Dostluğun Enkazı
Zehra bugün eve döndüğünde omuzları düşmüş, adımları yavaşlamıştı. Anahtarıyla kapıyı açarken içinden bir iç çekişle dış dünyanın gürültüsünü ardında bırakmaya çalıştı. Ayakkabılarını çıkardı, hareketleri neredeyse otomatiğe bağlanmış gibiydi. Yorgundu ama asıl yorgunluk bedende değil, ruhundaydı. Koridorda alışıldık bir sessizlik hâkimdi; sadece mutfaktan, kısık sesli bir televizyonun mırıltısı geliyordu. Zehra bir an durdu. Eve dönmek, kendi ortamına geçmek için o küçücük nefeslenmeye ihtiyacı vardı ama bugün, ne garip, bu çok daha zordu.
Derin bir nefes alıp mutfağa yöneldi. Masada eşi Tolga oturuyordu. Önünde bir tabak çorba, arada bir kaşığı daldırıp göz ucuyla televizyona bakıyordu. Zehrayı görünce hemen gözlerini kaldırdı.
Bugün baya erken geldin. Bir şey mi oldu? dedi, sesinde gerçek bir endişeyle.
Zehra söze başlamadan karşısındaki sandalyeye oturdu. Kollarını kendi etrafında kavuşturdu, sanki üşümüş ya da kendini korumaya çalışıyormuş gibi. Tolga, Zehranın hali tavrından ciddi bir şeyler olduğunu anladı.
Hayır, her şey yolunda değil, dedi Zehra, bakışlarını pencereden dışarıya kaçırarak. Az önce Ayladan geldim. Sanırım artık arkadaş değiliz.
Tolga hemen kaşığını bıraktı. Yüzü ciddi ve dikkatli bir ifadeye büründü. Sorulara boğmak istemiyordu, ama ona buradayım, seni dinliyorum dercesine bakıyordu.
Ne oldu? Anlatmak ister misin? dedi, yine aynı sakin tonu koruyarak.
Zehra derin bir nefes aldı, doğru kelimeleri seçmek için biraz duraksadı.
Her şey onun eşi yüzünden başladı. Düşünebiliyor musun, Murat ona ihanet etmiş. Ama Ayla, Muratla konuşmak yerine o talihsiz kızı suçladı. Onun evli olduğunu biliyordun, yine de ilişki yaşadın diyerek hakaretler etti. Ben ise sakinleşmesini, asıl suçlunun Murat olduğunu, önce onunla konuşması gerektiğini söyledim. Ama Ayla beni dinlemedi bile. Bağırdı, beni desteklemiyorsun, onun tarafındasın dedi.
Tolga elindeki kaşığı evirip çevirmeye başladı ama iştahı çoktan kaçmıştı. Olayın tümünü anlamak ve eşine destek olmak istiyordu.
O kız durumu biliyor muydu peki? diye sordu, gözlerini Zehradan ayırmadan.
Zehra ellerini havaya kaldırdı, sanki bu soruya verilecek cevaptan yorulmuştu.
Aksine! Nereden bilsin? Murat ona boşandığını söylemiş, kimliğini bile göstermemiş. Ben de Aylaya anlatmaya çalıştım; ortada aldatmanın asıl sorumlusu Murat. Başkasının yalanına bir başkasını suçlayamazsın! Ama anlamadı Ayla. Bana sen de mi masumsun, o kadınları savunuyorsun, yoksa sen de bir şeyler çevirdin mi? dedi.
Tolganın kaşları çatıldı. Eşinin bu şekilde suçlanmasına ve dostunun meseleyi bu kadar çarpıtmasına sinirlenmişti.
Çok saçma! Sonra ne oldu? dedi.
Zehra acı bir tebessüm etti. İçinde kalanlar onu susturmak istese de sözlerine devam etti.
