Yuli için Hayat Dersleri

Hayat Dersleri Elif İçin

Tolga, sana bir şey söylemem lazım, dedi Başak, ellerini sıkıp bırakırken göz temasından kaçamayarak. Sinirleri gergindi, kalbi deli gibi atıyordu. O gün, genelde Tolganın arkadaşlarıyla toplandıkları Kadıköydeki kafelerin önünde adeta kendi cesaretini topluyordu. O sırada Tolganın tayfası birkaç adım ötede hararetli bir şekilde akşam için planlar yapıp gülüşürken, Başaka merak dolu ve biraz da acaba bu kız şimdi ne yapacak? dercesine bakan bakışlar attılar.

Hadi ama, neymiş bu kadar önemli olan? dedi Tolga, ona dönüp. Ama ilgisini çabucak tekrar arkadaşlarına verdi, sesi de sanki boş bir şey için mi beni bölüyorsun der gibiydi.

Başak derin bir nefes aldı, sesi titremesin diye uğraştı: Hamileyim.

Ama son kelime yine de hafifçe sarktı dudaklarında. Göğsünde tuhaf bir umut ve derin bir korku Bu konuşmayı kafasında kaç kez farklı kurmuştu: Sakin, sıcak bir ortamda, göz göze, sarılarak, bir nebze de olsa destek göreceğine inanarak. Böylesini hiç hesaba katmamıştı.

Tolga bir an duraksadı, ardından patlak bir kahkaha attı. Bütün dünya Başakın başına yıkılmış gibi oldu. Nefesi kesti, gözleri karardı.

Ciddi misin? Hamile miymişsin? dedi, arkadaşlarına doğru dönerek Duydunuz mu oğlum? Başak beni nikah masasına sürmek için numaraya bakın!

Kalabalıktan biri güldü, diğeri yüzünü kaçırdı, kimi donup kaldı. Başakın yüzünden kan çekildi, elleri buz kesti, boğazında iğneli bir düğüm oluştu.

Başak, incecik bir sesle tekrar etti: Tolga, bu şaka değil. Gerçekten hamileyim. Bizim çocuğumuzu taşıyorum.

Tolga bu kez ciddileşti. Başakın önüne gelip, alaycı bir sesle, herkese duyurur gibi:

Bak Başak, ben seninle hiç ciddi olmadım. Biraz takıldık, o kadar. Beni çocukla falan bağlamaya kalkma.

Bu sözler tokat gibi vurdu. Başak gözyaşlarını zor tutarak bir adım geri çekildi, kafası karmakarışık. Nasıl yaptı? Beni nasıl bu kadar kolay harcadı? diyordu içinden. Kimsenin bakışını görmeden ayrıldı oradan. İçindeki umut da, cesaret de oracıkta kaldı.

O günden sonra dünya Başaka gri oldu. Tat yok, renk yok. Akşamları yorganın altına sinip ağladı, gündüzleri kaç kere Tolgayı aramayı düşündü, mesaj attı; önce sakin, sonra daha çaresiz Hatta ultrasonda çekilen fotoğrafı bile yolladı, kısa mesajlar yazdı; Bak, kızımızın kalp atışını bile dinledim. Evde birlikte olalım, gezilere gidelim, kızımıza birlikte masal okuyalım Tolgadan tık yoktu. Sonraki günlerde aradığında ya açmıyordu ya da tersliyor, suratı asık kapatıyordu. Yine de bırakmadı; atmadık mesaj bırakmadı, ulaşamadığını bile bile saatlerce gözünü telefona dikti.

Sonunda bir gün cesaretini toplayıp Tolganın evinin önüne gitti. Evin ışıkları yandı bir süre sonra, ama kapıyı Tolga değil, onun arkadaşı açtı. Adam gözünün içine bakamıyordu.

Başak, Tolga artık seninle görüşmeyecek. Bu iş bitti, dediğini de sana söylüyorum, dedi ve çekip gitti.

Başak evine döndü yıkılmış halde. Aynada gördüğü kız tanıdık değildi artık. Ama bir yerlerde, içinin derinlerinde bir inat vardı, sönmüyordu. Ertesi sabah Tolga’ya tek satırlık bir mesaj attı; Ben bu çocuğu doğuruyorum, ister yanında ol, ister olma. Kızımızın adı Elif olacak. Ve bir de tertemiz, net bir ultrason fotoğrafı ekledi.

Saatler sonra Bana fark etmez diye iki kelimelik bir cevap geldi.

