Anne, kızını bağrına basıp öpüyor ve düşünüyordu: “Kime benziyor acaba?” diye iç geçiriyordu. Tanıdıklar da şaşkınlıkla aynı soruyu soruyordu. Bir arkadaş mı kocasının aklını çeldi, yoksa kaynana mı bir şeylerden şüphelendi, belki de Viktor kendi kendine eşinin sadakatinden kuşkulandı; bir gün eve işten suratı asık döndü.

Annem beni kucaklarken, öpüp koklarken hep düşünürdü: “Acaba kime çekti bu kız?” Sonra iç geçirirdi. Yakınlarımız da şaşırır, aynı soruyu sorarlardı. Belki babamın bir arkadaşı bir şeyler fısıldamıştı kulağına, belki annem bir şeylerden şüphelendi, kim bilir, belki de babam Yasin’in içine kurt düştü bir gün. Yasin, eve o akşam surat asıp geldiğinde, belliydi bir derdi olduğu.

Yasin, ne yapacağız şimdi? Daha çok erken. Elifin yaşı ikiyi yeni geçti, daha bezden yeni kurtuldu. Ben de doğru düzgün nefes alamadım zaten. Bir doğum izninden, öbürüne koşturmak… Elif hala küçük, kucağımdan inmiyor. Onu nasıl kaldıracağım karnım burnumdayken? Kaç kişi olacağız, bir sen çalışıyorsun evde. İkinci çocuk için biraz beklesek mi acaba? dedim ve o an kendi sözümden korktum.

Aklındaki neyse hemen unut onu, dedi Yasin keskin bir bakışla. Kusura bakma, benim suçum ama altından kalkarız. Gerekirse ek iş bulurum.

Kız olursa zaten sıkıntı yok. Eliften kıyafetler duruyor, bebek arabasını bile almaya gerek yok.

Aralarında fazla yaş farkı yok, iyi anlaşırlar. Ya erkek olursa?.. diye durakladı. O zaman belediyeye başvururum, ev büyütürüz, dedi esprili bir şekilde.

Öylece karar vermiştik. Elif ilk göz ağrımızdı, annemiz ona ayrı bir düşkündü.

Bazen kendimi tutamayıp Elifi tekrar tekrar kucağıma alır, koklar, öperdim. Hatta karnım iyice büyüyünce bile…

Bir yandan da günahım boynuma, ikinci çocuğu istemediğimi, daha vakit geçmeden geldiğini düşünüp içten içe huzursuz oluyordum. Ama doğa bildiğini okudu. Hamilelik çok rahat geçti ve Günal ailesinin yeni üyesi dünyaya geldi: bir kız daha.

İlk kez kucağıma verdiklerinde sadece o açık sarı saçlarını görünce şaşırdım. Hem ben hem de Yasin siyah saçlıydık.

Elifin de doğduğunda saçları kapkaraydı, sonra açıldı ama bu kız tam tersine mi gidecek acaba, dedim kendi kendime.

Mavi gözlü, beyaz tenli bebek görenleri kendine hayran bırakıyordu. İsim konusunda da fazla kafa yormadık, Derya koyduk.

İsim az bulunur, baş harfleri de ablasıyla aynı olur diye düşündük. Ne hikmetse bunun bir anlamı olduğuna inandırdık kendimizi.

Aynı ailede iki farklı kızın doğuşunu hiç kimse açıklayamadı. Derya sadece ablasına değil, anne babasına da hiç benzemiyordu.

Yaşı büyüdükçe fark iyice belirginleşti. Sanki rüzgarla yanlış eve bırakılmış gibiydi.

Sonradan saçının rengi biraz koyulaştı, hafif kumral oldu. Durgun, biraz topluca bir çocuktu ve o gök mavisi gözlerle etrafı izlerdi.

Annem onu kucakladığında yine düşünürdü: “Kime benziyor acaba bu çocuk?” diyerek iç geçirirdi. Bizimkiler de aynı şeyi merak ederdi.