Sonrası daha kötü. Ayla bizim ortak arkadaşlara anlatmaya başladı. Zehra ne diye o kızı savunuyor acaba? Kendinde bir şey var da mı böyle davranıyor? diye ima ediyor. Düşünebiliyor musun? Ben dostun zor gününde yanında olurum diyordum, şimdi beni bile suçlu gibi gösteriyor.
Mutfakta, arka fondaki televizyonun sesi kesilmiş, geriye tatsız bir sessizlik kalmıştı. Zehra masa örtüsünün ucunu sinirle çekiştiriyordu. Dost bildiği kişinin ona bu haksızlığı yapması içini burkmaktan öte paramparça ediyordu.
Asıl acı olan şu, dedi sessizce. Ona sadece yardımcı olmak istemiştim. Suçu gerçekten işleyene yönlendirmesini anlatmaya çalıştım. O ise her şeyi baş aşağı çevirdi. Şimdi neredeyse bütün çevremiz ona hak veriyor, üzerime göz ucuyla bakılıyor. İnsanlar arkamdan konuşuyor Böyle kolayca yüz çevirdiler bana. Hem de küçücük bir yalan için.
Tolga ayağa kalktı, Zehranın omuzlarına sarıldı. Sıcak, güven veren bir dokunuştu bu. Ona sessizce yanındayım diyordu.
Biliyorum, haklı sensin, dedi Tolga, sesi sakin ama kararlı.
Biliyorum, dedi Zehra, sonunda pencereden bakmayı bırakıp Tolgaya dönerek. Ama bu maalesef yetmiyor. Bunca yıllık dostluk, bir anda, yalanlar ve saçma gurur yüzünden bitiyor. Çok acıtıyor.
****************
İlerleyen günlerde Zehra mümkün olduğunca evden çıkmamaya çalıştı. Markete, apartmanın bahçesine indiğinde gözlerinin üzerinde olduğunu hissediyor, arkasından kısık sesle konuşulduğunu duyuyordu. O anlarda içinde boğucu bir sıkıntı oluşuyordu. Evde ise kendini oyalamaya çalışıyor; kitaplıkları düzeltiyor, temizlik yapıyor, yeni tarifler deniyordu. Ama aklı hep aynı noktaya dönüyordu: Hayatı bundan birkaç hafta öncesine kadar ne kadar da farklıydı.
Çoğu zaman, uzaklara gitme hayali kurdu. Bütün bu dedikodulardan, bunaltan bakışlardan kaçmak, başka bir yerde, hiç kimsenin onu, Ayla’yı veya saçma olayları bilmediği bir kasabaya yerleşmek istedi. Kimsenin hakkında konuşmadığı bir yer. Yalnızca huzur, biraz sessizlik…
Bazen gözlerini kapatıp bir trene ya da otobüse bindiğini, İstanbulun bu mahallesini arkasında bırakıp bambaşka bir şehirde yepyeni bir hayat kurduğunu hayal etti. Elbette bunlar, şimdilik ancak birer hayaldi. Gerçeğe döndüğünde ise her sabah, o yıkılan dostluğun acısı ve yalnızlığıyla uyanıyordu.
Bir akşam, Zehra ve Tolga mutfakta çay içiyordu. Dışarıda karanlık çökmüş, lambaların soluk ışığında parkta bir iki çocuk sessizce oynuyordu. Aralarındaki sessizliği Tolga bozdu.
Bir şey düşündüm bugün Belki de taşınsak mı? dedi, sesini alçaltarak. En azından şehrin başka bir semtine gitsek. Hem hava değişikliği olur hem kafa toplarız.
Zehra şaşkınlıkla Tolgaya baktı. Bu öneriyi beklemiyordu ve aniden içi umut ve korkuyla doldu.
Sence iyi gelir mi? diye sordu. Konuşurken sesi titriyordu, çünkü alışkanlıklarını geride bırakmak kolay değildi.
