Dostluk Maskesi Altında Gizlenen İhanet

Arkadaşlık Maskesiyle Gelen İhanet

Bu sene kış, eski İstanbulun sokaklarında adeta kartpostalları andıran bir güzellik sergiliyordu: kar o kadar çok yağdı ki, apartman bahçeleriyle kaldırımlar bembeyaz bir masala dönmüştü. Pamuk gibi kar taneleri, usulca yere iniyor, çatıların ve yolların üstünü örterken keskin bir ayaz, havayı bambaşka bir berraklıkla dolduruyordu.

Fakat Ece ve Mertin evinde ise hava bambaşkaydı; sıcak ve huzurluydu. Camların ardında kar dans ederken, içerisi sanki yumuşak battaniye gibi korunaklıydı. Sarı bir abajurdan çıkan loş ışık, huzurlu bir ortam yaratmış, kışın soğuğunu dışarıda bırakmıştı.

Çift, eski bir kırmızı koltuğa kıvrılmış, üzerine yumuşacık yorganı çekmişti. Televizyonda, kafa dağıtacak türden, sıradan bir aile komedisi oynuyordu. Ece ekrana dalmış, bazen hafifçe gülümsüyordu. Mert ise başını arkalığa yaslamış, göz ucu ile karı seyrediyordu; camdan gelen manzaraya bakmak her zaman hoşuna giderdi.

Tam bütün bu huzura, Mertin cebindeki telefonun melodik sesi karıştı. Mert birkaç dakika çekimser kaldı, sanki huzurlu anı bozmak istemiyordu. Sonra tekrar çaldı. İç geçirerek telefonu çıkardı ve kim arıyor diye baktı, ardından Eceye döndü:

Yine Tolga arıyor, dedi hafifçe. Bugün üçüncü defa.

Ece bakışını ekrandan ayırmadan omuz silkti.

Yine bir yerlere çağırıyordur. Yalovadaki yazlık evi aldığından beri rahat bırakmıyor ki. İlla kutlayacak! Hiç hayır kelimesine kulak asmıyor bu çocuk.

Mert Tolganın aramasını açtı, sesi neşeli çıkarmaya çalışarak:

Selam Tolga, naber?

Mert, ne zaman geliyorsunuz artık? Ben söylemiştim, bugün kutlamadayız! Her şey hazır; şömine yanıyor, masa kurulu, herkes yolda. Bu hafta mutlaka bekliyorum, bak kar da var, hele Ece de gelsin, çok eğleniriz!

Mert cevap vermek için duraksadı. Eceye baktı, Ece başını hafifçe olumsuz salladı. Sessiz mesaj, gürültülü sofralardan, gürültüden ve kalabalıktan hiç hazzetmediklerini yeniden hatırlatıyordu. Onların derdi, sessiz ve huzurlu bir evde, kimseye açıklama yapmadan, yavaşça vakit geçirmekti.

Bir iki saniye düşündükten sonra Mertin aklına iyi bir bahane geldi. Hemen sesini alçaltarak cevapladı:

Tolga, şimdi Ece birkaç günlüğüne annesine gitti. Tek başıma gelmek istemem, anlıyorsun ya Hem sonra yanlış anlaşılır, eşimle gereksiz tartışmaya gerek yok. Bir dahaki sefere daha iyi olur, ne dersin?

Arada kısa bir sessizlik oldu. Tolganın sesi sonra biraz bozuk çıktı:

Nasıl ya? Ne zaman dönecek ki?

Yarın akşam gelir, diye iç çekti Mert. Aniden gelişti, aslında planımız vardı sinemaya gitmek, Modada yürüyüş yapmak, hatta belki buz pistine uğramak istiyorduk. Ama iptal oldu işte. Sonra görüşürüz, olur mu?

Tolga bir müddet daha sustu, sonra aceleyle:

Olur Ama döndüğünde haber ver, sizi çok özledim!

Tabii, tabii, kesin haber ederim! Belki önümüzdeki hafta… Planlar değişmezse, tabii.