Birileri babama mı bir şüphe tohumu ekti, annem mi bir şeyler sezdi, yoksa Yasin kendi kendine mi kıllandı bilmiyorum ama bir gün eve gelip sordu:

Uzun süre sessiz kaldı. Sonra bana, benim sadakatimi sorgulayan cümleler kurdu, eski sevgilimin saç rengini ima ederek. Sözüm ona, ben ona ihanet etmiş olabilirmişim.

Bir ihtimal de hastanede çocuklar karışmış olabilirmiş. Bazen olurmuş öyle…

Ben sana asla ihanet etmedim. Bu bizim kızımız, başka çocukla karıştırılmadı, diye gözyaşlarıyla kendimi savundum.

Evde huzur kalmamıştı, sürekli kavga ediyorduk. Ben valizimi bile toplamaya başlamıştım ki, Yasin kendini toparladı.

Karısını gerçekten seviyordu. Gitsem, çocuklarımı da alsam, yalnız kalacak diye korkuyordu. O aslında sadece gerçeği bilmek istiyordu.

Kulağına her defasında “Bu kız size hiç benzemiyor” gibi alaylar çalınınca, üzülüyordu.

Yasin karar verdi: DNA testi yapılacak. Ben yine ağladım.

Madem bana inanmıyorsun, ben de gitsem iyi olacak, testi yaptıracaksan Elifi de dahil et; belki onu da başka birinden yaptım? En iyisi ayrılalım, dedim.

Yasin, küçük kızın tükürüğünü ve Elifin saç telini kendi eliyle laboratuvara götürdü. Laborantların başının etini yedi; karıştırırlar mı, hata olur mu, biri sonuçları değiştirir mi diye sordu durdu. Ona imkansız dediler, biraz içine su serpildi.

Kızlar yaşananları duymuştu. Derya dört yaşındaydı ama o bile anneyle babasının kendisi yüzünden tartıştığını anlamıştı.

Elif direkt söyledi:

Sen benim kardeşim değilsin, seni bize bırakmışlar. Annemle babam senin yüzünden kavga edip boşanacaklar.

Derya hüngür hüngür ağladı. Annem ne kadar sarılsa da sakinleşmedi bir türlü.

Elif durup durup kardeşinden kurtulma planları yapıyordu. O olmazsa annesi babası ayrılmayacak sanıyordu.

Bir gün annem markete gidip bizi evde yalnız bıraktı, biraz gecikti. Babam işteydi. Elif, Deryayı giydirip dışarı çıkalım dedi. Ona evi gitgide uzaklaştırdı.

Annem eve gelip de kimseyi bulamayınca çıldırdı, sokağa fırladı, apartmanda da yoktu kızlar. Alt kattaki komşu görmüş gittiğimizi, ama aceleyle dizi başlamak üzereydi, sormamış.

Kızgın annem sokaklarda koşuşturdu, Yasin gelince o da katıldı. Akşam oluyordu, bir türlü bulamadılar.

Sonunda polisi aradılar. Bir saat sonra önce Derya, sonra Elif bulundu. Derya, yakınlardaki bir mahallenin çocuk parkında tek başına ağlıyordu, biri ihbar etmiş. Elif ise karanlıkta yolunu kaybetmiş.

Anne babamız o kadar sevinmişti ki, yanlışlarını eleştirmeden çocukları kucakladılar. Elif, planlarını söylemedi tabii.

Evde tartışmalar devam etti. Babam, annemi çocukları başıboş bıraktığı için suçladı. Annem ise onun eve uğramadığından yakındı.

Ya bir yere kaysalardı, ya araba çarpsaydı, ya başlarına kötü bir şey gelseydi?

Bir hafta sonra test sonuçları geldi. Hem Derya’nın hem Elifin Yasinin kızı olduğu kesinleşmişti. Hiçbir ihanet yoktu.

Laboratuvar, genlerin beklenmedik şekilde ortaya çıkabileceğini açıkladı. Kimi zaman insanların gizli kalmış ırk izleri yıllar sonra yüzeye çıkabilirmiş.

Evde yavaş yavaş barış sağlandı. Fakat Derya hep biraz fazlalık hissiyle büyüdü.