Kesinlikle, dedi Tolga, kararlı ama baskıcı olmadan. Senin yeniden nefes alman lazım. Burada, bu mahallenin her köşesinde azıcık huzur bulamıyorsun. Taşınmak, yeni bir sayfa açmak neden olmasın ki?
Zehra fincanındaki çaya odaklandı. Bir yanıyla evlerini, onca anıyı, kalan birkaç iyi dostu bırakmak gözünü korkutuyordu. Diğer yanda ise, dedikodulardan uzak, yeni ve temiz bir başlangıca dair bir hasret vardı.
Aklında artıları eksileri tarttı; eski dostlarını, İstanbulun kalabalığı arasında yaşadığı yalnızlığı, yeni bir yerde kendini özgür hissedeceği günleri düşündü. Belirsizlik korkutuyordu ama değişim her zaman kolay değildi.
Pekâlâ, deneyelim, dedi sonunda, kararındaki cesaret sesi hafifçe titreyerek ortaya çıktı.
Tolga gülümsedi, rahatladı; Zehranın yeniden ileriye bakmasını görmek ona yetiyordu.
O zaman hemen bakalım, eminim doğayla iç içe, hoş bir ev buluruz. Temiz bir nefes, güzel yürüyüşler…
Zehra başını salladı. İçinde usul usul bir umut parladı. Kaçmak değil, yenilenmek için bir mola lazımdı ona. Belki burada yeniden toparlanacaktı.
Ev arama süreci sandığından zordu. Her gün ilanlar bakıyor, emlakçılarla görüşüp birkaç öneriye gidiyorlardı. Bazı evler resimde güzel olsa da gerçekte karanlık ya da iç karartıcıydı; bazı semtler ise beklenenden kalabalık, gürültülü çıkıyordu.
Ama acele etmediler. Gerçekten içlerine sinen bir yer olsun istediler. Tolga organizasyonun büyük kısmını üstlendi, Zehra ise her bakılan evi hayalinde yaşayıp yaşayamayacağını tarttı.
Arada Zehranın aklı hâlâ Aylaya gidiyordu. Öfkesi tazeydi, ama zamanla onun yerini bir kabullenme aldı. Demek ki, sandığından kırılganmış o dostluk; geçmişteki güzel günleri, paylaşılan sırları, omuz omuza verilen mücadeleleri düşündü. Nerede koptuk? diye sormadan edemedi içinden.
Bir gün evde eski fotoğrafları karıştırırken eline Ayla ile bir yaz tatilinde çektirdikleri bir fotoğraf geldi. Güneşli, rüzgârı bol bir gün; ikisi de gülüyordu, gelecekten umutlu, mutlu. Her şey o zaman ne kadar kolay ve aydınlıktı. Şimdi ise bir masal gibi uzaktı o günler. Zehra uzun süre bu pozu inceledi, o zamanlara özlemle içini çekti.
Belki bir kez daha konuşmayı denemeliydim? diye düşündü. Hemen ardından son buluşmalarındaki kırıcı sözler, suçlamalar, o acımasız yaklaşımlar geldi gözünün önüne. Hayır, bunun artık bir faydası yok dedi kendi kendine. Fotoğrafı bir kutunun dibine kaldırdı, bazı yollar çıkmaz olurdu, bunu anladı.
Bir ay sonra, tam kendi aradıkları gibi bir daire buldular. Küçük ama aydınlık, kocaman pencereleri olan, etrafı yemyeşil bir semtte. Evin sahibi de sakin ve dürüst kiracı aradığını özellikle belirtti, bu da Zehra’nın içini rahatlattı.
Taşınma işleri birkaç gün aldı. Eşyalar kutu kutu taşındı, mobilyalar yerleştirildi, mutfak perdeleri asıldı, duvarlar yeni fotoğraflarla süslendi. Tolga şakayla karışık Bütün kutuların içeriğini ezberledik, dedi, Zehra ise Böyle olması iyi, aradığımızı hemen buluruz, diye güldü.
