Son Dilek

Son Arzu

Yok, eve dönemeyeceğim artık… derin bir iç çekişle inledim, sanki canım bedenimden akıyormuş gibi. Ve Deryayı da bir daha göremeyeceğim. Oysa ona evlenme teklifi edecektim. Yetişemedim… Tüm bunları bana niye yaşatıyor hayat acaba?

Bu kadar üzülmeyin, diye gülümseyerek yanıtladı hemşire, acilde getirildiğimde simsiyah olduğumu fark edince. Her şey iyi olacak.

Sanmıyorum… zor bela çıkardı ağzımdan kelimeleri.

Sonra sessizce, dehşet dolu gözlerle ameliyata hazırlanışımı izledim.
*****

Hastaneleri hiç sevmem çocukluğumdan beri.

Her şey çocukluğumda başladı; orada sürekli canımı acıtır, üstüne bir de özür dilemeyi bile gerek görmezlerdi.

Ne ağlıyorsun bakayım Oğuz? gülümserdi parmağımdan kan alan hemşire. Sen koca adamsın, okula başlayacaksın yakında, kız gibi ağlıyorsun, utanmıyor musun hiç?

Gözüm yaşlı hemşireye bakar, kurtulmaya çalışır ama elimden kaçmak gelmezdi. Utanmazdım, acır ve gücenirdim sadece.

Annemle çocuk polikliniğinden eve dönerken de sürekli, bir daha asla hastaneye gitmeyeceğim diye tekrarlardım.

Evet, asla! Ölsem de ayağımı bir daha hastaneyle bulaştırmam! diye kararlı konuşurdum.

Oğlum, ne diyorsun yavrum? derdi annem yıldırmadan. Doktorlar iyilik için çalışıyor, insanlar onlar sayesinde uzun yaşıyor. Onlardan korkmaman lazım.

Aman ne iyilik… burnumu çeker, parmağıma bakar, neredeyse canımı çekip aldılar diye içlenirdim. Kendi kendilerini iyileştirsinler, bana dokunmasınlar!

Diş hekimine zorla götürüldüğüm günü sormayın. Diş çekilirken öyle bir bağırmışım ki, sesimi pencereden dışarı bile duymuşlar. Kısacası hoş anılar değil kesinlikle.

Bu yüzden, büyüyünce de hastane, doktor, hemşire hiç yanaşmak istemedim. Mümkünse, sağlık sektörüyle arama Manavgat Nehrini koyuyordum.

Ama talih işte… Bir gün apandisit oldum ve hastaneye gitmek zorunda kaldım.

Acıdan iki büklüm olunca, buluşma planladığım sevgilim Derya mecburen ambulansı aradı.

Gerek yok ambulansa, geçer gider… diye yalvardım.

Kafayı mı yedin? Gözümün önünde kıvranıyorsun. Bu apandisit gibi duruyor. Bende de oldu zamanında, biliyorum.

Böylece (istemeye istemeye) Antalya Şehir Hastanesine götürüldüm.

Ne oldu, biliyorsunuz Hayatımda ameliyat görmemişim, ameliyathanede iç dünyamla uğraşacaklarını hayal ettikçe moralim bozuldu.

Sonra, koridordan iki somurtkan görevli, üstü örtülü bir sedye ile başka bir hastayı taşırken gördüm. Adamın ölüsü getirilmişti belli ki. Resmen umutsuzluk çöktü içime.

Bitti, artık eve dönemem… yine içimi çekerek düşündüm. Deryayı da son kez gördüm… Ona teklif edecektim, nasip olmadı işte. Tüm bunlar neden benim başıma geldi?

Kendinizi üzmeyin böyle, dedi yine hemşire ve içimi gördü. Ameliyatı çok kolay geçireceksiniz. Zamanında getirmişsiniz sizi. Geç kalsaydınız sıkıntı olabilirdi.