Elif, kardeşini hiçbir zaman kendine yakın hissetmedi. Kavga ettiklerinde Deryaya “Seni kimse sevmiyor, sen benim kardeşim değilsin zaten” derdi.

Benim yeni elbiselerim oluyor, sen hep benim eskilerimi giyiyorsun çünkü sen yabancısın, derdi.

Derya gizlice ağlar, annesine şikayet etmezdi. Elif onu sık sık zor durumda bırakırdı.

Sen kime benzedin böyle? Hiç Elif gibi uslu değilsin, bak ablana örnek al, derdi annem üzgün üzgün.

Bu laflardan sonra Derya sessizce kenara çekilip gözlerini kapatırdı. Kendince, “Ben kendimi görmüyorsam, bu odada yokum” derdi.

Böylece annesinin yargılayıcı bakışlarını, Elifin adaletsiz sözlerinden kaçmaya çalışırdı.

Elif önce okulu bitirdi ama üniversiteye gitmek istemedi. Güzel bir kız olduğuna göre okumanın gereği yoktu ona göre.

Bir eğlencede biriyle tanıştı, kısa zaman sonra evlendiler. Kocası babasıyla galerici dükkânı çalıştırıyordu.

Annem Deryayı severdi tabii. Ama farkında olmadan hep Elifi örnek gösterirdi. Derya küçüklüğünden beri hep kıyaslanıp geri planda kalmanın ezikliğini yaşadı.

Aklında hâlâ Elifin küçüklükte söylediği laflar vardı. Kıyafetleri ablasından kalma giydi hep.

Bak Elif ne kadar iyi bir koca buldu, sen de biraz örnek al. Bütün gün evdesin, bir şeyler hayal ediyorsun, resim çiziyorsun. Çık biraz dolaş, insanlarla kaynaş, derdi annem.

Lise son sınıfta bir çocuk ilgi gösterdiğinde, Derya fazla düşünmeden duygularını paylaştı. Yıllardır birinin onu sevmesini o kadar çok istemiş ki…

Hamile kaldığını anlaması biraz zaman aldı. Korkuyla çocuğa anlattı. Çocuk Deryayı severdi, ama ailesi öğrenince annesi koşa koşa bize geldi.

Yavrumuzun hayatını mahvetmeyin, Derya kürtaj olsun, dedi.

Birden babam çıktı ortaya. Belki geçmiş şüphelerini telafi etmek istedi, belki de sadece kıyamadı.

Doğursun, dedi. Onun canını daha fazla acıttırtmam. Eğer istemezseniz, biz büyütürüz torunumuzu.

Çocuğun ailesi oğlanı başka bir şehre gönderdiler. Derya da evde eğitim almaya başladı.

Okul durumu örtbas etmeye çalıştı, ilçe milli eğitime kadar yayılmasın diye. Yoksa öğretmenler sorumlu tutulacaktı nasılsa!

Sınavlarını evde, öğretmen gözetiminde verdi. O sırada İngilizce öğretmeni yardım etti, notu yüksek geldi.

Fakat bu not ne işe yarayacaktı? Derya çocuk doğuracak, çocukla ilgilenecekti artık.

Yakında babam vefat etti, kalbinden. Zaten kafası dertten dertten kurtulmadı, bünye dayanamamıştı…

Bana göre televizyonun yanında uzanıyordu, öylece uyuyakalmış. Annem onu yemeğe kaldırmak için gittiğinde, yerinden kalkmadı.

Ev çığlığa, ağıta boğuldu, ambulans geldi. Deryanın ise yaşadığı acıdan erken doğum oldu.

Babamın öldüğü gün Derya bir oğlan doğurdu. Kendisi gibi açık renkli, mavi gözlü bir bebek…

Babasının cenazesine gidemedi, hastanede yatıyordu. Annem perişan halde taburcu almaya geldi. Eve gelince bir serzenişte bulundu: “Babanı da sen yedin bitirdin. Doğduğundan beri hep dert getirdin.” Yine de torununu sevdi…

Böyle pamuk gibi bir toruna kim dayanamaz ki. Ama içinde “Bu kız bir daha nasıl evlenecek?” diye dertlenirdi.