Kutu kutu eşyaların arasında, Zehra yavaşça içinin ferahladığını hissetti. Artık kimsenin ona bakarak fısıldaşmadığı, sıfırdan başlayabileceği bir yuvadaydı.
Büyük bir pencerenin önüne geçti, dışarıdaki ağaçlara, oynayan çocuklara baktı ve derin bir nefes aldı. İçindeki kötü anıların yerine hafif bir umut, eski dostluk acısının yerine yeni bir hayat sevinci doğuyordu. Kaçmıyor, sadece iyileşmek için biraz zamana ihtiyacı vardı.
**********************
Taşınmadan önce Zehra beklenmedik bir adım attı. Nedenini tam açıklayamazdı, belki de içini rahatlatmak, belki de hikâyeye bir nokta koymak istediği için Murata, Aylanın kocasına mesaj attı ve onunla bir kafede buluşmak istediğini yazdı.
Küçük, merkezden uzak bir yerde randevulaştılar. Zehra erken geldi, çayını yudumlayıp kapıyı kolladı. Muratın gelince tedirgin olduğu her halinden belliydi.
Selam, dedi, masaya otururken. Doğrusu böylesine bir görüşmeyi beklemiyordum.
Zehra bir yudum daha aldı, cümlelerini kafasında tarttı.
Biliyorum boşanmayı düşünüyorsun, dedi açıkça. Ayla seni her şeyin tek suçlusu gibi gösterecek, savunmaya hazırlanıyor. Ama onun da masum olmadığını bilmeni isterim. Mesela o, geçen yıl Konyadaki iş gezisinde yaşadıklarını senden sakladı.
Murat irkildi, elindeki bardağı sıktı.
Ne demek istiyorsun? dedi, ama cümlesini tamamlamadı.
Yani, senin de eşit şansların olması gerekiyor, diye devam etti Zehra sakince. Mahkemede sadece senin hataların konuşulmayacak. Eğer ister ve ihtiyaç duyarsan kullanman için bazı şeyler hazırladım.
Çantasından bir zarf çıkardı. İçinde birkaç fotoğraf, ekran görüntüsü vardı tam anlamıyla büyük bir ifşa değil ama Aylanın anlatmaya çalıştığından başka bir gerçekliğin de varlığına kanıttı.
Murat zarfı çekinerek açtı, göz gezdirdi. Yüzü ifade vermedi ama elleri titredi.
Sağ ol, dedi alçak sesle. Bunu senden beklemiyordum.
Ben de beklemiyordum, ama yeter artık. Kimseyi suçlayıp mağdur rolüne bürünmek kolay. Gerçek ortaya çıksın istedim, taraflar neyse ona göre davransın.
Kısa bir sessizlik oluştu. Zehra pencereden dışarı bakarken bir hafiflik hissetti. Geçmişin tamamen koptuğunu, dostluğun artık bitmiş olduğunu anladı. Murat zarfı cebine koydu.
Bunu kullanır mıyım bilmiyorum, dedi, ama hakkaniyet için teşekkür ederim.
Zehra daha fazla konuşmadı, çayını bitirdi, kısa bir Hoşça kal deyip kafeden çıktı. Dışarıda rüzgâr saçlarını uçuruyordu ama umurunda değildi. Hızlıca yürürken, aslında yaptığı şeyin Ayla ya da Murat’la değil, tamamen kendisiyle ilgili olduğunu anladı eskiye dönmeye çalışmak değil, kendisiyle barışmak için bir adım atmıştı
********************
O görüşmeden sonra, Zehra uzun uzun düşündü. Bir gün telefonunun rehberinden Aylanın numarasını sildi, sosyal medya hesaplarını takipten çıkardı sanki eski, yıpranmış bir defteri kapatıp rafa koymak gibi. Yeni evde her şey taze başlıyordu artık; eski fotoğraflar kutularda, duvara ise yeni anılar, yeni şehirde çekilen kareler asılıydı.