Başak o akşam artık dayanamadı ve annesiyle babasına anlattı her şeyi. Babası yüzünü ekşitti, annesi sandalye üzerinde tespih gibi peçete parçaladı. İçten içe duyduğu hayal kırıklığı Başakın gözlerine bakınca bile belli oluyordu.

Eğer bu çocuktan kurtulmaz, aklını başına toplamazsan, aile filan yok sana, dedi babası, kararlı bir şekilde.

Ben bu çocuğu doğuracağım! Siz istemiyorsanız, Elifi kendim büyüteceğim! diyebildi başı dik.

Ailesi sözlerinde durdu. Konuşmadılar, selamı kestiler, Başakın dünyasını kendi elleriyle ufalttılar. Bir tek şey yaptılar: ona ucundan kıyısından bir oda tuttular yurttan. Elinden gelen bu, dediler.

Başak tıp fakültesinden izin aldı. İlk aylar cehennem gibiydi. Uykusuz, ağlamalara boğulan geceler, yetmeyen paralar, kabus gibi bir yalnızlık Her şeye kıyıp, ekmeğin ucundan biraz daha ucuzunu aldı, bir çay poşetini üç kere kullandı, kıyafetlerini yıpranana kadar giydi. Ama Elifin minik elleriyle parmağını tutup, uykusunda gülümseyişini görünce, Buna değer diyordu hep.

Elif büyüdü; ışıl ışıl gözleri, sıcacık gülüşüyle Başak hayatından, hayallerinden kesti, kızına yeni elbiseler aldı, yuvasında eksik bırakmadı. Elif yuvaya gider gitmez, gündüz poliklinikte temizlik görevlisi oldu, akşamları kafede garsonluk yaptı. Hafta sonları komşuya çocuk baktı, bazen ayakta uyuyordu ama Elifin anneee! diye koşup sarıldığı anlarda her şeyi unutuyordu.

Arada Tolgayı stalklardı. Adam kaldığı yerden hayatına devam Beyoğlunda kulüpler, yazları Bodrumda selfie, altından sadece bir tane gülücük Kızlarının olduğundan habersiz gibi. Bir gün dayanamayıp Elif’in bir yaşındayken çekilmiş fotoğrafını, Bak, babana ne kadar benziyor notuyla attı. Bir daha Tolganın profili ona kapatıldı.

Zaman geçti. Başak, tıp hayalini bırakmak zorunda kaldı ama masörlüğü öğrendi; evlere gidip müşteri almaya başladı. Az ama helal para kazanıyor, Elife bir eksik hissettirmiyordu; yazları hangi imkan varsa Bodruma, Antalyaya sanatoryuma göndermek için para biriktiriyordu, en güzel elbiseleri, ayakkabıları kızına aldı. Kendisinin ne zaman canı çektiği için bir dilim pasta yediğini hatırlamıyordu, ama Elifin mutlu yüzünde her şeyi unutuyordu zaten.

Elif büyüdü, güzel oldu; çalışkan, iyi huylu, karakteri sağlam. Arkadaş çevresi genişti, hayalleri vardı, Başak gurur duyuyordu. Ama Elif, bazen başaka öyle bir bakardı ki; Neden bizim babamız yok? Neden öğrenci yurdunda yaşıyoruz? En zor soru buydu. Başak gülümser, sadece Biz birbirimize yeteriz kuzum, derdi.

Elif 18 yaşına bastığında, yıllar sonra Tolga tekrar aradı. Adam zengin olmuş: dayısından yüklü bir miras kalmış, şehir merkezinde ev, en yeni arabalar Hayatı boyunca yapmadığı babalığı, şimdi yapmaya karar verdi.

Elifle buluşmasında elinde çiçek, yanında çikolata. Sanki her şey düzelecek!

Elif, ben babanım. Yanında olmak istiyorum. Ne istersen sana verebilirim.

Elif, babasına bakarken babasının aynasıydı. İçindeki mücadele yüzünde okunuyordu: bir yanda rahat bir hayat vaat eden baba, diğer yanda yaşananların ağırlığı.

Merhaba Kim olduğunuzu biliyorum. Annem anlattı size, dedi Elif, hediyeleri almakta tereddüt ederek.

Tolga afalladı, alışkın olmadığı bir tepki gördü. Paranın her şeye kadir olmadığını ilk defa hissetti.

Hadi bırak resmi olmayı, dedi yumuşakça. Sonuçta ben babanım, toparlayalım arayı, birlikte geçiremediğimiz zamanları telafi edelim.

Elif bir adım geri gitti, kucağındaki ders kitaplarını sıkarak. O an Tolga, Eliftekinin annesinin inadı olduğunu anladı.

Telafi mi? 18 yıl boyunca bir kart, bir kutlama Onları da mı telafi edeceksiniz?