Kimseye ihtiyacım yok. Kendi babam bile bana güvenmedi, başkası hiç sevmez benim oğlumu, dedi Derya.

Oğlu akıllı, olgun, sakin bir çocuk oldu. Beş yaşındayken, Elifin hayatında bir kırılma oldu.

Elifin çocuğu olmuyordu. Eşinin ailesi torun torba istiyordu. Kocası başka arayışlara başladı, Elif de bunu hissediyordu.

Nereye gidecekti? Anneye dönmek zor, orası sefil, alışık değilim. Bir de orada sevmediği Derya ve çocuğu Derya bir kuaför kursunu bitirmiş, çalışıyordu.

Elif artık kardeşini hayatından çıkartmanın başka yolu olmadığını düşündü. Deryaya koca bulursa hem evleri ferahlar, kendisi gerekirse anneye geri döner.

Kocasının işyerlerine sık sık gelen bir bilgisayar tamircisi, genç, yakışıklı bekardı.

Elif de isterdi ki, çocuk biraz ona meyleder, kocasına inat bir ilişki yaşar. Ama bilgisayarcı hiç yanaşmadı.

Elif de, “Benle olmaz, Derya ile evlensin, isterse çocuğuyla beraber ona yâr olsun,” deyip ona buluşma teklif etti. Deryaya “Sana tanıştıracak birini buldum,” diye yalan söyledi.

Elif kesinlikle bilgisayarcının Deryayı beğenmeyeceğini düşündü, sonra yine onun kapısını çalacağını umuyordu.

Derya en güzel elbisesini giydi, saçlarını yaptı, makyaj bile yapmadı, “Beni böyle bilsin,” dedi.

Kafede buluşunca genç adam, Bora, masada yalnızdı, telefona dalmıştı.

Bora siz misiniz? dedi Derya.

Evet, siz kimsiniz?

Ben Elifin kardeşiyim. Derya.

Bora şaşırdı ama kahve içmeyi önerdi.

Burası pasta konusunda iyidir, biraz alalım mı? dedi.

Nereden biliyorsunuz? dedi Derya.

Ben müşterilerle hep burada buluşurum, dedi Bora, tekrar telefona gömüldü.

Derya, yanındakini süzerken bir yandan utandı, bir yandan da merak etti. Bora ilgisizdi.

Rahatsız mı ediyorum? dedi Derya en sonunda.

Hayır, dedi Bora, ama ablanız gelmeyecek mi?

Ben anlamadım. Elif sizden benim için buluşmanızı istedi.

Tam o anda kahveler geldi.

Gelmişken içelim, dedi Bora.

Ben içmeyeyim. Derya tabağındaki pastayı itti.

Kilo mu almak istemiyorsunuz? Çok güzelsiniz, size yakışıyor, dedi Bora.

Ama erkekler zayıf kadın severmiş.

Kim uydurmuş? Erkekler hakkında ne biliyorsun ki?

Hiçbir şey… dedi Derya safça. Benim bir oğlum var. Beş yaşında. Ablam söyledi mi?

Söylemek zorunda mıydı? dedi Bora.

Derya ablası tarafından yine oyuna getirildiğini anladı ama buna rağmen Bora evine kadar refakat etti.

Yol boyunca Bora anlattı, Derya dikkatlice dinledi. Eve gelince numarasını istedi.

Neden? dedi Derya.

Tanımak istiyorum, dedi açıkça. Sizi arayacağım.

Ve tam bir hafta sonra aradı.

Kusura bakma, yoğundum. Akşam görüşelim mi?

Derya biraz afalladı. Çocuğu vardı, hayatı oğlunun etrafında dönüyordu, Bora ise planını açıkça yaptı, sormadı bile müsait misin diye. Yine de bir şans vermek istedi.

Bu buluşmada Derya hikayesini tek tek anlattı; doğumundan, aile içi kavgalardan, yaşadığı bütün acılardan bahsetti. Söyledikçe kendisi bile gerçeği yeni yeni kavramaya başladı.

Çıkışta, bir sokak köpeği geldi peşlerine. Bora, markete girip ona ekmek, sucuk aldı.