Zehra kısa sürede, uzaktan çalışabileceği bir iş buldu. Deneyimi talep görüyordu. Tolga ise yeni ofisine alışmış, güleryüzlü bir ortamda moral buluyordu.
Mahallede yürüyüşe çıktıklarında, küçük pastaneleri, parkları keşfediyorlardı. İlk başta yeni insanlarla tanışmak garip gelse de zamanla bu karşılaşmalar mutluluk kaynağı oldu. Burada kimse ona şüpheyle bakmıyor, ne yaşandı diye fısıldaşmıyordu. Zehra, uzun zaman sonra rahatça nefes alabilmenin hafifliğini hissetti.
Bir gün akşamüstü Zehra balkonda oturuyordu. Elinde bergamot çayı, gözleri altın ışıklı damların üzerinde dolaşıyordu. Tolga bir fincanla yanına geldi, birlikte sessizce manzarayı izlediler. Birden Zehra konuştu:
Galiba tek doğru olan buydu, hem taşınmak hem de Murata olanları anlatmak.
Sesi sakindi, itiraf gibi değil, içini döker gibi söyledi. Tolga sıcak bir gülümseme ile onu omzundan çekerek yakınlaştırdı.
Ne yaptıysan, doğru bildiğini yaptın, dedi. Önemli olan bu zaten.
Bu sözlerde analiz veya yargı yoktu, sadece destek, sıcaklık. Zehra başıyla onayladı. Gökyüzü şehrin üzerinde pembe ve turuncuya çalıyordu, karanlık iniyordu. Geçmişin Aylası ve onun dedikoduları artık çok uzaktaydı; şimdi yeni bir hayat başlıyordu dürüst, sakin ve gerçek.
**************************
Altı ay geçmişti. Zehra yeni evlerinin penceresinde güneşin doğuşunu izliyordu. Elinde yine bergamotlu çayından. Tolganın mırıldanan sesi yatak odasından geliyordu. Her şey yavaşça rayına oturuyordu. Zehra işine alışmış, verimli çalışmayı, dinlenmeyi ve yeni ilgi alanlarına vakit ayırmayı öğrenmişti.
Bunlardan biri hep istediği ama fırsat bulamadığı resim kursuydu. Artık haftada iki akşam kursa gidiyor, suluboya ve pastel çalışıyor, ortaya çıkanları severek izliyordu. Sonuçtan çok, sürecin kendisi hoşuna gidiyordu; biriken duyguları şekle ve renge dökmek iyi geliyordu.
Bir akşam Zehra rahat koltuğunda otururken sosyal medyada eski bir iş arkadaşı olan Suzandan mesaj geldi. Zaman zaman beğeni bırakıp geçtiklerinden başka iletişimleri kalmamıştı. Merakla mesajı açtı:
Zehra selam! Aylanın davası ne oldu biliyor musun? Ben de tesadüfen bir ortak tanıdıkla karşılaştım, anlattı
Zehranın içinden bir şeyler kopmuş gibiydi, elleri titredi. Bilerek eski arkadaşlarından uzak durmuş, Ayladan habersiz kalmayı tercih etmişti. Ama merakına yenik düştü.
Ayla boşanmada her şeyi almak istemiş, pahalı bir avukatla hazırlanmış, kendini mağdur olarak sunmuş. Ama Murat öyle belgelerle, kanıtlarla çıkagelmiş ki, Aylanın masumiyeti çöktü. Özellikle Konyadaki iş seyahatinden kalan mesajlar çok etkili olmuş. Sonunda mahkeme Muratın lehine karar vermiş. Aylaya kalan sadece arabası olmuş.
Zehra telefonunu masanın üstüne bıraktı. Çay soğumuştu. İçinde garip bir huzur vardı. Bu bir intikam duygusu değil, doğru olanın ortaya çıkmasıydı.