Nitekim dendiği gibi oldu ameliyat şıp diye bitti, hiçbir korktuğum başıma gelmedi. Acı bile hissetmedim. Senelerdir ilk defa bir hastaneden olumlu hatıram oldu. Şaşırtıcı…

Ameliyat masasında uyutuldum, gözümü açınca zorlu süreç bitmişti. Hemen normal odaya aldılar.

Sabaha dek ise deliksiz uyumuşum. Sadece ilaç değiştirirken gözümü minicik açıp tekrar düşmüşüm uykuya.

Sabah olunca…

…bir baktım, odada başka yaşlı bir adam daha var.

Şimdi başlar dert, dedim kendi kendime. İllaki anlatmaya başlar hayat hikayesini…

Tam da konuşmak istemediğim, sessizliğe ihtiyaç duyduğum bir andı. Hatta Deryaya bile yazmadım. Sadece iyiyim mesajı atıp telefonu yastığın altına gömdüm.

O sırada düşündüğüm tek şey, tam evlenme teklif edecekken hastaneye düşmemdi.

Deryayla bir yıldır beraberiz ve tam dün akşam şık bir restoranda, en sevdiği şarkı eşliğinde, yüzüğü getiren garsonla teklif etmeye hazırlanmıştım. Her şey özel olsun istiyordum…

Ama olmadı işte. Kader, bambaşka bir yol çiziverdi. Şimdi Deryayla hayal kurmak yerine, bir yatakta yaşlı bir adamla baş başa kaldım.

Ama ihtiyar adam hiç tahmin ettiğim gibi çıkmadı. Rahatsızlık vermedi; sadece kendi kendine mırıldandı ve kimseye ulaşamayınca üzülmeye başladı. Akşama kadar telefonuyla uğraştı, sonra pili bitti. Şarj kablosu evde kalmış zaten. Hemşirelerin elinde de eski tip telefon için uygun bir şarj yokmuş.

Telefonunun ekranı karardı, yaşlı adam ağlamaya başladı. O zaman içim acıdı, utandım. Belki ciddi bir derdi vardı, ben kendi kendime bir karakter yaratmışım adama.

Birkaç dakika bekledim, yatakta doğrulup kendisine her şey yolunda mı? diye sordum.

Yok evladım, oğluma bir türlü ulaşamıyorum, dedi üzgün.

Bilmiyor mu hastanede olduğunu? şaşırdım.

Biliyor… Hemşire haber vermiş ama yine de açmıyor. Altı ay önce, doğum günüme az kala, tartıştık. Beni huzurevine vermek istediği için. Evi satmak istiyor da, ben karşı çıktım. Sadece evden de değil.

Daha birkaç gün önce hastaneye kalp kriziyle getirilmiş. Doktorlar toparlamış ama ameliyat şart demişler.

İki gün sonraya aldılar ameliyatı dedi. Ama ben o vakte kalacağımı sanmıyorum.

Boşuna böyle düşünmeyin, cesaret verdim. Doktorlar insan hayatı kurtarıyor. Ben de dün apandisit oldum, bak yaşıyorum sapasağlam.

Güldü, aradaki farkı anlatmaya çalışmadı.

Bir köpeğim var, tek başına kaldı sokakta. Ondan endişeleniyorum. Oğlumdan son isteğim, köpeğe kimse bakamazsa güvenilir birine teslim etmesi. Zaten ev benim oğlana kalacak, istiyor da satmak. Anlayışsız biri… Telefona hiç cevap vermiyor. Hemşire arayınca da açmamış. Benim oğlan da böyle işte…

Anladım… mırıldandım.

En çok da köpeğim Pamuktan endişeliyim. Ona kim bakacak? Sokağa terk edilecek, kimse sahip çıkmazsa?

Ne tuhaf adam… dedim kendime. Ameliyatı var, köpek düşünüyor.

Ama Pamukla nasıl tanıştıklarını anlatınca içim ısındı. Meğer o köpek, yaşlı adam için çok şeymiş.