Mert telefonu masanın üstüne bıraktı ve derin bir nefes alıp Eceye döndü, yüzünde hafif bir tebessümle;

Oh be, zor kurtuldum, dedi. Niye bu kadar ısrarcı acaba? Bu kafa, alkol masası olmadan eğlenmeyi bilmez zaten! Boşver… Seninle geçirmek varken kim gider ki oralara?

Eşini sımsıkı sardı. Evin sakinliği, dışarıda dönen tipik Beyoğlu karının altında, kendi sıcak köşelerinde gerçekten huzur vericiydi. En çok da, kimseye hesap vermeden yan yana olabilmek güzeldi.

Ece de ona sokulup, o tanıdık sıcaklığı hissetti. O anda, yavaşça dönen romantik bir Türk filmi televizyonda devam ediyordu; duvardaki eski saatin tıkırtısı, mutfaktan gelen zayıf çay kokusu ve arada karışan minik gülüşler… Hepsi güvenli ve sakin bir hayatın simgesiydi.

Ben de aynısını düşünüyorum, dedi Ece sessizce. Film izleyelim ve erkenden yatalım. Bana başka bir şey gerek yok.

Mert tekrar gülümsedi, Eceyi koluna aldı. Kafasındaki tüm kaygılar, güzel planlar arasında kaybolmuştu. Ama tam o rahatlığa teslim olmuşken, Tolga bir daha aradı.

Mert kaşlarını çattı, ekrana baktı ve yine istemeye istemeye telefonu aldı.

Tolga, az önce ne dedim? diye konuşmaya başladı hafif gerginlik ile.

Mert, bak şimdi, Kristal kulübündeyim, çocuklarla oradayız meğer. Şaşırtıcı bir şey oldu, Ece burada, yanında bir adam var. İçiyorlar, sarmaş dolaşlar. Sana söylemek istemezdim ama… Senin bilmen lazım! Hani annesine gitmişti?..”

Mert donakaldı. Eceye baktı, tekrar telefona göz attı, aklından acaba oyun mu bu? diye geçti.

Ne diyorsun ya? Emin misin? Karımı başka biriyle karıştırmış olmayasın? Eminim, o şu an evde!

Kesinlikle eminim, dedi Tolga. Hem sarhoş, hem gülüyor, herkesin içinde. İstersen telefonu ona vereyim?

Bir an gözlerini kapadı, aklında bin soru dönüyordu. Nasıl olabilir ki? Yok, ya Tolga yanlış gördü, ya da… başka bir iş var.

Ver bakalım, dedi ve hoparlörü açtı. Arka planda kulüp müziği, hem kadın hem erkek sesleri… Sonra bir kadın sesi, Ecenin sesine tıpatıp benzeyen bir tonda duyuldu.

Alo? Kim bu? diye mırıldandı, bir yandan sesi tanıdığı konuda emin olan Mertin yüreği küt küt atıyordu.

Yanında şaşkınlıkla kendisine bakan gerçek Eceye döndü.

Ece? Mert ben… Bu nedir? diye sordu, sesi titriyordu.

Cevap olarak telefonda bir kahkaha ve biraz arsızca bir yanıt geldi:

Off Mert, bıktım senden! Eğlenmek istiyorum ben! Sıkıcı hayatından bunaldım! Bırak da biraz kafama göre takılayım!

Ece hızla yerinden fırladı, beti benzi soldu. Kalbinin deli gibi attığı elini göğsüne bastırdı.

Saçmalık bu! Nasıl olur da biri benim sesimi taklit eder? Hem nasıl böyle ayrıntıları bilir? Neler oluyor Allah aşkına?

Neredesin şimdi?

Sana ne? Kocanım diye hesap mı vereceğim? Ne istersem onu yapıyorum!

Arka planda tekrar gülüşler, bardak sesleri, ardından Tolga tekrar lafa girdi:

Duydun mu şimdi Mert, işte sana söyledim!

Mert ansızın konuşmayı kesti, sinir ve şaşkınlık dolu bir şekilde:

Yarın hepsini çözeceğim. Artık arama! dedi ve telefonu kapattı. Cihazı koltuğa fırlatıp, tavana uzun uzun bakmaya başladı. Eğer Ece yanımda olmasa, inanırdım diye düşündü.