Bir şey mi oldu? diye arkasında Tolganın yumuşak sesi duyuldu.
Tolga gelip Zehranın omzuna dokundu, onu yanağıyla okşadı. Zehra bu sıcaklığa güvendi.
Yok, sadece Aylanın davasının sonucunu öğrendim, dedi.
Ve? diye sordu Tolga.
Her şeyi almak istedi, ama neredeyse her şeyi kaybetti, dedi. Mahkeme asıl hikâyeyi öğrenmiş.
Tolga Zehranın yanında sessizce durdu, önemini sessiz desteğiyle gösterdi. Zehra geçmişte yaşananların, dostluğun kolayca çarpıtılmasının, bir daha yaşanmasına izin vermeyeceğine yemin etti.
Birazdan birlikte mutfağa geçtiler, Tolga taptaze simit ve poğaçalar almıştı. Hadi çayla simit yiyelim, dedi Tolga, yarın da yenilen parkı gezelim, çok güzelmiş.
Zehra gülümsedi, ruhu hafiflemişti. Artık Aylanın hikâyesi bitmişti. Şimdi yeni hayatına odaklanabilirdi.
O akşam Zehra yürüyüşe çıktı, başı açık, huzurla adımladı. Sokağın lambaları yanıyordu, kasım ayının hafif serinliği üzerindeydi. Hemen her evde akşam yemeği hazırlığı vardı, birkaç kedi apartmanın önünde sıcacık bir borunun dibinde uyukluyordu. Zehra, aylardır ilk kez kendisinden emin ve huzurluydu.
Parkta bir banka oturdu, çocukların neşeli çığlıklarını dinledi, hafif bir müzik uzaktan duyuluyordu. Şehrin yeni semtinde akşamın bu huzuruna şükranla bakakaldı. Hayatının ilk defa sade, olaylardan uzak ve kendi elleriyle şekilleniyor olması o kadar güzeldi ki
Artık o eski Zehra değilim, dedi içinden, çocukları izlerken. Artık kendi sınırlarımı koruyabiliyorum. Asıl önemli olan da buymuş.
Ertesi sabah Zehra Suzanı aradı. Paylaştıkların için teşekkür ederim. Artık bu defteri tamamen kapattım, dedi, sesinde rahat bir gülümsemeyle.
Biliyorum, herkes birini haklı, ötekini suçlu sanmıştı ilk başta. Şimdi gerçek ortaya çıktıkça insanlar farklı düşünmeye başladı, dedi Suzan.
Varsın öyle olsun. Benim için önemli değil,” dedi Zehra. “Asıl önemli olan ben kendi hayatımı huzurla kuruyorum.
Günü yine keyifle bitirdi Zehra; Tolgayı kapıda karşıladı, eskiyi anlatmadı. Beraberce sofraya oturdular, hafta sonu için planlar yaptılar; belki bir kahvaltı, belki bir film gecesi, belki de yağmurlu havada evi güzelleştirmek Dışarıda yavaşça yağmur yağıyor, yeni şehrinin yolları ve insanlar geçmişin izlerini yavaşça unutturuyordu.
Küçük bir elektrikli şömine aldılar; evde ateşin dansı gibi ışıklar duvara vuruyordu. Zehra o ateşe bakarken, artık geçmişe dönme arzusu olmadığını, gerçek huzurun burada, yanında güvendiği insanlarla, dürüstçe yaşamakta olduğunu hissetti.
Ve günlüğüme şu dersi yazarak bu sayfayı kapatıyorum: Hayatta dostluklar bitebilir, iftiralar kapıyı çalabilir. Ama insan, kalbini korumayı, kendi doğrularından şaşmamayı ve huzurlu bir hayata yeniden başlamayı öğrenirse, sonunda kendisiyle barışıyor. Asıl önemli olan, başkalarının ne dediğiyle değil, kendi vicdanına bakabilmekmiş.