Doğum günümde buldum onu aslında, altı ay önce. Oğlum kutlamadı, akrabam kalmadı; eşim de rahmetli oldu beş yıl önce. Ama ilginçtir, eşim rüyama girmişti o aralar, yanında bir köpek vardı. O sabah markete gittim, yağmur yağıyor, köpek aşağıda perişan… Kimsenin haberi yok, sahibi aranmıyor, saatlerce bekledim ama kimseye sahip çıkmadı ona. Hava karardı, mecburen ben aldım eve.

Ve artık köpeğiniz oldu?

Evet, kimse sahip çıkmayınca dayanamadım, eve getirdim. Delilik diyeceksin belki ama, bana eşimin hediyesi gibi geldi. O yukarıdan bana yoldaş hediye etti sanki.

Olabilir vallahi, dedim ihtiyara, içim öyle yanmasa da.

Ama ona moral lazımdı, ben de motive ettim. Hem Pamukun eski sahibini de uzun süre aramış ama kimse çıkmamış. İhtiyar, Pamuku koca arkadaşından fazlası olarak görüyordu.

O gece Pamuk ve sokağa bırakılan köpekler aklımdan çıkmadı. Oğlu ise öz babasını hastanede bırakıp dönüp bakmıyordu.

Nasıl insan evladına karşı bu kadar duyarsız olur ki, dedim…

Gece rüyamda bir sokak köpeğiyle peşinden dolaşıyordum. Niye olduğunu bile bilmiyordum. Sadece gerektiğini hissediyordum.

Sabah olurken yaşlı adam hırıltılı şekilde nefes alıyor, elini kalbine koymuştu.

Doktor çağırayım mı? korkuyla sordum.

Hayır, sonra… Şimdi yine oğluma ulaş, adını kağıda yazdım, komodinin üstünde. Gelip vedalaşmasını iste. Gelemezse de Pamuku sahiplenecek iyi bir aile bulmasını söyle. İçim rahat olsun istiyorum, başka bir şeyim kalmadı.

Ne yapsam diye düşündüm, derken telefona sarıldım, kağıttaki numarayı tuşladım.

Alo! Kadir Beyle mi görüşüyorum? Ben babanızın oda arkadaşıyım… adını bir türlü hatırlayamıyordum; bütün gün konuşmuşuz, tanışmamışız.

Kemal Bey… dedi ihtiyar, zor nefesle.

Kemal Amcayla… Dedesi fenalaştı, gelmek ister misiniz diye aradım.

Ölmek üzere mi? dedi Kadir, hevesli biçimde. Hangi hastane? Altıncı mıydı?

Evet, Antalya Şehir Hastanesi üçüncü kat, 314 numara.

Adresini de verdim, sonra apar topar hemşireyi bulmaya çıktım. Neyse ki koridorda buldum.

Sebebini anlattım, geri dönünce oda derin bir sessizliğe boğulmuştu.

Kemal Amca, nasılsın? Hemşire şimdi doktor çağıracak. Sakın kötü olma, bak oğlun da geliyor, konuşacaksınız.

Ama Kemal Amca daha doktor içeri girmeden gözlerini yumdu. Ellerinde, nefesim üstünde, son anını yaşadı.

Yirmi dakika sonra, sabah sedyede gördüğüm adamlar gelip onu da götürdüler.
*****

Babanız gözümün önünde hayata veda etti, dedim Kadire geldiğinde.

Hiç değilse böyle bitti dedi kurumuş sesiyle. Son yıllarında bana yük olacaktı, iyi ki kısa sürdü. Benim işim var, ailem, vaktim yok böyle şeylere…

Ama en son sizden bir şey rica etti. Köpeği Pamuku iyi ellere vermenizi… dedim hayretle.

Köpeği mi? Aa, doğru, sokaktan bir it almıştı. Kime lazım o hayvan? Zaten yüzünden huzurevine de gitmedi. Orada bakılırdı halbuki. Ne gerek vardı…

Babanızın son isteğini yerine getirmek bu kadar mı zor? Sonuçta ev de size kaldı.

