, evli olduğum kadına karşı içimde hep bir kırgınlık, bir öfke vardı. Aylarca birbirimizle tek kelime konuşmadan yaşadık biz. Bir gecede her şey değişti Ne zamandır yaşadığımız kavgaların ardından, o gece geçirdiği kalp kriziyle birden ölümün kıyısına gitti eşim. Hastane odasında, gözlerimin önünde hayata veda etmek üzereyken çok tuhaf bir şey yaşadığını anlattı bana.
Ruhu bedeni terk ederken kapkara bir boşluğun içinde bulmuş kendini; sonra birden hem yaşadıklarını, hem de bana yaşattıklarını yeniden görmüş. Karşısına bir melek çıkmış ve ona, iyilikleriyle kötülüklerinin henüz eşit olmadığını söyleyip birkaç gün daha dünyada kalmasına izin vermiş. Kalan ömründe, eksik bıraktığı iyilikleri tamamlaması gerekiyormuş. O da bunu kabul etmiş ve eve, yanıma dönmüş. Ben hâlâ kırgın, küskün ve yabancı O ise başka biri gibi.
Bir akşam üstüydü; işten eve döndüğümde mutfağımızdan nefis yemek kokuları yükseliyordu. Uzun zamandır kimse bana sıcak bir çorba hazırlamamıştı. Evin içinde hafif bir Türk kahvesi kokusu bile vardı. Oturma odasına girdiğimde masanın üstünde bir demet nergis ve cam bir şamdan gördüm. Kanepenin üstünde de el yazısıyla yazılmış bir not bırakmıştı:
Yıllardır ayrı yatıyoruz. Yine de biliyorum ki, birlikte kurduğumuz yuvada güzel günlerimiz oldu. Zamanında aşkımızdan doğan çocuklarımız var. Yatak odasındaki o eski yatak hâlâ bizi bekliyor. Eğer bana küs değilsen, aynı yatağa dönelim ve eski günleri hatırlayalım. Hatalarımı affedersen, bu gece orada buluşalım.
Altına da adını atmıştı: Senin Zeynepin.
O notu okurken içimden bir öfke kabardı. Ben de mi özür dileyeceğim? diye düşündüm öfkeyle. Hayatım boyunca işimi kaybedince, fabrikada yıllarımı verdikten sonra o kötü günlerde bir Allahın kulu bana tek teselli vermemişti. O ise, çocukları susturmamı ister, evdeki huzursuzluk için hep beni suçlardı. Sonra içime kapanmıştım işsizliğin ağırlığıyla, bazen biraz fazla içki içmiş, saatlerde televizyonun karşısında oturmuştum. O günlerde, eşimle tartışmalarımız, pişmanlıklarımız yavaş yavaş birikmişti.
Bir an kendimi kaybettim; verdiği notu yırtıp buruşturdum. Tam o sırada kulağıma bir ses geldi: Birkaç iyilik daha yaparsan, cennete gideceksin dediğinde, içimde bir şeyler çözüldü. Bir kez daha, bu sefer daha yumuşak sözlerle yeni bir not yazdı eşim:
O zamanlar hiçbir şey anlamadım. İşten atılınca sessizliğin, korkunun ne demek olduğunu görmedim. Emeklilik hayallerin vardı; zorla seni sevmediğin bir mesleğe neden ittim, şimdi anlıyorum. Yıllar önce odanda şiirler ve resimler yazarken, seni anlamak yerine, tablolarını parçaladım, yazdıklarını attım. O günleri hatırladıkça utanıyorum. Senin için farklı olabilirdim. Keşke resimlerini pazarda satsaydık, belki birlikte daha mutlu olurduk. Senin acını, kendimi güvende hissettiğimde bile görememişim. Şimdi senden bütün kalbimle özür diliyorum. Bugünden sonra her şeyin daha güzel olacağına inanıyorum. Seni hâlâ seviyorum.
Yine adını yazdı: Senin Zeynepin.
Akşam saatlerinde eve döndüğümde, başka bir hava, başka bir sıcaklık vardı odada. Mis gibi dolma kokusu, yeni demlenmiş çay, radyodan hafif bir Sanat Müziği ve kanepe üstünde o mektup Zeynep mutfaktan çıktığında, gözleri dolmuştu ama yüzü eski zamanlardaki gibi Hiçbir şey konuşmadık, ama her şeyi anladık. Sarılıp biraz ağladık. Sonra eski günlerdeki gibi yatağa birlikte yattık. Gece, sanki aşkın ilk zamanı gibiydi her şey yeniden başlıyordu.
Karnımızı doyurup, çocuklarımızı, geçmişteki komik anıları anarken uzun uzun güldük. Sonra mutfağı topladı; pencereden bahçeye bakarken bir figür gördü: bahçede melek vardı. Koştu dışarı, gözleri yaşlıydı: Ne olur, biraz daha kalayım. Onun yeniden resim yapmasına yardım etmek istiyorum. Hatalarımı telafi edeceğim. Söz, yakında o mutlu olunca seninle gelirim.
Melek gülümsedi:
Seni hiçbir yere götürmeme gerek yok. Sen cennetini kazandın. Tek yapman gereken, yaşadığın o cehennemi ve şimdi ulaşabildiğin cenneti hatırlamak Cennet bazen sandığından çok daha yakın.
Eşim Zeynepe seslendi içeriden:
Hayatım, hava serinledi, hadi gel yataklara geçelim. Yarın yeni bir gün.
Kendi kendime Evet, Allaha şükür, yarın yeni bir gün daha başlayacak dedim.
Bugünden bana kalan ders ise şöyle:
Sen, sürekli alamadıklarından yakınan hiç verdiklerini düşündün mü?
Sen, acı çeken başkalarına ne kadar acı verdin?
Sen, başkalarının bilgisini eleştiren önce kendini tarttın mı?
Sen, kusurları cezalandıran kendi kusurlarını görebiliyor musun?
Dürüst bir dost olduğunu iddia eden acaba kendine ne kadar dürüstsün?
Yokluktan şikâyet eden sahip olduklarını görebiliyor musun?
Dünyayı eleştiren sen daha iyi olması için ne yaptın?
Cenneti hayal eden cehennemi hafifletmek için ne yaptın?
Alçakgönüllü olduğunu söyleyen gerçekten öyle misin?
Kötülüğü eleştiren iyilik yaymak için uğraşıyor musun?
Duyarsızlıktan şikâyet eden sen aşkını, sevgini gösteriyor musun?
Yoksulluktan korkan elindekilerin değerini biliyor musun?
Dikenden şikâyet eden bir gül diktin mi?
Karanlıktan korkan bir ışık yaktın mı?
Hep kendiyle meşgul olan başkalarını da düşündün mü?
Küçük hissettiğin zamanlar kendini geliştirmek için uğraştın mı?
Yalnızlıktan korkan bir başkasına varlığını sundun mu?
Hastalıktan korkan sağlığına dikkat ettin mi?
Barış isteyen kavgaları önlemek için bir adım attın mı?
İşte, insan hayatı kısa. Geriye dönüp bakınca, cennetin bazen yanı başında olduğunu, cehennemin ise insanın kendi elleriyle kurduğunu bir kez daha anladım.