Tolga, ne diyeceğini şaşırdı.

Bak şimdi, o zamanlar gencim, akılsızım, diye mırıldandı. Şimdi her şey değişti. Sana yardım edebilirim, okulu ayarlarım, ev alırım, kariyerinde destek olurum

Elif gözlerini başka yana çevirdi. Annesinin gece vardiyalarından döndüğü günler, penceresiz küçük odaları, her doğum gününde neden babam yok diye sorduğu anlar aklına geldi.

Ya hiç mirasın olmasaydı? Yine de bana babalık yapar mıydın? Yoksa sadece vicdanen mi?

Tolga yine sustu. Elif devam etti:

Siz bana, çocukluğumda sahip olmadığım şeyleri sunuyorsunuz, ama bana o yılları, annemin bana adamış olduğu hayatı geri veremezsiniz. Onun emeğini, her gece uykusuz geçen saatlerini bana geri veremezsiniz. Ona bunların karşılığı sadece paraymış gibi davranamam.

Tolga yutkundu hatalarını o an tüm ağırlığıyla hissetti.

Ama yine de kızım olmak istiyorsan, çabalayacağım, dedi.

Elif uzun baktı babasına. İçinde kırgınlık var ama belki biraz da umudu.

Olur, dedi sonunda. Deneyelim. Ama kuralları ben koyarım. Beni hediyelerle kazanamazsınız. Hayatımı öğrenin, derslerime, hobilerime, arkadaşlarıma karışmayın. Ve annemle dürüstçe konuşun.

Tolga başını salladı: Söz, dedi kısık sesle.

Sadece iki ayda Tolga Elif’in gönlünü aldı. Rahat yaşamın tadını çıkaran Elif, bir anda tüm o beni parayla satın alamazsın sözlerini unuttu.

O gün Elif geç saatte geldi. Başak, pencere önünde endişeyle kızını bekliyordu. İçeri giren Elifin bakışı artık farklıydı sevgiden çok küçümseme vardı.

Anne, babama taşınıyorum. Ev, araba, ihtiyaçlarım Her şeyimi o karşılayacak artık.

Başak yerinde dondu. Çay karıştırdığı kaşığı havada unuttu, kalbi sızladı ama kendini topladı.

Elif, bir düşün. O adam seni doğmadan reddetti. Aramadı, sormadı.

Ama şimdi ilgileniyor! En azından senin gibi beni fakirlikte büyütmedi!

Fakirlik mi? Ben senin için her şeyden vazgeçtim. Her yaz tatile gidip gel diye kıt kanaat para biriktirdim; sen arkadaşlarına katıl, mutlu ol diye sabahlara kadar bulaşık yıkadım. Senin güzel elbiselerin olsun diye yıllarca aynı paltoyu giydim!

Gerekli olanı dedi Elif alaycı bir öfkeyle. Ne bilirsin sen düzgün yaşamı? Arkadaşlarımın hepsinin iPhoneları var, deniz tatillerine giderler Peki benim neyim vardı? Zorla geçindiğimiz bir oda, sürekli iyi ki en azından burada başımızı sokacak yerimiz var düşüncesi

Başak içini çekti; kızının sözleri eski yaraları delik deşik etti.

Elimden geleni yaptım. Zengin akrabam yoktu, gece gündüz çalışıp sana fırsat sunmaya uğraştım. Okuman, gelişmen, mutlu olman için

Mutlu muyduk biz? Evimize kimseyi çağırmaktan utanıyordum! Oda denemez ki oraya Sen kaderine razı oldun!

Hiçbir şeye razı gelmedim! Her gün mücadele ettim! Ve bak, belki yanlış bir şey yaptım. Belki sana yanlış öğrettim değerleri

Yanlış öğrettin! diye bağırdı Elif, eşyalarını çantaya rastgele atarken. Azla yetinmeyi, yokluğu öğrettin bana! Ben daha fazlasını istiyorum artık! Yaşamak istiyorum, hayatta kalmak değil!

Başak güçlükle konuşuyordu: Daha fazlası, seni doğmadan reddeden bir adamın yanında mı olacak?

O bana her şeyi verebilir; para, özgürlük, fırsatlar! Sen kıskanıyorsun, çünkü senin yaşamaya cesaretin olmadı! Ne bir adamı yanında tutabildin, ne kendine güzel bir hayat kurabildin!

Bu söz Başakın içini yaktı. Gerekirse ilk kez, bu kez dizlerinin üstüne düşmeden; O zaman git dedi güçlükle.