Kadir bana tuhaf bir bakış attı, hiçbir şey söylemeden babasının eski telefonunu ve cebindeki kağıdı aldı, çıktı gitti. Ardından kapıyı sertçe çarptı.

Koğuşta öylece kaldım, içim buruktu. Düşündüm; adam 77 yaşındaydı. Belki 90ına kadar yaşardı, kader istemedi. Bu da Pamukun sahipsiz kalması demekti.

Eminim Kadir köpeği hiç umursamaz. Evi satar, Pamuku sokağa bırakır. Komşular belki bakar; ya bakmazlarsa?

O gece de rüyamda Kemal Amcayı sokaklarda, Pamuku ararken gördüm. Gözlerinde, yüzünde gözyaşı süzülüyordu. Ben uzaktan izliyor, kendimi tutamıyordum.

Halbuki kendime asla erkek adam gibi ağlamayacağım diye söz vermiştim…

Evime döndüğümde de, gecelerce benzer rüyalar gördüm. Sabahları düşünceliydim, Derya da haliyle anladı.

Oğuz, iyi misin?

İyiyim… Yine de düşünüyorum.

Neydi acaba?

Bilir misin, odamda yaşlı biri yatıyordu. Acilden kalp kriziyle getirdiler, ameliyatına yetişemedik. Bir köpeği kaldı. Oğlu vardı ama, adamcağızı hastanede bile aramadı. Vasiyeti Pamuka iyi baksın istemesiydi. Ama oğlan köpeği umursamıyor, tek gailesi evi satmak. Gözümün önünde emlakçıyla görüşüp tapu işini sordu adam. İçim acıyor, köpeği görmedim ama çok üzülüyorum.

Hadi gidelim, bakalım! dedi Derya. Pamuk hâlâ sokaktaysa sahipleniriz.

Ciddi misin? Karşı çıkar mısın sandım?

Ne münasebet! Evimizde bir can daha olması ne güzel olur. Gezeriz hep birlikte.

Haklısın dedim gülerek uzandım ona. Ama adresi bilmiyorum ki…

Hastaneden öğreniriz. Bana bırak. Ama yolda markete uğrayıp kaliteli kahve ile çikolata alalım.

Güzel bir kahve ve çikolatanın çözemeyeceği kapı yok Türkiyede! Kayıt memuresi önce sağlık gizliliği diye direnince, Derya gülümseyip kahveyi uzattı, ben de neden adresi istediğimi anlatınca, kadın çevresine göz gezdirip bir kağıda adresi fısıldayıverdi.

Kırk dakikada Kemal Amcanın evine vardık. Bahçe kenarından geçtik, Pamuk ortalıkta görünmüyordu.

Komşu bir kadın kapıdan seslendi:

Merhaba, kimi arıyorsunuz, yanlış mı geldiniz? O evde kimse kalmıyor artık.

Biliyorum, Kemal Amcanın oda arkadaşıydım hastanede. Yanımda vefat etti, dedim.

Allah rahmet eylesin… Ne iyi insandı! Oğlu da babasını sadece gömdü, şimdi eve tadilat yapacağını söylüyor. Satacaktır yakında…

Hiç Pamuku gördünüz mü? Onu çok merak etti.

Pamuk mu? Her gün burada kalıyordu, kapının önünde sahibini bekliyordu. Kemal Amca dönmedi ama o hâlâ bekledi. O gece sabaha kadar uludu, her gece de ya ulur, ya inlerdi. Komşu Kadir hesap sormaya geldi, sonradan köpeği arabaya atıp götürdü. Kaç gündür gelmedi zaten; kesin ailesinin yanına döndü.

Nereye götürdüğünü söyledi mi? Pamuk nasıl bir köpekti?

Minik, tatlı bir şey. Dur, fotoğrafı var elimde. Bak göstereyim…

Kadın akıllı telefonundan Pamukun fotoğrafını gösterdi.