Kasada yaşlı bir kadın, parasını ödeyemedi tek tek bozuklukları sayarken. Bora kadının alışverişini ödedi, fazladan çikolata, sucuk, dondurma kattı.

Dondurmayı neden aldınız? diye sordu Derya.

Benim ninem vardı, çok severdi ama paraya kıyamazdı.

Sen de bana, sokak köpeğine ve teyzeye acıdığın için mi iyilik yapıyorsun? dedi Derya.

Estağfurullah… Senin ayrı bir ışığın var. Hayvanlara, yaşlılara elbet üzülür insan, imkanı varsa yardım eder.

Köpek yemeği yuttu ve yollarına gitti.

O akşam Elif aradı:

Nasıl geçti? diye sordu.

İyi, dedi Derya.

Neyin iyisi?

Borayla görüşmeye başladık. Sağ ol tanıştırdığın için.

Nasıl yani? O kaba saba adamı mı sevdin?

O çok iyi yürekli. Benimle ilgilendi, güldürdü. Beğendiğini söyledi.

Elif bişeyler geveledi ve kapadı. Sonra bir akşam elini kolunu sallayarak geldi bize.

Derya oğlunu yatırmıştı, mutfağa girecekti ki, annesiyle Elifin fısıltılarını duydu, kapıda kalakaldı.

O dangalak hep şanslı. Ben intikam almak için onu ayarlamıştım, adam döndü ona aşık oldu. Beni istemedi, o ise birini buldu!

Kızım, senin kocan yok mu? dedi annem.

Kocam O benim yerime birini arıyor, yakında boşanırım, kime gideyim? Annem, ne yapacağım ben?

Belki abartıyorsun, diye sakinleştirmeye çalıştı annem.

Hayır anne! Şu kalın kafalı, çocuğuyla uğraşan, saç karıştırıp duran kız bile şanslı. Ben çocuğum bile olamıyor!

Yetmedi, Keşke küçüklükte kanalizasyona atsaydım! diye bile geveledi…

Ne diyorsun sen? dedi annem şaşkın.

O sırada annem fenalaştı, Derya mutfağa daldı. Annesi sırtını tutmuş, nefes alamıyordu. Ambulansı aradı.

Neyse ki hemen geldiler, felcin etkisi hafif atlattı annem.

İki ay sonra Derya, Bora ile evlendi ve oğluyla birlikte taşındı.

Annesini ise fırsat buldukça ziyarete devam etti.

Elif herkese küstü, bir yerlere gidip kayboldu…

Anne babalar çocukların anlamadığını sanırlar ama hepsini duyarlar, hepsinden ders çıkarırlar aslında.

Kardeşlerin aile sevgisi için, bir erkeğin ilgisi için verdikleri kavga zalimce olabiliyor bazen. Ama kötülük etmeye çalışan da sonunda bedelini çeker.

“Çocuklar büyükleri asla dinlemez, ama onları taklit etmekte asla yanılmazlar…”

Ve en önemlisi: Bir kıza edilen her söz ister destek verici, ister incitici olsun onda bir hakikat gibi etki bırakır ve tüm ilişkilerini ona göre yaşar.

Bugün bu satırları yazarken, geçmişe dönüp bakınca, öğrendiğim en değerli şey şu oldu: Bir ailede sevgi, güven ve adalet yoksa; çocuk hangi yaşta olursa olsun, hep kendini dışarıda hisseder O yüzden şimdi evimde ve oğlumda, önce birbirimize iyi davranmak, merhamet etmek zorunda olduğumuzu hiç unutmuyorum.

Rate article
Lifequest
Anne, kızını bağrına basıp öpüyor ve düşünüyordu: “Kime benziyor acaba?” diye iç geçiriyordu. Tanıdıklar da şaşkınlıkla aynı soruyu soruyordu. Bir arkadaş mı kocasının aklını çeldi, yoksa kaynana mı bir şeylerden şüphelendi, belki de Viktor kendi kendine eşinin sadakatinden kuşkulandı; bir gün eve işten suratı asık döndü.