Elif kapıda bir an bekledi, sanki annesi engel olacak sandı. Ama Başak susunca, kapıyı hızla çekip, anahtarları yere atıp çıktı.

O an Başak, çay soğukluğunda bir köşeye oturup, gözyaşlarına boğulmak zorunda kaldı. Düşündü, Elifin küçükken ona çiçek hediye eden halleri, sıcak uykuları Sonunda kendini bırakıp hıçkıra hıçkıra ağladı.

*************************

İki sene böyle geçti. Her gün Başak için yeniden doğmak, kendi olanaklarını kullanmakla geçti. İlk defa kendine palto aldı, yeni elbiseler dikti, hafta sonu Kapadokyaya tatile gitti. Bir masaj eğitiminde Mahirle tanıştı; 45lerinde, güvenilir bir mühendis. Hayatında ilk defa ailesiz, başı dik biriyle buluştuğunda gerçek anlamda mutlu olabileceğini fark etti.

Bir akşam, kapısı çaldı. Bekliyormuş gibi içinde bir sıkıntı. Kapıda Elif vardı; saçı dağılmış, gözaltı morlukları, elinde minicik bir çanta.

Anne, gelebilir miyim? dedi sesi incecik ve ürkek.

Başak sessizce çekildi, Elif girip sandalyeye oturdu.

Babam evlendi, dedi sessizce, Üstelik yeni bir oğulları oldu. Beni evden kovdu. Ev, araba üzerine… Benim hiçbir hakkım yok. Okula bile dönemiyorum, babam artık harçları ödemiyor.

Başak usulca bir çay doldurdu, önüne koydu.

Şimdi ne istiyorsun? dedi, yorgun ama bu kez kırgın bir sesle.

Eliften yaşlar döküldü; Anne özür dilerim. Benciymişim, hiçbir şeyi anlamamışım. Yıllarca uğraşını, özverini görmezden gelmişim. Sandım ki mutlu hayat parayla olur Ama sevgi olmadan, aile olmadan hayat boşmuş.

Başak, kızının elini tuttu; Hadi her şeye yeniden başlayalım. Ama artık kendi kurallarım var. Mahirle taşınıyorum, yurttaki oda sende. Sana bakamam, çalışman, derslerine devam etmen şart.

Elif birden kızardı; Yurtta mı? Ben artık burada yapamam anne! O küçük odaya, çöken ranza, soğuk mutfak Bitmeyen çileye mi geri döneceğim?

Başak sessizce dinledi. Sonra sakince: Elif, anlıyorum. Zor ama bu hayat sana kendini öğrenme fırsatı veriyor. Kendi ayakların üstünde durmayı başaracaksın.

Elif acıyla güldü: Ben mi senin gibi olacağım, her şeyden vazgeçip, kısıtlı bir hayatta kendimle yetineceğim? Hayır! Ben başka şeyler yapmak istiyorum!

Çantasını kaparak, Bak kendi yolumu çizerim! dedi ve yine çıktı, kapıyı hızla çekip gitti.

Başak pencerenin önüne geçti, uzun uzun soluklandı. Bir daha peşinden gitmeme kararı aldı. Artık hayatında kendine de yer açacaktı.

***************************

Bir hafta geçti. Elifin babasından aldığı paralar suyunu çekti, iş yok, okula dönüş yok. Defalarca annesini aramak istedi, ama bir türlü cesaret edemedi; gururuna yediremiyordu.

Sonunda çaresiz, yurda taşındı. Zile bastı, cevap yoktu. Karşı odadaki Münevver Abla başını uzattı:

Annenle Mahir taşındı kızım, üç gün önce evden çıktılar.

Nereye gitti? dedi Elif şaşkınlıkla.

Bilmem canım, ama şu anahtarlar ve bir kağıt bıraktı sana.

Elif, elleri titreyerek anahtarı ve notu aldı, açtı; annesinin küçük, tanıdık el yazısı:

Elif, oda senin. Ne kadar istersen kal. Artık kendi aklına, emeğine güven. Başaracağına inanıyorum. Anne.

Defalarca okudu. O kelimeler yüreğine işlemeye başladı, sessizce ağladı, metal anahtarı avucunda sıktı.

O akşam ilk defa; tamamen yalnızdı. Artık anlayabiliyordu belki de mutlu olmak, birinin verdiklerinde huzur aramak demek değil; kendi çabasıyla bir hayat kurabilmek demekmiş. Gururunu, öfkesini bir kenara bırakıp; her şeyi baştan inşa etmek gerekiyormuş. Hem de, sadece ve sadece kendi gücünle…

Rate article
Lifequest
Yuli için Hayat Dersleri