Aa, bu bildiğin Corgi! – dedi Derya. Mükemmel bir köpek… Ne yazık, oğluna sormadınız mı yeni sahibini?

Sordum, baktığını söyledi ama kendine almamış tabii. Eskiden beri hayvana soğuktu. Allah şöyle mübarek babaya tatsız evlat nasip etmesin…

Kadına teşekkür edip tekrar arabamıza bindik.

İkimiz de suskunduk, içimizde bir burukluk vardı. Erken gelseydik, belki Pamuku sahiplenebilirdik.

Şimdi neredeydi, ne durumdaydı, kimse bilmiyordu.

Az da olsa, Kadir babasının son arzusunu yerine getirmiş olabilir miydi? Yoksa Pamuku sokağa mı terk etti?

Etrafta biraz dolaştık, civardaki insanlara bu aralar bir Corgi gördünüz mü? diye sorduk. Ne yazık ki bir sonuç alamadık.

Kadiri aramak istedim, doğruyu direkt sormak için; ama numaramı kara listeye almıştı. Ne telefonları açtı, ne mesajlara döndü.

Umarım Pamuk iyidedir, dedi Derya, bana yan gözle bakıp. Kötüyü değil, iyiyi düşünelim. Kolayına kaçmak gerek bazen…

Hayat yine araya girdi o sırada.

Yolda trafik olunca, Derya başka bir güzergahtan gitmeye karar verdi.

Birkaç kilometre gidince, yol kenarında bir köpek oturduğunu gördü, tam kadın komşunun telefonundaki fotoğraftaki gibi.

Oğuz, o Pamuk olmasın?

Benziyor! Bir bakalım…

Yolda kenara çektik, indik arabadan, köpeğe doğru yaklaştıkça Pamukun ta kendisi olduğuna emin olduk.

Pamuk! diye seslendim.

Köpek irkildi, döndü, şaşkın şaşkın bize baktı.

Kesin Pamuk! dedim. Pamuk, korkma, Kemal Amcanın eski oda arkadaşıyım. Onun vasiyeti bize seninle ilgilenmemizi istemekti. Biz de seni seve seve evimize almak isteriz.

Yanına çömeldim, elimi uzattım.

Başlarda şüphelendi, doğal olarak. Ama sonra… sonra burnunu elime değdirip kokladı. O ellerin hâlâ Kemal Amca gibi koktuklarını anladı belki.

Pamuk kuyruk sallayarak yaklaştı, kafasını elime dayadı. Ben başını okşadıkça gözlerim doldu. Bir minik damla aktı, Derya da bunu fark etti.

Pamuka sarılırken, Deryanın da gözlerinden yaşlar süzüldü.

Bir süre sonra üçümüz arabadaydık; Pamuk arka koltukta, benle Derya önde, yüzümüzde bir tebessümle eve doğru gidiyorduk.

Derya ve ben, o gün trafiğe girip hayal kırıklığı yaşamak yerine farklı yolu denediğimiz için, böylece Pamuku bulduğumuz için mutluyduk.

Ve Pamuk, hepsinden daha çok mutlu çünkü sonunda onu gerçekten seven, ona sahip çıkan insanlara kavuşmuştu.

Artık onun yeni bir yuvası, yeni ailesi ve onu gerçekten seven elleri vardı. O eller, Kemal Amca gibi kokuyordu; bir dost için daha ne ister ki insan?
*****

İşte evlat dediklerin böyle, dedim seyrekçe, eve varınca. Sahiplendi köpeği… Keşke karşısına dikilip, içimden geçen her şeyi söylesem.

Oğuz, boşver. Pamuku bulduk ya, önemli olan bu. Onun gibileri hayat öyle bir sınar ki, bir gün yaşlılığında kendi başına kalır, o zaman anlar her şeyi. İş işten geçtiği için de çok pişman olur.