Ece kanepenin köşesine oturdu. O ses gerçekten bana çok benziyordu! diye mırıldandı, Ama asıl garip olan, bu ayrıntılara nasıl hakim oldu? Resmen biri ona bilgi vermiş!

Vallahi anlamıyorum, dedi Mert, elleriyle saçlarını karıştırarak. Şüpheler beynimi kemiriyor

Eğer ben gerçekten evde olmasam, sen bana inanır mıydın? diye gözleri hafif yaşlı sordu Ece.

Mert ona döndü, kollarının arasına aldı:

Senin öyle bir şey yapmayacağını bilirim. Böyle saçma bir numaraya kanmam ben. Biri kasıtlı olarak aramıza fesat sokmak istiyor. Gerekirse o gece kulübünün kameralarını izletirim, öğrenirim kimin ne olduğu…

Ece başını Mertin göğsüne yasladı, yavaşça sakinleşti. Evet, bu ben olamam, dedi. “Ama kim? Ve neden?

Mert omuz silkti. Artık endişesinin yerinde, sadece kararlılık vardı. Elini daha sıkı tuttu: Her şeyin üstesinden beraber geliriz.

***************

Ertesi gün öğleye doğru Ece çay içerken, Tolgadan yeni bir arama geldi. Tereddütle açtı.

Merhaba, dedi Tolga temkinli bir sesle. Dün Mertle konuştun mu?

Ece sinirle telefonu sıkıca tuttu. Olanları anlamak için soğukkanlı kalmaya çalıştı.

Evet, konuştuk, dedim ki; beni anlamıyor, beni suçladı, açıklama bile istemedi. Yalan söylediğimi düşünüyor.

Kısa bir sessizlik oldu. Tolganın sesinde gizli bir memnuniyet seziliyordu.

Yani bak… Ben zaten hep söyledim, Mert seni hak etmiyor. Kim olduğunu bilmiyor o.

Ece, öfkesini bastırmaya çalışarak, soğuk bir sesle sordu:

Ne diyorsun tam olarak?

Tolga iyice yumuşadı, sesi neredeyse fısıldar gibiydi:

Bunu uzun zamandır söylemek istiyorum… Ben seni seviyorum Ece. Hem de gerçekten. Sana değer veren biri olayım isterim. Eğer Mertten ayrılmak istersen hep yanında olurum.

Ece duyduklarını sindirmeye çalıştı. Meğer, o abuk sabuk geceyi de özellikle ayarlamıştı Artık şüpheye yer yoktu. Sakin bir tonda net konuştu:

Tolga, bu söylediklerin çok yersiz ve zamansız. Ben Merti seviyorum, kendi aramızda çözeriz. Lütfen artık karışma.

Kusura bakma, fazla konuştum belki, dedi Tolga. Yani, sadece bunu bilmeni istedim. Mert sana değer vermiyor, sanki ayrılmak istiyor senden! Ben ise sadece seni korumak istiyorum…

Ecenin sesi buz gibi oldu.

Bak Tolga, dün evdeydim, Mertle kavga filan da etmedik. Her şeyi sen ayarladın, belli ki. Artık niye yaptığını da biliyorum.

Bir süre sessizlik oldu. Sonra Tolga kekeler gibi itiraf etti:

Evet, ayarladım! Çünkü seni seviyorum, yıllardır hep senin yanında olmak istedim. Mertten daha iyi bakarım sana O geceki kızın sesi sana benziyor diye ayarladım, seni onunla kavga ettirmek istedim. İtiraf ediyorum işte!

Ece gözlerini kapattı, sinirini yutkundu.

Mutlu olur muydum sanıyorsun? Kime inanırsın ki… Arkadaşımı sırtımdan vurup başka bir hayal kuran adama mı? Gerçekten saçmaladın Tolga.

Daha fazlasını duymak istemiyordu. Gözleri kararlıydı:

Bu iş burada bitti. Bir daha ne beni, ne Merti ara. İhanetinin kaydını Merte de dinleteceğim. Yolun açık olsun.

Telefonu sonlandırıp masaya bıraktı, derin bir nefes aldı. Dışarıda kar aynı sakin tempoda devam ediyordu.