Haklısın… diyerek gözüm Pamuka kaydı. Minicik yatakta kıvrılmış, huzur içinde uyuyordu. Rüyasında patileri oynuyor, sanki gülümsüyordu.

Sanırım nereye koşuyor, kime gülümsüyor biliyorum…

Selam söyle Kemal Amcaya, dedim içimden, Pamuku uyandırmamak için yavaşça kalkıp kutudaki yüzüğü çıkardım.

Aynı akşam Deryaya sonunda evlenme teklif ettim. Belki hayalimdeki gibi bir restoranda, alkışlarla, melodilerle değildi ama… Aslında beklemeye değmezmiş hiçbir özel an. Burada, şimdi diyeceğim anı seçmeliymiş insan.

Ve Derya, hiç düşünmeden kabul etti.

Hayat işte böyle… Değerli olanı bazen hiç beklemediğin anda buluyorsun. Ve nihayet bir zamanlar küçüklüğümde korkuyla girdiğim hastaneden, hayatın bana sunduğu en kıymetli dersi aldım:

Birinin gerçek değerini, onun hayvanına ve yaşlısına nasıl yaklaştığı belirler. Hayat, bazen ikinci bir şansı asla vermez. O yüzden sevdiklerinize, bir köpeğe veya yaşlı birine sımsıkı sarılmaktan asla çekinmeyin.Aradan günler geçti. Her sabah, kahvaltı masasının altından Pamukun neşeli bakışlarını görmek bana bambaşka bir huzur verdi. Deryayla ona yürüyüşe çıkardık, sonunda apartmandaki yaşlı komşular bile Pamukun hikayesini duyup, onu selamlar oldu. Herkes, Kemal Amcadan yadigâr bu küçük dostumuza biraz da onun sevgisiyle yaklaşıyordu artık.

Bazen akşamları Pamuk pencere kenarına çıkıp uzaklara bakıyordu. O anlarda içimden, Merak etme Kemal Amca, Pamuk iyi ellerde, diye fısıldamak gelirdi. Belki de rüzgâr, o kelimeleri çoktan gideceği yere taşımıştır

Bir akşam, Derya balkonda çay demlerken yanıma geldi. Pamuk ayaklarımızın dibinde uyuyakalmıştı.

Oğuz, dedi fısıltıyla, dün gece ilk defa seni hem gülümserken hem huzurlu görüp şükrettim. Sence de bazen kaybettiklerimiz, yolumuzu iyiliğe çıkarıyor olamaz mı?

Ben ona cevap vermek için döndüm. O an gözüm Pamuka kaydı, sonra gökyüzüne, sonra tekrar ona:

Belki de en doğru yollar, hiç planlamadığımız karşılaşmalardan geçiyor, Derya Ve bazen, birinin en büyük arzusu, bir başkasının hayatının en güzel başlangıcı olabiliyor.

Gökyüzünde yavaş yavaş yıldızlar belirirken, Pamuk mırıldanarak rüya gördü. Hepimiz başını okşadık, sessiz gülüştük.

O anda anladım; hayat, iyi insanlarla, sevgiyle ve eğer şansımıza yolumuz kesişirse bir köpek havlamasıyla güzelleşiyordu. Gerçek aile, bazen beklenmedik bir karşılaşmadan ve küçük patilerden başlıyordu.

İçimde tarifsiz bir huzurla Deryanın elini tuttum.

Hoş geldin evimize, Pamuk, dedim usulca. Ve hoşça kal, Kemal Amca. Merak etme, dostun bizde artık

Ve o an, kalbimde bir yerde bir sahiplenilmenin, bir vasiyetin, bir sevginin hiç bitmeyen sıcaklığı kalıcı oldu. Hayat, bazen en çok kaybetmekten korktuğumuzda başlıyordu aslında.

Pamuk usulca başını kaldırıp bana baktı; gözlerinde, her şey için teşekkür eden yumuşak bir ışık vardı. Biz de artık tamamlanmıştık.

Rate article
Lifequest
Son Dilek