O anda Mert salona girdi, yüzünde kaygılı bir ifadeyle:

Ne oldu? diye sordu endişeyle.

Ece gülümsedi, hafifçe:

Hepsi ortaya çıkmış oldu. Her şeyi Tolga ayarlamış. Sadece bana aşık olduğu için aramıza fesat sokmak istemiş Ne kadar sinsiymiş!

Mert onun yanına oturdu, elini tuttu. Bu küçük dokunuşta, Yanındayım, sana güveniyorum, diyordu.

Demek ki o hiç gerçek dost olmamış, dedi Mert. Boşver, artık onu düşünmeye bile değmez. Zaten hep güvenmiyordum ama kanıt yoktu. Artık her şey yerli yerine oturdu.

Ece yanına sokuldu, hafifçe başını omzuna koydu.

En azından artık kime güveneceğimizi biliyoruz, dedi. Bundan sonra kimse yolumuza taş koyamaz.

Kısa bir gülümseme belirdi Ecenin yüzünde.

Aslında bizim için iyi oldu bu… Bundan sonra, rahatsız olduğum biri var deyip, o kalabalık buluşmalardan da sıyrılırız!

Bunu şakayla, ama bir rahatlıkla söyledi. Artık kimseye açıklama yapmak gerekmiyordu.

Mert kahkaha attı:

Tabii canım, filmimizi izleriz, çayımızı içeriz, yeter. Kimse keyfimizi bozmasın.

Ece battaniyeye iyice sarıldı, huzur ve güven içinde.

Böylece, dışarıda kar yavaşça uçuşurken, içeride sıcaklığın ve sadakatin hâkim olduğu bir dünya kurdular kendilerine. Bu küçük evde, ne yalan ne oyun vardı; sadece güven, huzur ve sevgi vardı. Yarın da bugünkü gibi sakin ve huzurlu olacak çünkü en değerlisi ellerindeydi.

***************

Tolga ise yalnız mutfakta, sogumuş çayına bakıyordu. Dün gece Ecenin ona, Bir daha asla arama! deyişi kulaklarında uğuldayıp duruyordu.

İçinde pişmanlıktan çok, yenilenin hiddeti, kıskançlığı ve içi acıyan bir öfke büyüyordu. Mutfakta volta atarken sürekli kendi kendine Neden olmadı ki? diye homurdandı.

Akşamdan aklında kalan hayalleri gözünün önünden film gibi geçirdi. Kafede tanıştığı, Eceye benzeyen bir kadınla kulübün planını yapmış, bütün ayrıntıları organize etmişti… Her şey istediği gibi ilerlemişti. Tek ihtiyacı, Ecenin ona yönelmesiydi.

Ancak umduğu son olmadı elinde kalan yalnızca yenilgi, kayıp dostluk ve asla kazanamayacağı bir aşk oldu.

Ben mi suçluyum? Hayır, asıl onlar kör, onlar anlamıyor diye içini kemiren düşüncelerle pencereden karı seyretti, gizli bir öfkeyle:

Ben daha iyi bir hayat sunabilirdim Eceye! Hak ettim bunu ama olmadı

Telefonun yanında bir kağıt parçası gözüne çarptı: gece için hazırladığı notlara yazılmış planları. Sinirle paramparça etti, çöpe attı.

Dışarıda kar aynı sakinliğiyle yağarken, Tolga yitip giden dostluğun ve asla yerine gelmeyecek bir aşkın acısıyla baş başa kaldı. Onların huzurlu, güven dolu dünyası asla onun olmayacaktı.

***

Ve ben, Mert olarak, o günlerden öğrendiğim en büyük ders; dostluktan beklentisi bencilce olan insanlara asla güvenilmemesi gerektiği… Ve en önemli şeyin, karşılıklı güven ve sevgi ile, tarafsızca bakmak ve sevdiğin insana her zaman kulak vermek gerektiği oldu. Gerçek huzur başkasında değil, doğru insanla beraber kurulan o sakin dünyada.

Rate article
Lifequest
Dostluk Maskesi Altında Gizlenen İhanet